Çölde Bir Bedevi ve Karısının Hikayesi

Çölde yaşayan bir bedevi karısıyla birlikte çadırında oturuyordu. Bir gece karısı uzun uzadıya söylendikten sonra:

“- Bu kadar yoksulluğu, eziyeti çekiyoruz. Herkes hoş, rahat bir ömür sürmekte; biz ise fakirlik içinde yaşıyoruz. Ekmeğimiz yok, katığımız üzüntü. Testimiz yok, suyumuz ise gözyaşıdır. Gündüz elbisemiz güneş, geceleyin yorganımız, döşeğimiz ay ışığıdır. Dolunayı ekmek zannedip elimizi gökyüzüne uzatıyoruz; onu almak için. Bizim halimizden yoksullar bile utanıyor. Aç kalma korkusundan gündüzlerimiz gece olmuştur. Ne olacak bizim halimiz böyle?” diye dert yandı.

Kocası dedi ki:

“- Be kadın daha ne zamana kadar dünya malını arzu edeceksin. Zaten ömrümüzden geriye ne kaldı. Akıllı insan Allah'ın verdiğinin azına çoğuna bakmaz. Çünkü ikisi de gelip geçicidir; sel gibi akar gider. Gençliğinde daha kanaatkardın, altın gibi değerli ve sevimli idin. Yaşlanınca altın olmayı terk ettin, altın biriktirme isteğine düştün.

Sen benim esimsin. Eş olan kişinin, eşinin huyu ile huylanması gerek ki işler yolunda gitsin. Eşlerin birbirine benzemesi gerek. Ayakkabı gibi çift olan şeylere bak da anla. Ayakkabının bir teki ayağa dar gelince ne olur? Öbürü de bir işe yaramaz hale gelir. “

Kadın kocasına:

-“ Ey namustan başka bir şeyi olmayan adam. Artık senin güzel, büyüleyici sözlerine kanmam. Hâlimizi gör de utan. Bana kanaattan bahsediyorsun. Bu zamana kadar kanaattan eline ne geçti. Bu şatafatlı sözlerle, bu yapmacık işler ne zamana kadar sürecek. Sen bana eşim deme, bana biraz destek ol. Ben insafın eşiyim, hilenin değil. “

Kadın, kocasına böyle birçok sert ve acı sözler söyledi.

Adam karısına:

-“ Hanım! Sen kadın mısın, yoksa keder misin? Ben yoksullukla övünürüm. Yoksulluk benim başımın tacıdır. Onu başıma kakma. Mal, mülk, altın başa giyilen külaha benzer. Ancak kel olan bir başa külah takılır. Yoksulluğa hor bakma. Ey kadın! Kavgayı, benimle uğraşmayı bırak. Bırakmayacaksan, bari yakamı bırak. İyi ile de, kötü ile de kavga edecek, didişecek hâlim yok. Susacaksan sus, yoksa kalkar şimdi evi terk ederim. “

Kadın kocasının öfkelendiğini, sinirlendiğini anlayınca ağlamaya başladı.

-“ Ben senden bunu beklemezdim. Senden başka şeyler umardım, dedi. Ben senin sadece hanımın değil, ayağının toprağıyım. Bedenim de canım da, varım da yoğum da senindir. Ne arzu edersen o olur. Yoksulluğa sabrım kalmadı ise de, bu da kendim için değil senin içindir. Sen dertli zamanlarda bana deva oldun. Bu yüzden senin yoksul kalmanı istemiyorum. Yemin ederim ki bu ağlayış ve sızlayışlarım kendim için değildir, senin içindir. Fakat sen bana karşı bu çeşit bir zanna düşünce, ben candan da tenden de vazgeçtim. Artık senin kölen olurum. “

Bedevi karısının bu ağlayışı, sızlayışı karşısında söylediklerine pişman oldu.”Nasıl oldu da canımın cânına düşmanlık ettim, canımın canının başına tekmeler vurdum” diye düşündü.

Sonra:

-“ Hanım, söylediklerime pişman oldum. Sana karşı haksızlık ettim. Artık aksilik yapmaktan vazgeçtim, sen ne dersen onu yapacağım. Dediğin ister iyi ister kötü olsun, ona uyacağım. Çünkü sana âşığım. Seni seviyorum. Sevgi insanı kör, sağır eder. “

Kadın aradığı fırsatı yakalamıştı:

-“ Gerçekten beni seviyor musun? Yoksa seviyor gibi görünerek hileyle beni oyalamak mı istiyorsun. “

Kocası:

-“ Allah'a yemin ederim ki seni seviyorum. Bu söylediklerim de gönlümden akan düşünceler ve sözlerdir. “

-“ O halde senden bir isteğim var. Bağdat'ta Allah'ın halifesi oturmaktadır. Bağdat şehri onun yüzünden bahar gibidir. O padişaha gidip kapısını çalarsan, sen de padişah olursun. Ne zamana kadar değersiz insanların kapısını çalacaksın. “

Kocası:

-“ Ben padişahın huzuruna nasıl çıkabilirim? Bir bahane bulmadan onunla nasıl görüşebilirim? Sebepsiz ziyaret olur mu?”

Kadın kocasına bir akıl verdi:

- “Bu testide yağmur suyu var. Bu senin malın, mülkün, sermayen, ziyaret sebebindir. Bu su testisini al, yola düş. Bağdat'a padişahlar padişahına onu armağan olarak götür. Onun huzuruna çık.” De ki:

- “Bizim bundan başka hiçbir şeyimiz yok. Çölde de bundan daha iyi su bulunmaz. Padişahımızın çok değerli hazineleri varsa da bunun gibi suyu yoktur. Bu su, az bulunur.”

Bedevi kadın, testiye bakıp, bakıp böbürleniyor”Kimin böyle bir testisi var. Öyle büyük bir padişaha gerçekten de çok değerli bir armağan. Ancak ona lâyık” diye düşünüyordu.

Zavallı kadın bilmiyordu ki padişahın bulunduğu Bağdat'ın ortasından, şeker gibi tatlı Dicle nehri akıyordu.

Kocası da bu övgüye katılmış:

-“ Kimin böyle bir armağanı olabilir. Gerçekten de bizim bir testi arı-duru yağmur suyumuz, ancak padişahlara lâyık, diyordu. “

Bedevi testisinin ağzını iyice kapattı, bir keçeye sardı. Testiyle Bağdat'a doğru yola düştü. Testi kırılmasın, ona bir zarar gelmesin diye üzerine titriyordu.

Bedevi, testiyi yol kesicilere kaptırmadan, taşlara çarpmadan, sağlam ve yağmur suyu dolu olarak Bağdat şehrine vardı.

Padişahın sarayını arayıp bulunca kapısına dayandı. Saray muhafızları onu karşıladılar. Bedevi bir şey söylemeden dilediğini anladılar.

Ona:

-“ Ey Arkadaş! Nerelisin? Nasılsın? Yollarda çok yoruldun mu?”

Bedevi:

- “Ey dünyaya güzellikle bakan ulu kişiler! Ben garibim, padişahın lütfunu umarak, çölleri aştım da buraya geldim. Bu armağanı padişaha götürün. Padişahtan iyilik dileyen benim gibi bir fakiri yoksulluktan kurtarın. Getirdiğim bu, lezzetli ve tatlıdır. Testi de yenidir. İçindeki arı duru yağmur suyudur. “

Bedevi'nin bu söyledikleri saray muhafızlarım neredeyse güldürecekti. Ama gülmediler. Testiyi aldılar. Çünkü saray muhafızları güzel insanlardı. Bedevi'yi mahcup etmediler.

Halife, bedevî'nin armağanını görüp başından geçenleri işitince o testiyi altınla doldurdu, ona türlü armağanlar verdi. Böylece bedeviyi yoksulluktan kurtardı.

O güzel padişah saray muhafızlarına:

-“Şu altınla testiyi eline verin. Memleketine giderken onu Dicle'nin kıyısından geçirin, diye emir verdi. O kara yolundan çölleri aşarak gelmiş, Halbuki Dicle'nin yolu memleketine daha yakın, daha kestirmedir, dedi.”

Bedevi padişahın armağanlarını alarak, memleketine dönmek üzere gemiye binince Dicle'yi gördü; utancından yere kapandı.

- “Ben bu cömert padişahın armağanlarına şaşırdım kaldım. Ama asıl şaştığım şey, onun benim getirdiğim bu değersiz suyu kabul etmesidir, dedi. “

Allah'a şükrederek yoluna devam etti.