SEHER VAKTİNDE İÇİM YANARAK SANA DERTLİ MEKTUP YAZDIM

Gel; gel ki, senin ayrılığın yüzünden bende ne akıl kaldı, ne de din!
Bu zavallı, bu kimsesiz gönülden sabır da gitti, karar da!
Yüzümün sararmasını , gönlümün derdini, içimin yanışını sorup durma! Onların halleri anlatılamaz, anlatışa sığmaz!
Gel de, ne halde olduklarını kendi gözlerinle gör!
Senin hararetinle, senin ateşinle pişmiş somun gibi kızarmış yüzüm, şimdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere saçılmadadır!
Ben, önceden, senin güzel yüzünden ayna gibi hayaller toplar, hayallere dalardım!
Gel de, sararmış benzime bak, bumburuşuk olmuş yüzümü seyret!
Derede eğri büğrü, sağa sola akıp duran su gibiyim! Ayrılık, peşimi bırakmıyor; sağımda solumda pusu kurmuş, beni gözlüyor!
Yerlere ve göklere sığmayan güzelliğine aşık olduğum için, yüzümü, yeryüzü gibi, gece gündüz göklere çevirmişim!
‘Allah aşkına, bu seferden dön ve bize doğru gel!’ diye seher vaktinde içim yanarak dertli bir mektup yazdım ve götürüp sana vermesi için onu seher rüzgarına verdim!
O mektubumda dedim ki; ‘Başında kil bile olsa yıkama, gel! Ayağına diken bile batsa, onu çıkarmak için oturma, vakit kaybetme!’