7.Derece Kalp sukuneti

Allah herşeyin en iyisini bilir. Allah u Teâlâ bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur: "imanına iman katmak için mü'minlerin kalplerine huzur ve sükûnet indiren O'dur. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah Hakîmdir. Alîmdir."

Sükûnet sâliklerin kalplerinde bir nurdur. Sâlik bu sükûnet ve nûr sayesinde, korku ve endişelerini yener. Üzüntüsünde ve sıkıntısında ise o huzurla tesellî bulur ve o nûr, bâtına da (tazyik mahiyetinde) zahire de akseden bir kuvvettir. Bu kuvvet ashâb-ı resûl'ün üzerinde çok bariz olarak görünürdü. Kendilerinden o kadar emindiler, vakarlarından, yürürken sanki başlarının üzerinde birkaç kişi oturuyormuşcasına dik ve sarsılmaz bir yapıya sahiptiler. Hz Mevlânâ bu mevzua münasip şöyle buyurmaktadır.

Nitekim Peygamber'in dostu da demiştir ki:

Peygamber bize birşeyden haber verdi, birşey söyledi mi

o seçilmiş Peygamber bu incileri saçtığı sırada bizden

yüzlerce huzur, yüzlerce vakar isterdi.

Hani başında bir kuş olur da uçmasın diye canın titrer.

Yerinden bile kımıldamaz, o güzel kuş havalanmasın dersin.

Nefes almaz, öksürüğün bile gelse kendini sıkar,

o devlet kuşu uçar diye korkundan öksürmezsin bile.

Allah'ın aşkından sarhoş hale gelmiş kemâl ehlinin sükûneti, Allah'ın takdirine herşeyi ile teslim olup boyun eğmektir. Ve kemâl-i edeble çizgiyi aşan sözlerinden ve davranışlarından kaçınmaktır.

Şath demek; çizgiyi aşmak demektir. Diğer bir mânâyla; söylenen sözde hem zahiren ve hem de bâtınen kin ve adavetin ve cahilliğin hâkim olmasıdır. Mantığın tamamen faaliyet dışı olduğu fütursuz ve yönü belli olmayan konuşma şeklidir. Bu tarz konuşma ve fiiller, şeriate mugayir olur. Meselâ "Cennete giren, Allah'la birdir" veya " Fakir olan kimsenin Allah'a ihtiyacı yoktur" Sözleri gibi... Bu sözlerin çoğu sekrin dört halinden ileri gelir velevki bu sözler, vahdetin tecellisinin sarhoşluğuyle sarfedilmiş olsa ve bu sözleri sarfeden zât, mühim bir mâkâma sahip olsa bile, söylediği sözler asla kabul edilemez. Nitekim Şeyh hazretleri Fütûhât'ında şöyle buyuruyor.

"Şath demek bir sâlikin, Allah'ın kendisine vermiş olduğu mertebeyi yine Allah'ın izni olmaksızın açığa vurmak ve onunla öğünürcesine sözler sarfetmektir. Şayet bu sarfedilen sözler Allah'ın emriyle oluyorsa, o zaman bu şatlı olmaz." Mesela; Rasûlullah(savl efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır. "Ben, benî Âdem'in Efendisiyim." Şeyh hazretleri, bu hadisteki ifadenin övünmek için olmadığını, bizzat Rasûlüllah'ın Allah katındaki asıl değerini yine onun izniyle ümmetine bildirdiğini söylemiştir. Şeyh hazretleri sözüne şöyle devam etmiş ve; "Şath muhakkikten sâdır olmaz. Onun için muhakkik-i kâmil için Rabbinden başka şuhûd yoktur. Rabbine karşı iftihar etmek şöyle dursun, onun için aslolan kulluktur" demiştir. Büyük ulemânın ve meşâyihten çoğunun görüşleri bu meyandadır. Kâmil olan, Şathtan kaçıp Allah'a sığınarak sükûneti bulur. Allah her şeyin en iyisini bilir.