7.Derece Halktan ve Sairlerden Hakka Firar Etmek

Allah u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Ey Muhammed! Sen onlara şöyle söyle; "Allah'a koşun! Şüphesiz ben, Allah tarafından sizlere gönderilen apaçık bir uyarıcıyım." (Zariyat, 50)

Şeyhu'l-İslâm 'menâzil-ü Şâirin' de şöyle buyuruyor: "Firar, vücudu olmayandan (halktan) vücûdu bakî olana (Hakk'a) kaçmaktır." Bir kul safayı kalp ile Allah'a firar etmez ise ve buna mukabil Hak Teala onu kendi katına cezbetmek isterse, bunun alâmetleri halkın o kimseye buğz ve düşmanlık göstermeleri şeklinde tezahür eder. Böylece o kimsenin kalbi halktan soğur ve Hakk'a yönelir. Ibn-i Ata hazretleri şöyle buyurmuştur. "Allah u Teala birini rahatsız etmek isterse, onun başına zor şeyler musallat eder ki, tâ sükûnete ersinler." Zira, halkla yetinmek ve onların arasında tatmin bulmak Hakk'tan yüz çevirmeye vesiledir. Halkın sâlike karşı buğzetmeleri de, onu sevmeleri de aynıdır. Bu meyanda Hz. Mevlânâ sâlikleri irşad maksadıyla şu beyitleri buyurdular:

Hakikatte dostlar senin düşmanlarındır.

Çünkü Allah'tan seni uzaklaştırır ve meşgul ederler.

Eğer âlemde halkın sana şu cefasını bilsen,

bu sence gizli bir altın hazinesi sayılır.

Halkı sana karşı kötü huylu eder de sonunda çaresiz kalır;

hepsinden yüz çevirirsin.

Senden yüz çevirdiği için feryad etme.

Kendini ahmak ve bilgisiz bir hale düşürme.

Allah'a şükret; yoksullara ekmek ver ki onun çuvalında

eskimedin, yıpranmadın.

Ebu'l-Hasan Şâzelî ve Abdü's-Selâm'ın çoğunlukla ettikleri dua şu imiş:

"Ey Allahım! Halkın bana olan nefretini arttır. Ve onların kalplerini benden eğrilt. Tâki yöneleceğim tek yol ve tek merci sen olasın."

Hz. Şeyh Fütuhât'ında şöyle buyurdular:

"Allah u Teala'nın Kur'an'ında anlattığı üzere Hz. Mûsa[as] Firavun ve ona tâbi olanlara şöyle dedi: "Ben o suçu işlerken cahillerden biriydim. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hikmet lütfetti ve beni peygamberlerden kıldı. Israiloğullarını köleleştirmesi karşısında, o başıma kaktığın bir nimetmidir?" (Şuara, 20-21-22)

Şeyh hazretleri buyururlar ki:

"Allah u Teâlâ Mûsa [as]'nın firarına, risâlet, hüküm ve hilâfeti verdi. Halkın şerrinden âşıklara ise; zevk-i hilâfeti, zevk-i vuslatı verir." Avamın firarı ise, eşyadan hidayete kaçıştır. Ve onların duası; "Allahım yaratmış olduğun şeylerin şerrinden sana sığınırım." duasıdır. Havasın firarı ise sıfattan sıfatadır. Onların duası ise; "Allahım öfkenden rahmetine sığınırım. Allahın gazabından rızana sığınırım" duasıdır. Ancak Ehass-ı Havassın duası, Hüdâdan yine Hüdâyadır. "Allahım senden sana sığınırım" derler.

Şeyhü'l-lslâm Menâzil-ü es-sâirîn de şöyle diyor:

"Firar üç derece üzeredir. Birincisi, avamın cehaletten ilme ve eshab-ı yakine kaçmasıdır. Ve bunlara göre firar, amel etmek ve itikâdî doğrultuda kararlılıkla ibâdetleri devam ettirmektir. İnsanın tabiatında bulunan tembelliği yenip sa'ye sarılmasıdır. Havasın firarı ise; sır olan haberlerden şühûd alemine geçmek ve görünüşten muhtevaya (usule) geçmek ve kalabalıktan - tecrid olarak yalnız kaçmaktır. Yani şeriatin görünüşte va'z ettiği ahkâm ve usûlden, tarikatın bâtınî sırlarına dalmak ve orada Allah'ı müşahedeye ermektir. Buradaki tarîkin usûlü Allah'ın sıfatları ve onun tecellileridir. Ehass-ı Havas'ın firarına gelince, bunların firarı, mâsivâdan Hakk'a firar etmektir. Bu nevi firar, insanın kendi vücudundan halâs olup Hakk'a erişmesidir. Ve Hakk'ta vücud bulmasıdır. Ondan sonra ise Hakk'a firar etmekten firar ederler. Böylece insaniyetten tecrid olup Hak'ta fena bulurlar.