GÖK BENİM ATEŞİME DAYANAMAZ

Temiz canına yemin ederim ki; ben sabredemiyorum. Sensiz yapamıyorum.
Ey aziz dost, ey cömertlik, ihsan ve vefa madeni, artık gel!
Sabrın yeri mi var? Sabır nedir ki: Sabır Kaf dağı da olsa, ayrılık güneşi ile erir yok olur gider.
İster bana inan, ister inanma da; ‘İş böyle değil!’ de!
Vefanın tertemiz ruhu üzerine yemin ederim ki: ‘Ben senin aşkında vefalıyım.’
Eğer sana karşı duyduğum derin sevgi hakkında çok konuştumsa, sözüm uzayıp gittiyse beni kınamayın; belki halimi anlarsınız, insafa gelirsiniz, acırsınız diye söylenip duruyorum.
Benim içimde sevgi tenceresini kaynatan bir harlı ateş var ki; o ateş, gökyüzüne düşse, gökyüzünün tavanını bile yakar, delik deşik eder, çökertir.
Gökyüzü tavanına, yüzyıllardan beri, güneşten ve onun ateşinden bir zarar gelmemiştir, güneş onu karartmamıştır. Ama, gök benim ateşime dayanamaz.
Dertli varlığımdan öyle bir kan ırmağı akmaktadır ki, onun nereden nereye aktığından benim bile haberim yok.
Irmağa; ‘Ey ırmak akma!’ diyeyim? Onunla nasıl başa çıkılır? Haydi, sen deniz kenarına git de, denize,; ‘Ey deniz, coşma, dalgalanma, köpürme!’ de; deniz seni dinler mi?