5.Derece Kabz

Allah u Teâlâ bir âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Rızkı daraltan da Allah'tır, bol veren de. Yine ona döndürüleceksiniz." (Bakara, 245) Allah u Teâlâ daima bu iki sıfatla âlemde tecelli eyler. Hz. Şeyh Sadreddin Konevî buyurdu ki: "Bütün eşya Allah'ın kabzasındadır. Birşeyi daraltmak istediği an, o şeyde takat nâmına hiçbir şey bırakmaz, birşeyi de genişletmek istedi mi, onun genişlemesi için başka hiçbir şeye hacet kalmaz. Bu iki hâl, pek şerefli bir hâl olup makam-ı muhabbete vasıl olan evliyada zahir olur."

İman makamında olanlara ise, darlık ve genişlik vuku buldu denmez. Bu iki mefhum bu derecede havf ve recâyla izah edilebilir. Mesela iman makamında olan bir kimse kendisinde bu halleri müşahede ettiğini söylese doğru değildir. Meşâyihe göre bu olsa olsa nefsâni bir müşahededir. Ve nefisden südur eder. Şayet bir kimse, iman makamından yükselerek mertebeyi ikân'a gelse o zaman kabz ve bast onun için geçerlidir. Çoğu meşâyih, kabz (darlık) halini bastten (genişlikten) evla görmüşlerdir. Zira, bastten nefis haz alır, ferah ve sürur bulur. Ama kabz'dan nefis sıkılır haz alamaz, ibn-ül Âta'da aynı görüştedir. Şayet düşünülecek olsa, kabzın, vücud ile harekat-ı nefisten hâsıl olduğu anlaşılır.

İçine kasavetten, gussadan ne gelirse,

korkusuzluktan ve küstahlıktan gelir.

Şayet sâlik vücud kaydından halâs olup, fenâfillaha erse, ona asla kabz hali isabet etmez. Hatta bast (genişlik) bile gelmezdi. Fenafillahda bir zevk bulurdu ki, bu zevk herşeyin fevkindedir. İbnü'l-Fârız hazretleri, bu mânâya muvafık olarak şöyle buyurdular: "Kabz ve bast vücudu var bilmek ve onun varlığını aşamamaktır. Oysa ki fena ve beka nefsi ve vücud kaydını aşmaktır. Allah herşeyin en iyisini bilir.