NE BİLİRSİN Kİ BEN GÖNÜLDE HANGİ PADİŞAHLA BERABERİM

Sen ne bilirsin ki, ben iç alemde nasıl bir padişahla oturmaktayım? Sen benim sararmış yüzüme bakma, benim demir gibi sağlam ayaklarım var!

Ben, yüzümü beni yaratan ve bu dünyaya getiren o padişaha tamamıyla çevirmişim. Beni yarattığından ötürü, ona binlerce şükrüm var!

Ben bazen güneşe, bazen içi incilerle dolu denize benziyorum. Taştan, topraktan yaratılmış, değersiz bir varlık gibi görünüyorsam da, iç yüzümle, en aziz, en şerefli bir mahlukum.

Şu dünya küpünün içinde, bir arı gibi vızıldar dururum. Fakat sen, sadece benim bu sızlanmalarıma bakma, benim balla dolu bir kovanım var!

Şu çarkı döndüren su, ne de korkunç! Fakat ben, o suyun dolabıyım. O suyun üstünde hoş, tatlı iniltilerle dönüp duruyorum.

Her cüz’üm açılmış, neden solayım, perişan olayım? Altımdaki Burak eğerlenmiş bekliyor. Neden eşeğe kul olayım? Ayağımı akrep sokmadı ya, neden aydan geri kalayım? Sağlam bir ipim var, neden bu kuyudan çıkmayayım?

Can güvercinlerine, bir güvercinlik yaptım. Ey can kuşum, uç, benim bunlardan da sağlam yüzlerce kalelerim var!

Evlere vurur, evlere düşersem de, ben, mana güneşinin ışığıyım. Ben, topraktan, sudan doğdum. Anam balçıktır. Fakat ben, akikim, altınım, yakutum!

Sen, herhangi bir inciyi görsen, o incinin içinde, öte yüzünde başka bir inci ara! Çünkü her zerre; ‘İçimde bir define saklıdır!’ diye söylenip durmaktadır.

Her inci sana; ‘Güzelliğimle yetinme, alnımda parlayan nur, içimde yanan ışıktan ileri geliyor.’ demektir.

Ben sustum. Sende gerçekleri anlayacak akıl yok! ‘Gören, anlayan bir can gözüm var!’ diye kulağını sallama, kendini aldatma!