ÜSTÜNE BİNDİĞİMİZ AŞK BURAKI ARŞIN BURAKI İDİ

Başımızı ayak edindik de, sonunda hakikat ırmağını aştık, kainatı birbirine vurduk, biz dışarı fırladık, bizim kainatla bir ilgimiz kalmadı.

Üstüne bindiğimiz aşk burakı, arşın burakıydı. Bu yüzden bir sıçrayışta gökyüzüne vardık.

Ne olduğunu, nasıl olduğunu bir türlü anlayamadığımız, o eşsiz padişahın tahtının önüne varmak için, alemi zerreler gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.

İlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları aşıp geçtik.

Hakk yolunda ilerlerken, insan anlayışı, insan vehmi, insan aklı, hepsi de yola dökülüp saçıldı. Çünkü biz, insanın etrafını saran altı yönü de aştık, gerilerde bıraktık.

O eşsiz Leyla’nın Mecnun’larının bulunduğu sınıra gelince, atımız serkeşlik etti, zapt edemedik. Mecnun’un sınırını da aştık.

Yaptığımız ibadetlerle, iyiliklerle gurura kapılıp Karun’a benzeyen nefs, yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesine onun hazinelerine doğru at sürdük.

Çöllerde, ovalarda onun aşk nuruyla aştığımız yollardan bir zerresini bulsaydı, çöl de ova da canlanırdı.