8.Derece Sahv

Sahv, sarhoşluk halinin gidip, aklın normal haline erişmesi demektir.

Şeyh hazretleri de Fütûhât'ında aynı görüşü serdetmiştir. Sahv'ın makamı sekr'den daha yüksektir. Zira sekr, hayal âleminin tahakkümü demektir. Bu haldeki birisi hak ile bâtılı net olarak ayıramaz. Edebe gereği gibi riâyet edemez. Hak ve hukuku layıkıyla gözetemez. Bundan dolayı söyledikleri dahi tamı tamına makbul değildir. Şayet doğru olsa bile, ilâhi makamın halifesi du­rumundaki insanın tam ifadesini bulmaz. Onun için şüpheli olan sözler, asla doğru kabul edilmezler. Bu sözleri söyleyen velî olsa bile durum aynıdır.

Ta ki, aklı normal vaziyetine gelir. O zaman onun söyledikleriyle amel edilir veya sözü her ne mevzu üzere ise hüccet kabul edilir. Aksi takdirde keşf-ü kerametine itibar edilmez.

Şeyh hazretleri buyuruyor ki:

"Sekrden, sahve gelenin kelâmı makbuldür. Ve şahidliği muteberdir. Eğer, 'Allah aşkıyla sarhoş olmuşsa onun da sözü hak mıdır? diye soracak olursan, "evet haktır" derim. Ancak o mertebede olduğu müddetçe onun da şahitliği muteber değildir ve kabul edilmez. Çünkü bu mertebede nakıstır. Yalnızca Hakk'a taallûk eden meselelerde değil diğer meselelerde dahi sözüne itibar olunmaz. Mesela; hakikatin sırlarını şeriatte icraya kalkışmak ve vahidiyyetin güftarını tarikatte edaya kalkışmak mütekemmiline göre asla makbul değildir. Sekran (sarhoş) olan bu mertebeyi farketmez. Herşeyde Hakk'ı görüp, ahkâm-ı meriyyeyi (kişi haklarını) fark edemez. Bâtına ait sırları naehil olan kimselere söylese bu söyledikleri haktır. Ancak her doğru olan söz, Allah indinde makbuldür diye bir kaide de yoktur."

Şeyh hazretleri devamen şöyle buyuruyor:

"... Ey kardeşim! Sekr halinde tarikullahta sahv olmaz. Ancak sekrden önceki sahvede, sahv denmez. Sahvın olabilmesi için evvela sekr ve akabinde sahv olması lazımdır."

Yani sarhoşluğun tesiri dağıldığı an sahv başlar. Bir kimse sekri yaşamadan sahvı anlayamaz. Şeyh hazretleri sözlerine devam ederek şöyle dedi:

"Sonra şunu da bil ki, sâlikin sahvı sekri sebebiyledir. Sâlikin sekrden hakikî surette kurtulup sahve erişebilmesi için, Allah katında bir ilme sahip olması lazımdır. Ve o ilmin sahih ölçülerde olması gerekir. Eğer bir kimse sekrden sahve ilimsiz olarak geçtiğini iddia etse, bu doğru değildir. Ve o kimse hakkıyla sekre girmemiş demektir. Zira bu geçiş ilimsiz olmaz. Eğer bir kimsenin sekri haksa, zaten ona o sekrden sahve erişmesi için ilim verilir. Sahve gelen bir kimse ise, açıklanacak sırları açıklar, açıklanmaya layık olan sırları da izhar etmez bilakis saklar. Ve herşeyin yerli yerinde olması için çalışır çabalar."