6.Derece Yakin

Muaz ibn-i Cebel'in rivayet ettiğine göre, Arabînin birisi Resûlullah efendimize[sav] gelip şöyle sordu: "Ya Resûlallah bir kimse ki ameli çok, günahı az. Ancak imanda şüphe sahibi. Bunun hali ne olur" Resûlullah(sav): "Şüphesi amellerini boşa çıkarır" buyurdular. Arabî tekrar sordu: "Peki ya Resûlallah, bir kimse varki, ameli az, günahı çok ama Allah'a imanda şüphesi olmadığı gibi yakîn sahibi. Bunun hakkında ne dersiniz" Resûlullah efendimiz (sav) cevap vermeden sustu. Arabî tekrar konuşmaya başladı, "Allah aşkına ya Resûlallah! Birincisinin şüphesi amellerini boşa çıkardığına göre, ikincisinin yakîn olan imanı günahlarını silmez mi" Resûlullah efendimiz (sav) Evet, isabet ettin" buyurdular. Yakîn demek lügatte, bir nesneyi yakînen bilmek demektir. Meşayih buna ayne'l-yakîn mertebesi demiştir. Yakın üç mertebeye ayrılır.

Birincisi ilme'l-yakîn'dir. İlme'l-yakîn demek, Resulün Cenab-ı Hakk'tan getirdiğini, yani ahkâm-ı şer'iyyeyi ve diniyyeyi kabul etmektir. Ve umur-u diniyyeden ve sıfatullaha ait bilgilerden hepsine itibar edip kabullenmektir.

Şeyh hazretleri Fütuhat'ında şöyle buyuruyor: "Allah'ın bir evi vardır. Ona Kabe denir. Bulunduğu şehre ise Mekke müslümanlar o evi tavaf ederek hac farizalarını yapmış olurlar. Bu hükme binâen haccetmeyi kabul edip Kabe'yi tavafa gelmek, ilme'l yakîni ifade eder. Kabe'ye geldikten sonra Kabe'yi bizzat görmek, ayne'l-yakîn'dir. Kabe'yi müşahede ettikten sonra, daha önce duymadığı gönül zevkini duyarak, Allah'ın evini sair evlerden binlerce derece üstün tutmaksa Hakka'l-yakîn'dir. Ki hiçbir şey ona denk değildir."

Bütün âlem ona "Sen Allah yolundasın; dinin doğru" dese,

o, onların lafına güvenmez; o sözlerden gururlanmaz.

Onun tek canı, onlara çift olmaz.

Yahut herkes "Sen yolu azıtmışsın; kendini dağ sanıyorsun,

ama bir saman çöpüsün sen" dese,

onların kınamasına aldırış etmez; onların kininden,

hasedinden dertlenmez.

Hatta dağla deniz bile söze gelse de

"Sen sapıklıkla eş olmuşsun" dese,

bir zerre bile hayale düşmez; azıcık olsun,

kınayanların kınamasından elem duymaz.

Şeyhü'l-lslâm hazretleri ayne'l-yakîni şöyle tarif etti. Ayne'l-yakîn, bir şeyi idrâk etmede, o şeyin varlığına ait delilleri aşmaktır. Ve o şeyi olduğu gibi müşahede etmektir. Hakka'l-yakîn ise, Allah'ın varlığının nuruyla kulunu kuşatmasıdır. Ve karanlığın kesifliğinden kurtarmasıdır."

Hz. Ali(r.a) şöyle buyurdu: "Hakka'l-yakîn, ayne'l-yakînden halas olup Allah'ın nurunu keşfetmektir." Bu aynı zamanda yakînden de halâs olmaktır. Çünkü yakînde bir yakîndir. Ondan dahi kurtulmak ve böylece hakka'l-yakîn'e vâsıl olmak gerekir. Ve fena bulmak ancak bu vaziyette mümkün olur.