GÖNÜL ONUN YANAĞININ GÜLLERİ ARASINDA YUVARLANIYORDU

Eğer yarın mahşerde, başımı, onun sevda yakasından çıkarmama imkan yoksa, gönlüm onun perişan saçları gibi darmadağın olsun.
Ey güzellik polisi! Benim canım, senin la’linden çok cevherler çaldı. Onu hırpala , onu hırpala!
Yüzünü gizledikçe, saçları perişan olsun, darmadağın olsun. Yüzünün gizli kalışı yalnız beni perişan edecek değil ya! Benim gibi niceleri perişan olmakta.
Aşka düştüm, her şeyimi kaybettim. Onun aşk gül bahçesinin sevdası ile gül gibi elbisemi yırtacağım.
Bir gün gönül, onun yanağının gülleri arasında yuvarlanıp duruyordu. ‘Bu nedir? Bu ne haldir?’ dedim. Dedi ki: ‘Onun ihsanına düştüm de böyle yuvarlanıp duruyorum.’
Onun yanağının üstüne, perişan, zavallı halimi bildiren bir yazı yazacağım. Yanağı onu okusun. Zaten o yanak böyle yazıları okumakta pek ustadır.
fakat onun siyah renkli saçlarından korkuyorum. Çünkü nice gönülleri o siyah Hintli kahrederek bağlamıştır.
Ey gönül! Onu çehresinin çukuruna hayranlıkla bak! Oraya düşmekten korkma!
Çünkü o saçlar, ipini gören her gönlün zindanı, işte böyle bir kuyudur.