10.Derece Gına

Müslim ve Ebu Davûd'da yer alan bir hadis-i şerifi Ebû Hureyret(ra) rivayet ederek şöyle dedi: Resûlullah(sav)şöyle buyurdular: Hakikî zenginlik mal çokluğundan dolayı olunan zenginlik değildir. Bilakis nefis zenginliğidir." Diğer bir sözde, "Hırs sahibi olan fakirdir. Hakikî zengin ise, kanaat sahibi olanlardır", denilmektedir. Resûlullah efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Kanaat bir hazinedir, zenginlik değil." Kanaatten kasıt ise, ilmin verdiği rûhâniyyetle kalbin zevk almasıdır. Ve kişinin kemâle ermesidir. Bu aynı zamanda kalbin zenginleşmesidir. Allah'la olmak ise en büyük zenginliktir. Çünkü Allah(cc) zenginlerin en zenginidir. Allah'la olmak, eşya ve sebepleri aşmakla olur. Zira sebeplere muhtaç olan, sebeplerin fakîridir. Kendi gibi fakr sahibinin fakiri olmak, fakrın son sınırıdır. Onun için ehl-i dünya haddizatında fakirlerdir. Hakikatteki zenginlik ise, esbâb (sebepleri) ve eşyayı aşıp Allah'la zengin olmaktır. Onun için meşâyih fakrı; "Hiçbir şeye ihtiyaç duymamak" şeklinde tarif etmişlerdir. Fakir ancak ve ancak Allah'a muhtaçdır. Ama burada bir soru hasıl olur. Ve çoğu meşâyih demişlerdir ki: "Fakir olan aslında, herşeye muhtaç olan kimse demektir." Şeyh hazretleri de Fütühât'ında, "Bizim katımızda fakir olan, herşeye muhtaç olan demektir" demiştir.

Şimdi, "Burada tezat var; onu nasıl izahedeceksin" dersen, ben de cevap olarak şunu söylerim: Allah'a fakir olan, herşeye fakir olur. Bu mertebede fakirlikle zenginlik aynı şeydir. Onun için Hz. Ali -kerremellahü veçhe- şöyle buyurmuştur: "Fakirlik ve zenginlik iki ayrı binektir. Hangisine binersen bin." Yani yeter ki bin demek istiyor. Onlar sana binmesin. Arif olanların katında ise fakr ve gına (zenginlik) birdir.