1.Derece Mükaşefe

Mükâşefe, perdelerin ötesindeki gaybî âleme ait mânâların keşfedilmesine denir. Mükâşefe iki kısma ayrılır: Birinci kısmı sûrî olan mükâşefe, ikinci kısmı ise manevî olan mükâşefedir. Sûrî olan mükâşefe, beş duyu organımızla farkına varabildiğimiz mânâlardır. Bu mükâşefeye misal, Resûlullah efendimizin zil sesi şeklinde gelen vahyi dinleyerek almasıdır. O vahyi almakla beraber mânâsına vakıf olmasıdır. Yine Yûsuf(as)'un babası Hz. Ya'kub(as)'un, onun kokusunu ta uzak mesafelerden hissetmesi buna misaldir. Ayrıca Beyazıd hazretlerinin, Ebu'l-Hasen Harkanî'nin kokusunu duyması gibi. Mesnevi'de bu mevzuya binâen şöyle buyrulmuştur:

Bayezid'in Ebu'l-Hasan'ın hâllerini daha önceden nasıl gördüğünü duymadın mı?

Bir gün o takva sultanı dervişleriyle sahradan geçerken ansızın ona Rey civarında Harakân tarafından bir kokudur geldi.

Orada iştiyaklı bir feryad çekti, rüzgârdan koku aldı.

Bayezid'de sarhoşluk eseri görününce, bir müridi ona gelip sordu:

"Beş duyguyla altı cihetten dışarı olan şu hoş hâl nedir?"

Bayezid dedi ki: "Bu taraftan bir dostun kokusu gelmekte.

Bu köyden bir padişah geliyor."

Dediler ki: "Adı ne?" Bayezid "Ebu'l-Hasan" dedi.

Onun şeklini, kaşının, çenesinin ne şekilde olduğunu anlattı.

Bir hadis-i şerifte Resûlullah efendimiz(sav)şöyle buyuruyorlar: "Ben Rabbimin katında içerim, yerim ve doyarım." Resûlullah efendimizin içtiği, şarab-ı Hûda ve yediği taam-ı Mevladır. Âşıklar ise gaybî alemin mânâlarına açtırlar. Onlardan yer içerler ve onlarla lezzet bulurlar.

Bu nev'i mükâşefenin her biri bir esma-i Hûda'dan hasıl olur. Mükâşefe-i sûrîden makbul olan, meşayihin indinde bunlardır. Ancak bunun yanında gelecekten haber veren ve kimin ne zaman öleceğine dair saçma sapan gaybî haberler verdiğini zanneden kimselerin sözleri, kemâl sahibi meşâyih-i kiram tarafından hiçbir zaman iltifat görmemiştir. Nitekim bazı rahipler bile çekilmiş oldukları riyazetler neticesinde bu nevi keşifleri yapabilir hâle gelmişlerdir. Ancak bu keşifler istidracdan öteye gidemezler.

Manevî keşfe gelecek olursak, Allah'ın hakîm ve alîm sıfatlarının tecellisinden hâsıl olan, hakâyik-i mücerrede ve mânâyı gaybiyyedir. Bunun da dereceleri vardır. Birincisi, zihnin tefekküre ait kuvvetinden doğan mükâşefedir. Bilgiyi kullanma ve kıyas, bu mükâşefede esas unsurlardır. İkincisi ise, tefekküre ait mânâyı akliyyenin, aklî melekenin kuvvetiyle münkeşif olmasıdır. Aklın bu mertebesine "nur-u kuds" denir. Ve hads bunun bir parça ışığıdır.

Üçüncüsü, kalbe, mânâ alemine ait gaybî bilgilerin doğmasından meydana gelen mükâşefedir.

Fakat kâmiller uzaktan adını duydular mı varlığının ta derinlerine kadar girerler.

Hatta sen doğmadan yıllarca evvelki hallerini bile görürler.