10.Derece İnbisat

İnbisât lügatte, ihtişamı terketmek mânâsına gelir, ihtişam ise, bir kimseden haya etmeye ve onun gazabından korkmaya denir. Sıhâhü'l-Cevherîden nakle dildiğine göre inbisât, "ihtişam, istihyâ ve haşyetten ictinâb etmek, çekinmektir."

Sâlikin inbisâtı halkla da olur. Sâlik olan kimse, halktan olan kimselerle musahabe etmekten ve onları muhatab olarak kabul etmekten çekinmez ve onlara karşı büyüklük taslamazsa, inbisâtı yerine getirmiş olur. Bunun da en önemli yolu, insanlarla olan alâkasında bir kimsenin yapmacık gurur ve vakara girmeden mütevazı bir anlayışla, şer'i usûllerin gerektirdiği bir tarzda durumunu ayarlamasıdır.

Mü'min olan kimseye lâzım olan, demir gibi sert bir mizaç yerine, lâtifeli ve yârenliğe müsait bir ruh haletine sahip olmasıdır. Konuştuğu kimselere karşı daima güleryüzlü ve tatlı sözlü olması gerekir.

Resûlullah efendimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Mü'min, mizaç olarak şirin mizaçlıdır. Münafık ise asık suratlı ve tatsız ruh haleti olandır."

Bu hadisten anlaşılan o ki mü'min kimse latîfe yapan ve bunu aşırıya vardırmayan kimse demektir. Nitekim Resûlullah efendimiz nakledildiğine göre birgün ihtiyar bir kadına hitaben, "Yaşlılar cennete giremeyecek buyurdular". Bunun üzerine yaşlı kadın ağlamaya başladı. Resûlullah efendimiz'(sav) onun bu haline tebessüm ederek şöyle buyurdu; "Cennete girenler gençlik halleriyle girecekler, ihtiyar halleriyle değil." Neticede ihtiyar kadın tekrar sevindi, işte bu bir lâtîfedir. Ama latîfeninde bir sınırı vardır. Dikkat edilecek olursa, Resûlullah efendimiz doğru sözle lâtife yapıyor. Şakadan da olsa Resûlullah efendimiz(sav) hiçbir zaman yalan söylememiştir. Hakikî mü'min olan kimsenin de bu minval üzere olması lâzımdır.

Hz. Enes(ra) şöyle dedi: Hz. Nebi(sav) bizimle oturur ve bize lâtîfe yapandı. Hatta benim küçük kardeşime şöyle buyurdu; "Yâ Ebâ Amîr! Nağir ne yapar?" Nağir demek, burnu küçücük ve güzel olan serçeye verilen Arapça isimdir. Resûlullah efendimiz, görüldüğü gibi güzel teşbihlerle lâtîfe yapmıştır.

Mesnevî'de bu mevzua ait çok misal vardır. Ancak lâtîfe yapıyorum diye halkla her zaman lakırdıya girmek ve sözü uzatmak doğru değildir.

Makbul bir kişi mizah ederse, ayıplama onu

Bu akıl ve din kaidesiyle mubah olan bir uğraştır

Gönül bir aynadr. Çalışma hizmetçisi de aynanın pası.

O pas mizahtan başka neyle cilalanabilir?

Şimdi Hak ehlinden olanların inbisât'ına gelelim: Şeyhü'l-islâm hazretleri, Menâkibu's Sâirîn'de şöyle buyuruyor:

"Hakk'ta fânî olanlar için inbisât, havf (korku) ve recâını (ümidini) Hak'tan saklamamaktır. Zira korku ve ümit nefsin tabiî halidir. Ve sülûke yeni başlayanın sıfatıdır. Ancak inbisât-ı ariflerin hali, esbâb-ı kulûblerin sıfatıdır. Havf ve reci, tekellüfü izâle eder. Ehlullah katında inbisât, Allah'a yaklaşmanın ve cemalullahın tezahürüdür. Enbiyâ ve evliyanın çoğu bu makama sahip olduklarında Allah'la birçok konuşmaya girmişlerdir.

Hz. Musa(as) zamanında, Berh-i Siyah adlı bir velî zât var idi. Hz. Musa(as)'nın kavmi bir zaman yağmur yağmadığı için büyük bir kuraklıkla karşı karşıyaydı. Kavmi Hz. Musa'ya gelerek; "Ey Musa! Allah'a dua et de bize yağmur versin. Yoksa ekinlerimiz mahvolacak." Bunun üzerine Hz. Musa(as) Rabbine dua ederek vaziyeti ona bildirdi. Allah u Teâlâ(cc) Berh-i Siyâh'ım çıkar da halkla beraber dua ederse rahmet yağmurunu veririm buyurdu. Hz. Musa(as) Berh'i çağırtıp hep birlikte yağmur duası için toplandılar. Berh elini açarak şöyle dua etti: "Ey Allahım. Şu insanlara rahmet yağdırmaya gücün yetmiyor mu? Rahmetini versene..." Bunun üzerine hemen o vakitte yağmur yağmaya başladı. Hz. Musa onun bu şekil dua etmesine içten içe kızmıştı. Ama sabrederek belli etmedi. Ertesi gün bir yere giderken Hz. Musa ile Berh yine karşılaştılar. Berh dedi ki: "Gördün mü senin Rabbin'e ne söyledim." Hz. Musa bir an gazaplanarak elindeki asasını Berh'in kafasına indirmek istediğinde, Hz. Cibril(as) yeryüzüne inerek Hz. Musa'ya engel oldu ve şöyle dedi: "Ey Musa, Rabbim sana selam ederek şöyle buyurdu: Ey Musa! Benim Berh-i Siyâh'ımi incitme. Çünkü o, çoğu kere halkın içinde benim rahmetimi cuşa getirir.

Bu hikayeden anlaşılacağı üzere inbisât (latîfe) Allah'a karşı küstahlık değildir. Fenâfıllah makamına ermeyen, Hakk'ın aşkıyla sarhoş olmayan bir kimsenin inbisâtı (lâtîfesi) ise Allah'a karşı küstahlıktır. Ve Allah'a sığınırız ki insanı dinden eder.

Hz. Mevlânâ bu mevzua muvafık olarak şöyle buyuruyor:

Eğer padişahın nedimi küstahlık etse de sen etme

Çünkü onu yapacak senedin yok

Ey bu fânî ribattan kurtulmamış kimse!

Sen mahvı, sekri, inbisâtı ne bilirsin?