2.Derece Azim

Allah u Teâlâ bir âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Ey Muhammed! Bir işi yapmak istediğinde Allah'a tevekkül et" Kastile azmin arasında şu fark vardır. Kast; yapılacak olan işin kalbi olarak niyetini kalpte taşımak demektir. Azmetmek ise, kastı tahkik ederek niyet edilen işi fiiliyata dökmek ve neticelendirmektir. Kast ve azmi kendisinde taşıyıp ta başarıya erenlerin başarılarının sırrı, hasenatlarındandır. Bunun aksi ise seyyiâtlarındandır.

Müridlerden bazıları kastı kendilerinden uzak görürler. Onu elde etmek ve ona yaklaşmak için gayret sarfederler. Ve bu sarfettikleri gayreti kendilerinden bilirler. Fakat murad mertebesinde olan kimseler, azimeti ve kastı kendi nefislerinden değil Hakk'tan bilirler. Hatta mutlak mânâda azimeti bir eksiklik görürler. Zira âyet-i kerimedeki "Siz nerede olursanız olun O (Allah) mutlaka sizinledir" ifadesine binâen, her an Allah'la beraber olan ve her an onu müşahede eden kimse niçin azîmet ve kast yoluna gitsin ki? Mürîd olanların bu makama erişebilmeleri için evvela, vefa mefhumuna erişmeleri lazımdır. Âşinâ olduktan sonra ise gayri terketmeye azmetmeleri lazımdır. Azimden de halâs olduğu vakit fenâfillah makamına erişmiş demektir. İşte bu mertebede görür ki, kasteden de kastedilen de aynıdır. Ve birdir.

Tıpkı bunun gibi Allah tapısını arayan da,

Allah geldi mi yok olur.

O vuslat ebedîlik içinde ebedîliktir.

Ama o ebedîlik önce yokluk suretinde tecellî eder.

Nûr arayan gölgeler nûr zuhur etti mi, yok olur.