ŞARAP

Gül bana dedi ki; ‘Senin aklın yok mu? Dikenden ne beklersin? Onun kimseyi incitmemesini , batmamasını, yumuşaklık göstermesini mi istersin? Dedim ki: ‘Sen de ne diye aşık olanlarda, kendilerini bir sevdaya kaptıranlar da akıl ararsın?’’
Gül bana dedi ki; ‘Aşık olduğun, gönül verdiğin sevgili kimdir? Onu bana gösterebilir misin? Ona dedim ki: ‘Sen, aşık değilsin; kimseye gönül vermedin! Şu halde, ne diye sevgiliyi sorarsın, ararsın? Senin aşktan , haberin yok ki!..
Gül bana dedi ki: ‘Mademki sen aşıksın, sevgi seni mest etmiş, ben de mest olmak istiyorum! Ne olur, lutfet, aşk meyhanesinin yolunu bana göster!’ Dedim ki: ‘Senin o meyhaneye gidecek halin yok; sen, henüz bir çocuksun! Aşk meyhanesinde senin ne işin var?’
Dedi ki: ‘Sen ne kadar da fazla içmişsin, ne kadar da kendinden geçmişsin! Seni bu hale getiren, seni kendinden alan o şarap nasıl bir şaraptır? Ben onu nerede bulabilirim? Lütfen bana söyler misin?’
Ona cevap verdim de dedim ki: ‘Aptalca konuşma; haydi defol git! Aklını başına al! Sen ne arıyorsun? Aradığın şarap, senin bildiğin üzümden yapılan şarap değildir; sen, o şarabı bulamazsın!’
Dedi ki: ‘Dünyada kokusu gelmeyen, kokusu olmayan bir gül bahçesi var mıdır?’
Ona dedim ki: ‘Gül bahçelerinden sana koku gelmiyorsa, senin burnun koku almıyorsa, ne yüzle gül bahçesi ararsın, sorarsın?’
Gül bana dedi ki: ‘İnsanlardan vefa bekleyenler, vefa umanlar, uykuya dalmışlar, rüya görüyorlar!’ Dedim ki: ‘Sen, neden uyanık iken rüya görmek istiyorsun; onun hayaline kapılır da, onu arar durursun!’