EY VEFALI KİŞİ GEL GEL

Ey vefalı kişi, gel, gel, daha yakın gel! Beni, benliği, bizi, bizliği bırak! Çabuk, vakit geçirmeden gel!
Gel, daha yakın gel! Biz’den, ben’den vazgeç, gel, gel. Sen’lik ve Biz’lik yok oluncaya kadar gel. Ne ‘sen’ kalasın, ne de ‘biz’ kalalım!
Kibri ve kendini beğenmeyi bırak da, yere göğe sığmayan O büyükler büyüğüne gönlünde yer ver!
Cenab-ı Hakk, ezel aleminde ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim’ diye buyurdu.
Sen de O’na; ‘Evet Rabbimiz Sen’sin!’ diye cevap verdin.
Evet sözün şükrü nedir? Yani o emri nasıl yerine getireceksin?
Bu dünyada, şikayet etmeden, Hakk’tan gelen belalara , ıstıraplara sabretmektir. Ses çıkarmamaktır.
Belanın bir sırrı da; ben fakr, yokluk dergahının kapısını çalıyorum demektir.
Sen, kendinden kurtul, benliğinden temizlen, toprak ol, ayak altına seril de toprağından otlar bitsin. Ot gibi benliği üstünden atar, kurursan hoş bir şekilde aşk ateşine yanarsın.
Senin yanışınla meydana gelen kül, toprak, kimya gibi dertlere deva olur.
İlletlerle, nefsani arzularla dolu olan hayvani ruhunu ona ver de sonsuz olan, hoş olan insani ruhu elde et!