3.Derece Hikmet

Resulullah(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Bir kimse kırk sabah ihlasla amel ederse, onun dili vasıtasıyla kalbinde hikmet çeşmesi açılır." Hikmet mevzunda ulemânın ve meşâyihin sözü çoktur. Meselâ bazıları bu mevzuda şöyle demişlerdir: "Hikmet, amelde ve sözde isabet etmektir." Diğer bazıları ise şöyle demişlerdir: "Hikmet ilmin tahkik edilip, amele dökülmesidir." Bizce en güzel tarif şudur: "Hikmet, birşeyin gerektiği gibi, yerli yerince vaz'edilmesidir." Bu tarif daha şümullü olup, bütün tarifleri ihtiva eder mâhiyettedir. Zîra, birşeyi mevzuna (yerli yerine) vaz' etmek (koymak) ve bunu hükme bağlamak hakâyık-i eşyaya (eşyanın hakikatine) ilmin uyarlanmasını (tatbikini) işaret eder. Bir kimse, hakâyik-ı eşyayı bilse ve muktezâsıyla amel etse ve hakkı yerine teslim etse, o kimse hakkıyla hikmet-i camia sahibidir. Hikmet erişen için büyük hayırlara vesiledir. Onun için Allah u Teâlâ âyet-i kerimede şöyle buyuruyor: "Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime de hikmet verirse ona, çok hayır verilmiş olur. Bundan, ancak akıl sahipleri ibret alır." (Bakara, 269)

Hüküm sahibi olan kimse, herşeyin hakkını veren kimsedir. Ve asla hakka tecâvüz etmez. Birşeyi vakti gelmeden oldum olasıya aceleyle yapmaz. Bu zikrolunan hasletlerin zıddını yapan ise asla hüküm sahibi olamaz.

Hikmet, hüküm sahibinin indinde iki kısma ayrılır: Birincisi mantûk anhâ, ikincisi ise meskût-u anhâ'dır. Mantûk-u anhâ olan hikmete misal, ulûm-i şer'iyye ve mearif-i akliyye'dir. Meskût'u anhâ'ya misal, ulûm-ü ledünnî ve esrâr-ı hakikî'dir. Ve dahi Cenab-ı Hakk'ın bazı kullarına azap kılması ve bazılarının ise arasatta ağlayacak olması, bir kısmının cehenneme girmesi onun hikmetine yorulacak şeylerdir. Bu hususlarda sükût etmek evladır. Allah u Teâlâ bu sırları bazı küberâdan olan seçkin kullarına izhar eylemiştir. Fakat bu sırları ifşa etmeyip, gizli tutmuşlardır. Nitekim Hazret Mesnevî'sinde şöyle buyuruyor:

İşin sırlarını kime öğretirlerse,

ağzını mühürlerler, dikerler.

Bu sırlara vâkıf olmayan kimsenin de yapması lâzım gelen şey, Allah'ın hükümlerine seksiz şüphesiz teslim olmaktır. Zira Allah(cc) işlerinde hiçbir zaman abesle hüküm vermez. O herşeyi olması gerektiği şekliyle yapar. Allah kullarına asla zulmetmez. Faraza bir kimse ömür boyu ibâdet ettiği halde Allah u Teâlâ onu ebediyyen cehenneme koyabilir. Veya bunun tam tersi de olabilir. Böyle yapmasından dolayı Allah'a -hâşâ- zalim gözüyle bakılamaz. Zira onun her hükmünün bir hikmeti ve sebebi vardır. O kullarını en çok düşünen ve en çok koruyandır. Salih olan kimse, onun hükmüne teslim olur. Bu mevzuda Hz. Peygamber(sav) şöyle buyuruyor: "Allah(cc) kulunun hayrına olan şeyden başkasını ona takdir etmez." Zira, Allah u Teâlâ hakedenin, hakettiği şeyin zıddını musaid etmez. Vaz'ettiği hükümlerde şerri irâde yoktur. O yegâne imtihan edicidir. O herşeyin hayır yönünde tezahürünü ister.