Evrad-ı Şerif 10

Ve külle şey’in ahsaynâhü fî imâmi’n mübîn. 12. Vadrib lehüm mesele’n ashâbe’l-karyeh. İz câe he’l-mürselûn. 13. İz erselnâ ileyhimüsneyni fekezzebû hümâ fe’azzeznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm mürselûn. 14. Kâlû mâ entüm illâ beşerun mislünâ ve mâ enzele’r-rahmânü min şey’in in entüm illâ tekzibûn. Kâlû Rabbünâ ya’lemü innâ ileyküm lemürselûn. 15. Vemâ aleynâ ille’l-belâğu’l-mübîn. 16. Kâlû innâ tedayyernâ bi küm lein lem tentehû lener-cümenneküm vele-yemessenneküm minnâ azâbün elîm. 17. Kâlû tâiruküm me’aküm ein zük-kirtüm bel entüm kavmü’n müsrifûn. 18. Ve câe min aksa’l-medîneti racülün yes’â. Kâle yâ kavmit-tebi’ü’l-mürselîn. 19. İttebi’û men lâ yes’elüküm ecra’n ve hüm mühtedûn

*********

12. (Ey Habîbim!) İnsanlara şu kasaba ahâlisini misâl getir: Hani onlara elçiler gelmişti. 13. İşte o zaman biz onlara iki elçi göndermiştik, onlar ikisini de yalanladılar. Bunun üzerine bir üçüncü elçi gönderdik. Onlar: “Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz!” dediler. Onlar: “Siz bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Hem Rahmân herhangi bir şey de indirmedi. Siz sâdece yalan söylüyorsunuz.” dediler. 14. Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz. 15. (Elçiler): Dediler ki; Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz. 16. Bize düşen (vazife) apaçık bir tebliğdir, dediler. 17. Bunun üzerine onlar (kasabalılar);” Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. (Bu hal ve hareketlerinizden) vazgeçmezseniz andolsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size acıklı bir kötülük dokunacaktır.” dediler. 18. Elçiler şöyle cevap verdi: ”Uğursuzluğunuz kendinizdedir. Size nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur? Bil’akis siz haddi aşan (aşırı giden) bir milletsiniz.” 19. Derken şehrin öbür ucundan (tâ kenar mahalleden) koşarak bir adam geldi; “Ey kavmim bu gönderilmiş olanlara (elçilere) uyun.“ dedi. 20. Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun.Çünkü onlar hidâyete ermiş kimselerdir.