BİR DAMLAYIM Kİ HEM DAMLAYIM HEM DENİZ

Bana nasılsın diye soruyorsun? Nasıl olduğumu ben söyleyemeyeyim, sen bak da gör! Harap bir haldeyim, kendimden geçmişim, deliler gibi aklım başımda değil, sarhoşum.
Meğer gökyüzü gibi ay’ın evi olmuşum. Sevgilinin aşkı yüzünden gökler gibi kararsızım.
Yanlış söyledim, ben aşkın mizacına sahibim. Bu yüzden dönüp dolaşmayı da, durup dinlenmeyi de bilmiyorum.
Sevgiliden ayrıldığım için, sanki dünyanın direği olmuşum gibi ağır bir yük altında eziliyorum.
Ben görünüşte bir zerrenin yarısından da küçüğüm. Fakat aşk bakımından alemden de genişim, dünyadan da büyüğüm.
Bir damlayım ki, hem damlayım hem deniz! Çeşitli yönden, çeşitli şekiller ve hadiselerle denenmedeyim, imtihan edilmedeyim.
Bu sözü ben söylemiyorum. Bu söz aşkın sözü; ben bu ince sözü bilmeyenlerdenim,
ben bir hiçim, hiç!
Bu hikaye, bu aşk macerası binlerce yıllık bir hikaye. Bunu ben nereden bileyim? Ben daha dünkü çocuğum.
Fakat öyle bir çocuğum ki, ben evveline evvel olmayan, kadim olan o ezeli büyük varlığa aidim. Beni o yarattı, bu çocuk yüzyıllardan beri onunladır.
Bu sözler balçıktan doğan sözler, ormandaki dolambaçlı yollara benziyor. Kendimi nasıl bir renkte göstereyim ki, ben o dolambaçlı yollardayım.
Hayır! Yanlış söyledim. Benim güneş gibi bir rengim var. Bu deni, alçak dünyanın bulutları içinde kalmış.
Sus, insanın toprağını tozutma! Çünkü ben peri gibi buralarda gizlenmişim.