...

BENİM ŞARABIM!
Seher vakti içtiğin şarap, sana tesir etmediyse, ben sana başka türlü bir şarap vereyim; onu iç.
Benim şarabım gerçekten de acayip bir şaraptır. Bir kıyamet gibidir. İnsanı diriltir.
Daha ilk kadehi içer içmez, nereleri gezersin? Neler görürsün? Neler…
İkinci kadehten Allah’a sığınırız. Üçüncü kadehi içince ne olacağını söyleyemem.
Ne gam kalır, ne iş güç kalır. Herkes yerlere yıkılır, ondan sonra da sizi alırlar, nereye çeker götürürler, Allah bilir!
Sen, kokuya, renge takılıp kalmışsın. Onların esiri olmuşsun; taşa, taştaki resme benziyorsun.
Şu taşın kalbinden, kaynak suyu gibi kayna da, fışkırarak çık!
Hele ey kerem sahibi saki!
O kırmızı şarabı sun da öyle bir hale geleyim ki, çekinmeden, korkmadan senden, senin güzelliğinden bahsedeyim.
O büyük kadehi bana, kendi kuluna sun da, onun mahmurluğuyla nasıl başımı kaldırmışım, yukarılara dalmışım, seyret!
Ötelere; beni ırmak edip akıttığın yere bakıyorum.
Zaten, o ırmak, denizden akıp gelmişti. Şimdi de geldiği yere; denize doğru akıyor.

(MEVLANA)