Fitneci Vezir

Hirıstiyan dininin yeni yayıldığı dönemler... Hz. İsa'ya ve bu yeni dine girenlere zulmeden bir yahudi padişah vardı.

Halbuki bütün peygamberlerin asılları bir idi. Padişah manen şaşı olunca, gerçeği ayırt edemeyince Îsa’yı ve Musa'yı ayrı görüyordu. Yahudiliğe aşırı bağlılığı, yeni dine girenleri düşman görmesine sebep oluyordu.

Padişah,”Musa dininin / Yahudiliğin koruyucusuyum” diyerek pekçok Hirıstiyana işkence ediyor ve öldürtüyordu. Fakat bir türlü Hirıstiyanlığın yayılmasına engel olamıyordu.

Bu yahûdi padişahın tilki gibi kurnaz mı kurnaz bir veziri vardı. Bir gün bu kurnaz vezir padişaha:

- Padişahım, onları öldürtmekle Hirıstiyanlığın önüne geçemezsiniz. Din, kokulu bir şey değil ki kokusundan anlaşılsın. O ancak kalplerdedir, bilinmez, dedi.

Padişah:

- O halde ne yapalım, bunun çaresi nedir ki? diye sordu.

Vezir;

- Yeni dini tümden yok etmenin tek çaresi, onların aralarını açmak ve birbirlerine düşürmektir. Çünkü ağacın kurdu kendinden olmazsa, ağaç çürümez, dedi.

Bu fikir padişahın pek hoşuna gitmiştir. Vezir devamla:

- Padişahım, sanki ben Hrıstiyan olmuşum ve sen bunu öğrenmişsin. Bu yüzden benim bazı organlarımı kestir. Sonra beni şehrin en kalabalık yerinde asacağını duyur. Tam asılacağım sırada birisi çıksın ve benim affımı istesin. Siz de acıyarak beni Hrıstiyanların çok olduğu uzak bir yere sürün ki orada fitne çıkarayım, dedi.

Padişah, kendisini çok seven ve kendisi uğrunda canını feda edebileceğine güvendiği bu vezirinin fikirlerini hemen uygulamaya geçti.

Padişah, anlaştıkları plan gereğince, vezirini Hirıstiyanların çok olduğu uzak bir şehre sürdürürdü. Vezirin Hirıstiyanlığından dolayı sürülme olayını bütün Hirıstiyanlar duydular. Hirıstiyanlık adına bunca tehlikelere göğüs geren bu kahraman ve fedakâr vezirin etrafında hızla toplanmaya başladılar.

Bu hasedci ve hilekâr vezir, halkı sapıtmayı gaye edinmişti. Allah'ın bazı has kulları vardı ki vezirin zehir katılmış şeker şerbetini hissediyorlardı. ”Müminin anlayışından korkun” sözünce vezirin hilesini seziyorlardı. Fakat kalabalık gruplar bunu anlıyamıyorlar ve vezire boyun eğiyorlardı.

Vezir, bu arada Hirıstiyan düşmanı padişahla gizli gizli mektuplaşmaya devam ediyordu. Acele eden padişaha işin sonunu beklemesi gerektiğini bildiriyordu. Böylece aradan seneler geçti.

O sırada Hirıstiyanlık on iki gruba ayrılmıştı. Her grubun başında da bir emir vardı. Bütün bu on iki emir ve etrafındakiler vezirin emrine girmişlerdi. Vezir ”öl” dese öleceklerdi neredeyse. Her emir için on iki ayrı talimatname hazırlamıştı. Bu talimatnamelerin her birinin hükümleri başka türlü ve birbirlerinin zıddı idi.

Vezir, hilesinin devamı olarak insanlardan uzaklaştı. Vaaz ve nasihati bırakarak ”artık ihtiyarladığını, yalnız ibadetle meşgul olacağını ve gönderdiği talimatlara uyulması gerektiğini” söyleyerek halvete/yalnızlığa çekildi.

40-50 gün bir odaya kapanarak, halkla ilişkisini kesti. Hrıstiyanlar tam bir bağlılıkla bağlandıkları vezirin günlerce süren bu ayrılığına dayanamadılar. Defalarca ağlayarak, yalvararak :

- Biz sensiz ne yaparız? Bize kim yol gösterir? Varlığını aramızdan eksik etme! Biz senin varlığına, sözlerine muhtacız, dedilerse de vezir:

- Bu, bana İsa'nın emridir. Sizden uzak kalmam gerektiğini söyledi. Bundan sonra İsa'nın yanında oturacağım, dedi.

Vezir yalnızlığa çekildikten sonra, on iki hrıstiyan beyini teker teker yanına çağırdı. Herbiriyle yalnız görüştü. Her birine:

- Benden sonra tanrı vekili ve halifem sensin. Öbür beyler senin emrine girecekler. İsa böyle emrediyor. Kim senin emrine girmezse, onu öldür. Fakat, ben sağ olduğum sürece sakın ola ki bu vasiyyetimi kimseye söyleme. Ben ölmedikçe de sakın halifeliğe kalkışma, diye öğütte bulundu.

Vezir, birbirinden habersiz on iki beyin herbirine böyle söyledi ve bu fikirlerini, talimatnameler halinde beylere teslim etti.

Vezir, daha sonra halvette/yalnızlıkta iken kendisini öldürdü.

Halk vezirin öldüğünü duyunca, müthiş üzüntüye kapıldı. Cenazesi o kadar kalabalıktı ki, iğne atsan yere düşmezdi. Halk üzüntüyle gözlerinden kanlı yaşlar akıttı.

Halk, on iki beyden, vezirin yerine getirilecek halifeyi seçmelerini istediler.

O beylerden herbiri: “O mübarek zatın vekili, İsa'nın bu zamandaki temsilcisi benim. İşte belgelerim” diyerek vezirin kendisine verdiği talimatnameyi gösteriyordu.

On iki beyin herbiri, kendi halifelik belgesini gösterince, iş kızıştı. Sonunda kılıçlar konuşmaya başladı.

Beylerin kavgası halka da sıçramıştı. Halk, ”bizim bey vezirin vekili” diyerek kendi din kardeşini hatta öz kardeşlerini kıyasıya öldürmeye başladılar.

Ülkede artık seller gibi kan akmaya başladı.

Böylece vezirin ektiği fitne tohumları, nihayet yeşermiş, kalpler birbirlerine karşı nefretle dolmuştu. Ülke kan seline dönmüştü.