SEN BENİM CANIMSIN BEN CANSIZ NASIL YAŞARIM

Ne olur, sevgilim yarın gelse de elimi tutsa, yahut pencereden bakışını uzatsa, ayın ondördü gibi parlak olan yüzünü bana gösterse…
O canıma canlar katan sevgili, kapıdan içeri girse de, insafsız ayrılığın bağladığı elimi, ayağımı çözse, beni kurtarsa…
Ona derim ki: ‘Ey benim canım, eybenim hayatım, senin canına yemim ederim ki,
sensiz hayat pek tatsızdır, pek manasızdır. Sensiz işret hoşuma gitmiyor. Beni sevindirmiyor, şarap bile sen olmayınca beni mest etmiyor.
Nazlanır da; ‘Git, benden ne istiyorsun? Senin sevdan bana bulaşır da ben de sevdalnırsam diye senden korkuyorum’ derse, bende kılıcı, kefeni alır önüne korum. Yere kurbanlık koyun gibi yatar, boynumu uzatırım da, derim ki: ‘Eğer seni rahatsız ediyorsam, başını ağrıtıyorsam, kılıcı al, hiç acımadan için rahat olarak boynumu kes girsin…’
Sevgilim, sen çok iyi bilirsin ki, ben sensiz yaşamak istemiyorum, ölüyü dirilten Allah’a yemin ederim ki, ölüm bana ayrılıktan daha tatlıdır, daha hoştur.
Benim seni nasıl sevdiğime inanıyor musun ki, benden yüz çevirdin? Sana her zaman ‘Düşmanların sözleri asılsızdır, iftiradır.’ Demiyor muydum?
Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yaşarım?
Sen benim gözümsün, ben gözsüz nasıl görebilirim?