SENSİZ BEN BAHARI NE YAPAYIM

Şişe fabrikasına doğru taş atma! Gönlü yaralı bir kimsenin gönlünü yaralama!
O taşların hepsini benim gönlüme at! Çünkü başkalarının gönlünden benim gönlüm değersizdir. Başkalarının kalplerini kırma, sinelerini yaralama, onlara yazıktır.
Ben kulundan başkasının yüzüne cefa ile bakmaman için, istersen, cefa çeken bütün esirleri esirlikten kurtar, yalnız ben esirin olarak kalayım.
Ben vefa ile de, cefa ile de arkadaş olmuşum. Onlarla hoşum. Vefa göstereni de, cefa edeni de seviyorum, ama ne vefa ile ne de cefa ile yol arkadaşı olmak istemem. Ben yalnız seninle yola çıkmak isterim.
Cihan zindanına gelmeden önce, ben hep seninle beraberdim, keşke ızdıraplarla dolu bu dünya tuzağına düşmeseydim. Çünkü senin yanında çok mutlu idim.
O kadar çok söyledim: ‘Ben yerimden memnunum, sefere çıkmak istemiyorum.’dedim ama anlatamadım. Bak bu güç yolculuğa düştüm. Yükseklerden yeryüzüne indim.
Lutfun beni aldattı da dedi ki: ‘Korkma, git! Benim keremim, bu yolculukta kılavuz olur, sana bir zarar gelmez. Gurbete gidersen, asıl yurdundan ayrılırsan, çekeceğin zahmetler, ızdıraplar seni pişirir, hamlığın kalmaz. Sonra olgun bir halde, hünerlerle dolu bir bilgin olarak yine vatanına dönersin.’
Ona dedim ki: ‘Ey bilgilerin canı; sensiz ben bilgiyi ne yapayım? Bilgi almak için senin yanından kim gider; ancak senin büyüklüğünden haberi olmayan gider.’
Senin elinden şarap içtiğim zaman, aklım başımdan gider. Hoş bir sarhoşluğu tadarım. O zaman tehlikesiz, korkusuz bir kimse olurum. Beşeri kötülüklerden kurtulurum.
Efendim kulağıma yol kesenlerin sözleri gibi bir takım sözler söyledi, beni baştan çıkardı. Sersem edip yola salıverdi.
Benim ötelerden bu dünyaya sürgün edilişimin hikayesi çok uzundur. Eğer o eşsiz varlığın keremi bizim kederlerle dolu gecemize hoş bir seher göndermezse, ah hilesinden ah…