Padişahın Yeni Satın Aldığı Köleleri İmtihan Etmesi

Bir padişah ucuzca iki köle satın aldı. Onlardan birini çağırdı ve onunla konuşmaya başladı. Padişah satın aldığı kölelerin zekâsını ve yeteneklerini, huylarını öğrenmek istiyordu.

Padişah konuştuğu köleyi anlayışlı, zeki, hoş sözlü buldu. Köle öyle cevaplar veriyordu ki padişahın sorularına, başkası o cevapları beş yüz defa düşündükten sonra verebilirdi. Sanki onun içinde bilginin denizi vardı. O deniz de baştan sana söz incileriyle doluydu.

Padişah, o köleciği zeki görünce, onu bıraktı. Öbürüne ”Buraya gel” dedi. İkinci köle padişahın huzuruna geldi. Ağzı kokuyordu. Dişleri de kapkara idi.

Padişah onun konuşmasından hoşlanmadı, ama yine de onun gizli hâlini araştırmadan, sırlarını öğrenmeden kendini alamadı.

Ona:

- Bu kılıkla, bu kokmuş ağızla benden uzakta dur, ama fazla uzağa da gitme, dedi. Sonra ilave etti:

- Şöyle otur da bir iki hikaye söyle, aklının derecesini anlayalım.

Padişah daha önce konuştuğu köleye de dönerek:

- Hadi! Sen de hamama git, güzelce yıkan, dedi. Diğeri gittikten sonra, konuşturmak istediği köleye:

- Sen akıllı bir kişisin. Sen aslında köle değilsin. Senden önce konuşan arkadaşın, senin hakkında kötü sözler söyledi. Görüyorum ki sen onun söylediği gibi değilsin. Arkadaşın senin hakkında”O hırsız dır, doğru adam değildir”, dedi.

Köle:

- O daima doğru söyler, ben hayatımda onun gibi doğru söyleyenine rastlamadım. O ne söylerse doğrudur. Padişahım! Belki de o bende birçok ayıplar görmüştür, ki o ayıpları ben kendimde göremiyorum.

Padişah:

- Hadi bakalım, o senin kusurlarını söylediği gibi, sen de onun kusurlarını söyle. Söyle de doğruyu anlayalım.

Köle padişaha:

- Padişahım! O benim gerçekten hoş bir arkadaşımdır. Gene de ben onun kusurlarını size söyleyeyim. Onun kusuru, sevgidir; vefadır; insanlıktır. Onun ayıbı; zekâdır, doğruluktur, dostluktur. Onun bir başka ayıbı da kendini beğenmemesidir.

Padişah:

- Arkadaşını övmede böyle ileri gitme. Onu överken kendini övüyorsun. Çünkü onu imtihan ederim de sonra utanırsın.

Köle:

- Hayır padişahım, onu asla övmedim.

Padişah kölenin sözünü keserek:

- Başkalarını övmeyi bırak ta kendinden bahset. Senin neyin var? Ne elde ettin? Şu hayat denizinin derinliklerinden ne inci çıkardın.

Bu konuşma böyle uzayıp gitti. Bir süre sonra diğer köle hamamdan, geldi. Padişah onu huzuruna çağırdı. Kendisine:

- Sağlık, afiyetler olsun. Pek güzel oldun, pek hoş oldun. Fakat arkadaşının senin hakkında söylediği kötü huylar sende olmasaydı ne güzel olurdu?

O zaman seni gören neşelenir, sevinirdi. Köle öfke ve heyecan dolu bir sesle:

- Ey padişahım! O akılsızın benim hakkımda söylediği sözlerden birazını söyleyin lütfen.

Padişah:

- O senin önce ikiyüzlülüğünü anlattı, senin görünüşte iyi, ama aslında kötü ahlâklı olduğundan bahsetti.

Köle arkadaşının kendi hakkında kötü sözlerini padişahtan duyunca, öfkelendi; küplere bindi. Ağzı köpürdü, yüzü kızardı.

Padişaha:

- O önceleri benim dostumdu, fakat küfürbazdı. Kıtlıkta kalmış köpek gibi, çoğu zaman pislik yerdi. Arkadaşını çekiştirmek için konuşmaya böylesine can atan köleyi gören padişah:

- Artık yeter. Bu deneme ile ikinizi sınadım. Gördüm ki senin ruhun kokmuş, onun ağzı kokuyor.

Bundan sonra sen onun emrine uyacaksın. Arkadaşın senin âmirin olacak. Onun dediğinden dışarı çıkmayacaksın.