8.Derece Kalb-i Zikr ve Zikr-i Hakiki

Muhakkiklerin indinde zikir üç kısma ayrılır:

Birincisi, lisan ile yapılan zikir.

İkincisi, kalbî zikir.

Üçüncüsü ise, zikr-i hakikîdir.

Lisan ile zikir ikinci kısım, üçüncü bâb'da açıklanmıştır.Bu bölümde daha ziyade, zikr-i kalbî ve zikr-i hakk yi açıklayacağız; ki asıl zikir bunlardır. Zira yapılan zikir kalbî ve hakikî olmayıp sadece lisan ile yapılsa onun Sâlik'e sevaptan başka bir faidesi yoktur. Ve zikreden kimse Allah'ı müşahedeye yol bulamaz. Nitekim Hazret Mesnevi'de şöyle buyurmuştur.

Sıfattan, addan ne doğar? Hayal.

O hayal, sahibine ancak vuslat delili olur.

Medlulü olmayan bir delalet edici gördün mü hiç?

Yol olmadıkça katiyen gül de olmaz.

Hakikati olmayan bir ad gördün mü hiç?

Yahu kâf ve lam harflerinden gül topladın mı?

Mademki ismi okudun, var müsemmayı da ara.

Ayı gökte bil, derede değil.

Addan ve harften geçmek istersen,

hemen kendini tamamiyle arıt kendinden, yok ol.

Bu beyitler kalbî zikri ifade eder. Kalbî zikir demek zikredilenin vecdiyle kalbin huzuruna ermesidir. Allah'ı zikrederek kalbe davet etmek ve kalbini Al­lah'a mekan olarak tahsis etmek, kalbi mâsivâullahtan temizlemekle mümkün­dür. Bu mânâya muvafık olarak, Şeyhu'l-lslâm hazretleri şu âyet-i kerimeyi şu şekilde tefsir ediyor. Ayet; "Rabbini unuttuğun an zikre, yani Rabbini, Rabbinden başkasını unuturak zikret. Ve safa bul. Çünkü zikredenin başkasını nefyederek yalnızca Allah'ı zikretmesi hakikî zikridir. Asıl başkası ve yabancı olan ise insanın kendi nefsidir. İnsan Allah'ı zikrederken , kendi nefsini dahi unutacak dereceye gelmelidir. Allah'ın zikrinde kendini kaybetmelidir. Böylece zikir ve zikredilen birleşir, bir haline gelir. Zikirde tevhid budur. Zikirde tevhide ulaşırlar. Hakikî mertebeye ulaşmış olurlar. Kâşânî hazretleri Menâzir-i sâir-in'de şöyle buyuruyorlar:

"Zikr-i hakikî, Hakk Tealinin seni ezelde zikretmesini müşahede etmendir. Ve kendi zikrinin şühûdundan halas olmaktır. Ibn-i Atâ bir hadis-i kudsîyi rivayet ederek şöyle dedi: Allah u Teala Dâvud(as)'a vahyederek şöyle buyurdu: "Ey Davud, benim kendilerini zikretmemden dolayı ferahlasınlar ve bu nimetin kıymetini bilsinler." Yani benim kendilerini ezelde zikretmem münasebetiyle ne büyük bir lütufla karşı karşıya bulunduklarını idrâk etsinler. Zira onlar yani insanlar ortada yok iken ben onları yoktan var eyledim. Şayet bu nimetin farkına varmazlarsa varacakları yer belâ ve âfetlerdir. Bu hadisin mânâsı buna delalet eder.

Allah herşeyin en iyisini bilir.