10.Derece Kurbet-i Hak

Allah(cc), bir âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Şüphesiz insanı biz yarattık. Nefsinin ona ne fısıldadığını da biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız."(Kâf,16) bu âyeti kerîmede Allah u Teâlâ (cc) kuluna ne kadar yakın olduğunu işaret etmektedir. Diğer bir âyet-i kerimede "...Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Enfal,24) Yani O, hikmet ve dalâlet mevzuunda yegâne hüküm sahibidir. Kişinin kalbini ister hidâyete çevirir isterse dalâlete kalbeder.

Bu mânâların hepsinde, Allah'ın kuluna ne kadar yakın olduğunu ortaya koyar. O'nun yakınlığının mâhiyeti başka hiçbir yakınlığa benzemez, insan yakın olmayı hayalinde ne türlü canlandırıp şekil verirse versin, asla Allah'ın yakın olma hâlini tasavvur edemez. O hem şekil, hem de mâhiyet itibariyle bütün şekillerden farklı ve münezzehtir. Mesafe yakınlığı itibariyle Allah'ın yakınlığı, bütün yakınlıklardan daha bir yakındır.

Netice olarak insan bedeni kabiliyetlerinin elverdiği oranda düşünmeye ve tahayyül etmeye mahkum olduğu için, hiçbir zaman belli bir çerçeveyi aşıp, hayalde sonsuzu yakalayamayacaktır. Allah ise sonsuzdur. Ezelî ve ebedîdir.

Ey kardeşim şunu iyi bil ki Allah(cc), bütün insanlara aynı oranda yakındır. Her insan, Allah'ın kendisine yakın olduğunu bilmekle Allah'a yakın olmuş sayılmaz. Allah'a yakın olanların da kendine has mertebeleri vardır. Bu yakınlıklardan birisi, kurb'ü âmme'dir. Yani avamın yakınlığıdır, ikincisi ise ariflerin kurbudur. Bu hususta Mevlânâ hazretleri şöyle buyuruyor:

Allah yakınlığına eriştin de sanat,

sanatkârdan ayrı olmaz sanıyorsun ha!

Şunu olsun görmez misin?

Allah velîlerinin eriştikleri

yakınlıkta yüzlerce keramet,

yüzlerce iş güç var. :

Mesela demir Davud'un elinde mum oluyor.

Halbuki senin elinde mum demir kesiliyor!

Yaratma ve rızık verme yakınlığında herkes müsavidir.

Bu sıfatlar herkeste var.

Allah aşkının vahyi yakınlığına sahip olurlar.

Babacığım, yakınlık da çeşit çeşittir.

Güneş dağa da vurur, altına da.

Fakat güneşin altına bir yakınlığı var ki

öğüdün bundan haberi bile yok.

Kuru dal da güneşe yakındır, yaş dal da.

Güneş ikisinden de gizlenir mi hiç?

Fakat yaş, taze dalın yakınlığı nerde?

O daldan olgun meyveler devşirmede,

olgun meyveler yemedesin.

Fakat bir de bak, kuru dal, güneşe yakınlığından

kuruluktan başka ne bulabilir?

Ariflerin kurbu (Allah'a olan yakınlığı) iki nev'ide hâsıl olur. Birincisi nafile ibadetlerle, ikincisi farz ibadetlerle. Kul nafile ibadet sayesinde öyle mertebeye gelir ki artık o mertebede, Hakk'la yürür, Hakk'la konuşur, Hakk'la görür, Hakk'la işitir. Nitekim bir hadis-i kudsîde Allah(cc) şöyle buyuruyor: "Bana daima nafile ibadetle yaklaşan kulumu, ben severim. Hatta öyle severim ki; onun işiten kulağı olurum benimle işitir. O'nun gören gözü olurum, benimle görür. O'nun eli olurum benim kudretimle tutar. O'nun yürüyen ayağı olurum, benim irâdemle yürür."

Meşâyih-i kiram, bu mertebeye nafile kurbiyeti derler. Çünkü bu derecelere nafile ibâdetle erişilir. Diğer bir yakınlık çeşidi başta da izah ettiğimiz gibi, farzlarla sağlanan bir kurbiyettir. Bu kurbiyet, nafile ibadetle elde edilen kurbiyetten daha evlâdır. Rasûlullah'ın[savl Allah u Teâlâ'dan haber vermesine göre, Allah(cc) şöyle buyurdular: "Bana, üzerlerine farz kıldığım ibadeti ifâ edenlerin ifâ etmeleri kadar sevimli birşey yoktur."

Nafile ibadetlerin sağlamış olduğu kurbiyette Hak, kulun âleti mesabesindedir. Az önce yaptığımız izahlarda yer alan "...onun gözü olurum, benimle görür vs...." ifadesinde olduğu gibi farz ibadetlerde katedilen kurbiyet mertebesinde ise kul, Hakk'ın âleti durumundadır. Böylece Allah u Teâlâ'nın nice kudreti ve hikmeti o kulunda açığa çıkar, zahir olur. Şu an zikredeceğimiz âyet-i kerime buna işaret etmektedir. Allah u Teâlâ şöyle buyuruyor: "....Ey Muhammed! Kafirlere attığın zaman, aslında sen atmadın. Fakat Allah attı..."(Enfal, 17) Ayetten anlaşılacağı üzere, atmak fiilinde Hz. Peygamber, Rabbine âlet mesabesindedir. Ve Allah'ın kuvvet ve kudreti onun şahsında tecellî etmiştir.

Allah herşeyin en iyisini bilir.