SENİ SEVEN DOSTLARIN YAPTIKLARI İYİLİKLER HAKK’IN İLTİFATIDIR

O güzel padişahı, o güzellerin gözünü, çerağını gördüm.
O gönül dostunu, derdimi dert edinen o canı, o cana canlar katan cihanı gördüm.
Akla akıl vereni, safaya safa bağışlayan aziz varlığı gördüm.
Beni büyüleyen o güzeller güzelini gördüğüm için bedenimin her zerresi sevinmiş, neşelenmiş,
‘Allah’a şükürler olsun.’ diyordu. Bu görüşün verdiği manevi zevk ve heyecan anlatılamaz ki!
Hazreti Musa da ansızın ağaçtan gelen o nuru görünce sevinmişti de;
‘Artık onu araştırmadan kurtuldum. Allah bana lutfetti de aradığımı buldum.’ dedi.
Hazreti Musa ağaçtan gelen o göz kamaştırıcı nuru görünce, Cenab-ı Hakk; ‘Ya Musa, yolculuğu bırak ve elindeki asayı at.’ diye buyurdu.
Musa yalnız asayı atmadı. Gönlünde bulunan dünyaya ait bütün istekleri de attı. Akrabasını, sevdiklerini, en yakın dostlarını da gönlünden çıkardı attı.
Sonra Musa’ya; ‘Ayağına giydiğin nalınları da çıkar at.’ emri geldi. Böylece ayağından çıkardığı bir çift nalınla beraber birçok güzellikleri, zevkleri olan dünya ile ahreti de, dolayısıyla yalnız dünyadaki süsleri, hoşlukları değil, ahrette vaat edilen zevkleri de gönlünden çıkardı.’
Çünkü;
Gönül evine Cenab-ı Hakk’dan başkası sığamaz. Bu husuta peygamberlerin çok hassas davrandıklarını, kıskançlıklarını ancak gönül bilir.
Hazreti Musa nura doğru yaklaşırken, Cenab-ı Hakk; ‘Ya Musa! Elinde ne var?’diye buyurdu.
Musa da; ‘Yolculukta işimize yarayan asadır.’diye cevap verdi.
Cenab-ı Hakk buyurdu ki: ‘Ey Musa elindeki asayı at da Allah’ın şaşılacak işlerini gör!’
Musa asayı atınca, asa büyük bir yılan, bir ejderha oldu. Musa da ejderhayı görünce korktu kaçtı.
Cenab-ı Hakk; ‘Korkma! O yılanı eline al da onu tekrar asa haline getireyim.’diye buyurdu.
‘Dayandığın, yardımına güvendiğin asayı yılan yaparak, sana düşman haline sokmuştum, Şimdi onu tut da tekrar asa haline gelsin, düşmanına karşı sana bir yardımcı olsun.
Böylece seni seven, sıkıntılı zamanlarında sana yardım eden, iyilik seven vefalı dostların iyiliklerinin benim sana olan gizli bir lutfumdan ibaret olduğunu ve başkasından sana vefa gelmeyeceğini bilmeni, anlamanı istedim.’
Ele, ayağa bir dert verince, elin ayağın senin için bir yılan olur.
Ey el! Bizden başkasının yardımını isteme!
Ey ayak! En son gidilecek yerden başka yeri isteme!
Bizim sana verdiğimiz zahmetlerden, sıkıntılardan kaçma, nereye gidersen git, her yerde bir zahmet, bir sıkıntı, bir dert vardır. Vardır ama o dert, o zahmet seni bir dermana ulaştırır.
Bu dünya da hiçbir kimse yoktur ki, bir dertten kaçsın da; ‘Kurtuldum.’derken daha beterine uğramasın.
Seni avlamak için bir tuzak kurmuşlardır. Oradaki yeme kapılma, yemden kaç; korku oradadır. Korkuyu sen akla bırak! Çünkü sevgi korku bilmez.
Şems-i Tebrizi lutuf buyurdu, fakat gidince lutfu da aldı beraberinde götürdü.