BENİM CANIM SENSİN KENDİ CANIMI İSTEMİYORUM

Yine öyle bir coşkunluk halindeyim ki, canına yemin ederim. Beni ne biçim bağlarla bağlarlarsa bağlasınlar, hepsini koparır atarım.
Benim aziz ömrüm sensin, ben fani ömrü istemiyorum. Canına yemin ederim ki, benim canım sensin, ben dünyaya meyleden gamlarla dolmuş olan kendi canımı istemiyorum, ondan vazgeçtim.
Bir su kabından su içsem, o suyun içinde senin hayalini görürüm. Canına yemin ederim ki, ben sensiz bir nefes alsam; onsuz neden yaşıyorum diye pişman olurum.
Sen olmadan ben havalara yükselsem, göklere çıksam, siyah bulutlar içime gamlarla dolar, ağlarım. Canına yemin ederim ki, sensiz gül bahçesine girsem, kendimi zindanda hissederim.
Kulağım senin adından başka ses duymaz. Aklımın, fikrimin duyduğu şey, senin kadehinin sesidir. Canına yemin ederim ki, ben çok perişanım, yıkılmışım, gel de beni kaldır, canlandır.
Ey beni doğru yola götüren aziz varlık! Mabette de maksadım sensin, mescitte de sensin. Sen nereye yüz çevirirsen, canına yemin ederim ki, ben de yüzümü oraya çeviririm.
Ben aşkla konuşuyordum, diyordum ki;
‘Aşk arslandır. Ben de ceylanım.’ Fakat canına yemin ederim ki, ben arslanlardan kaçmak şöyle dursun, onları ben gözetirim, onlara bekçilik yaparım.
Ey içten içe inkar eden; gizlice inkar etme! Canına yemim ederim ki, ben alına yazılan gizli yazıyı bile okurum.
O bir türlü anlaşılamayan , neliksiz niteliksiz varlık, acaba şu kanlarla dopdolu gönlüme nasıl bir yakınlık gösterdi ki; canına yemin ederim, bütün yakınlarımdan uzak düştüm.
Sen, kurbanlık canın bayramısın. Bütün aşıklar, senin kurbanlarındır.
Canına yemin ederim ki, ben senin kurbanınım, beni matbahına çek!