HİÇ BİR ŞEY SÖYLEME

Sararmış solmuş yüzümü gör de, bana hiçbir şey söyleme! Sayısız dertlerimi seyret de, Allah aşkına olsun, hiçbir şey sorma!
Kanlarla dolmuş gönlüme bak, ırmağa dönmüş gözyaşlarımı seyret! Ne görürsen geç hepsinden; neymiş, nasılmış diye bir şey sorma!
Dün gece hayalin gönül evinin kapısına geldi de, kapıyı çaldı. ‘Gel!’ dedi. ‘Kapıyı aç, fakat bir şey söyleme!’
Sen’in verdiğin ızdıraptan, gamından feryad diye elimi ısırdım. ‘Ben artık seninim, elini ısırma, hiçbir şey söyleme!’ dedi.
‘Sussam, hiçbir şey söylemesem, gönül buna razı olur mu?’ dedim. Bir ateş yaktın, yandırdın, alevlendirdin. Sonra da; ‘Gir içine; hiçbir şey söyleme!’ diyorsun.
Benim bu sözlerime karşı sevgili gül gibi güldü de; ‘Gir ateşe!’ dedi. ‘Gir de o ateş içinde yaseminler, yapraklar, çayır, çemenler gör ve hiçbir söz söyleme!’
Aşk ateşi, baştanbaşa söz söyleyen gül oldu. Gül yaprakları ateşten dil kesildi de;
‘Bizi yaratan sevgilinin lutfundan, ihsanından, büyüklüğünden, güzelliğinden başka bir söz söyleme!’ dedi.