SEN BİZİM GİBİ DOST BULAMAZSIN

Gel; gel ki, sen, benim gibi bir dost bulamazsın! İki dünyada da bizim gibi gönüller aşığı bir dost bulamazsın!
Sen, kupkuru çorak bir vadi gibisin; bizse, sevgi yağmuruyuz! Sen yıkılmış, harab olmuş bir şehirsin; biz ise yıkık yerleri tamir eden, yeni binalar yapan mimarız!
Uykuya yatınca, rüyada binlerce şekil görürsün; gezer tozar, insanlar arasına karışırsın! Uyanınca, o insanlardan hiç birinin mevcut olmadığını anlarsın!
Aklını başına al da, seni yaratanın şifa yurduna gel; bütün hastalara şifa bağışlayan o büyük hekimden hiçbir hasta çekinip kaçamaz!
O eşsiz padişah olmasa, dünya, başsız bir bedene döner! Sen, benzeri olmayan o başın etrafına sarık gibi sarıl da, ondan asla ayrılma!
Yüzün kara değilse, yani, yüzünde günahlardan arta kalan lekeler yoksa, aynayı elden bırakma! Çünkü can, senin aynandır; balçıktan yaratılmış bedeninse, o aynanın pasıdır, lekesidir!
Gel de, beni zaman zaman hatırla, beni aklına fikrine getir! Çünkü, o aklı, o düşünceyi sana ben verdim! Eğer la’l satın almak istiyorsan, benim madenimden al!
Eğer yürüyüp gideceksen, sana ayak lutfeden, yürüme gücü veren o büyük varlığa doğru git; iki gözünü aç da, sana görüş verenin, güzel eserlerle dünyayı süsleyenin yarattıklarında, onu görmeye çalış!
Coşan, dalgalanan, köpürüp duran denizi hayranlıkla seyrediyor, neşeleniyor, el çırpıyorsun! Seni neşelendiren köpükler, onun denizinin köpükleridir! Bu yüzden, onun neşesine ne gam gelir, ne keder!
Onun sözlerini baş kulağı olmaksızın duy; ona, dilsiz dudaksız hitap et; söz söyle! Çünkü, dille söylenen sözlerin bazen hoş olmayan yalan sözler, bazen de, gönül kıran acı sözler olmamasına imkan yok!