GEL GEL Kİ DERDİNLE SEVDALARA DÜŞTÜM

Gel; gel ki derdinle sevdalara düştüm!
Kapıdan gir, içeri gel; içeri gel ki, yalnızlıktan çok perişanım; can vermek üzereyim!
‘Acaba, acaba’ diyorum; ‘Evden halimi sormak için mi çıktın; senin aşkının delisi olduğum için, ne hale geldiğimi, zavallılığımı gel de, kendi gözlerinle gör!
Geldin, değil mi? Peki armağan olarak bana ne getirdin? Onu bana ver; bana ver yahut getirdiğini önüme koy da, şöyle karşımda otur! Hiç olmazsa, bir an için olsun, karşımda dinlen, dinlen!..
Gitme; gitme, yalvarırım sana! Neden biraz oturup dinlenmeden hemen gitmek istiyorsun?
Söyle; söyle, neden bana gelmede gecikiyorsun; neden hep böyle geç geç geliyorsun?
Senden ayrı düştüğüm için her an, nefes nefes feryadlar etmedeyim ve zaman zaman güzel yüzünü görmediğim için sevdalara düşmedeyim!
Hiç olmazsa, bundan sonra, sakın cefa yolunu arama; arama! Bu cefaları yapma; yapma ki, işimiz kötüye doğru gidiyor; her şey anlaşılacak, aleme rezil olacağız!
Geldin birazcık oturdun, hemen gidiyorsun ! Git, git; istemiyorum! Nasıl da, salına salına, işvelerle gidiyorsun!
Ama gitme; dayanamıyorum! Gel, gel; ne hoş cilveler yapıyorsun; sen, ne de edalı dilbersin?