FERYAD ŞU ÇOK ÇABUK GEÇEN ÖMÜRDEN FERYAD

Ey aşıklar, ey aşıklar; dünyadan göçme zamanı geldi çattı!
Kulağım; ‘Kervan kalkıyor!’ haberini veren göç davulunun sesini duyuyor!
İşte şimdi kervanbaşı kalkmış, her şey hazırlanmış, yükler de develere yüklenmiş;
‘Ey kervan halkı; uyanın, kalkın! Ne olur ne olmaz, yollar tehlikelerle dolu; bize hakkınızı helal edin!’ diyor!
Bu hayat yolunda önden arkadan gelen sesler, göç sesleri, kervan sesleridir; develerin boynundaki çan sesleridir!
Bizden evvel göç edenler, ölüp gidenler olduğu gibi, bizden sonra da dünyaya gelenler var; bir çok canlar, mekansızlık aleminden gelmede, sayılı nefeslerini almaya başlamadalar!
Ötelerden, yıldızlardan, şu baş aşağı dönmüş kandillerin ışıklarından, şu masmavi gök perdesinin ardından, gizli şeyleri açığa vurmak için dünyanın her tarafından bölük bölük şaşılacak insanlar gelmedeler!
Şu dolap gibi dönüp duran gökyüzünden, sana ağır bir gaflet uykusu gelip seni bastırmış; sen, aklını başına al da, şu ağır uykudan sakın!
Feryad, şu çok çabuk geçen ömürden feryad!...
Ey gönül; sevgiliye doğru git; ey yar, yarin yanında bulun! Ey bekçi, uyanık ol; bekçiler uyumaz!
Sen, balçıktan yaratılmış idin, gönül oldun; bilgisizdin akıllandın! Seni bu çeşit buraya getiren, yine çekip sürüyerek seni buradan oraya götürecektir.!