Haylaz Öğrencilerin Öğretmenlerine Oyunu

HAYLAZ ÖĞRENCİLERİN ÖĞRETMENLERİNE OYUNU

Bir okulda öğrenciler, öğretmenlerinin sürekli ders vermesinden sıkılmışlardı. Ne kadar çok çalışsalar da öğretmenleri memnun olmuyordu.

Çocuklar aralarında toplandılar. ”Nasıl etsek de öğretmenimizin birkaç gün okula gelmesini engellesek, biz de biraz dinlensek?” diye düşünmeye başladılar.

Öğretmenleri çok sıhhatli idi ve hiç hastalanmamıştı.

Öğrencilerin hepsi düşünürken zekasıyla meşhur olan bir çocuk birden atıldı:

- Arkadaşlar! Buldum. Öğretmenimizin okula gelmesini engellemenin bir yolunu buldum, deyince, bütün arkadaşları ümitle:

- Nasıl? Buldun mu?... Ne buldun?, diye sordular. Zeki çocuk:

- Hocamız hasta olmalı, ancak bu şekilde biz rahat edebiliriz.

'Arkadaşları:

- Fakat, sapasağlam adam. Nasıl hasta olabilir ki? Bizim hasta olsun dememizle olacak şey değil” dediler.

Zeki çocuk:

- Durun bakalım, şimdi söyleyeceğim. Yarın sınıfa ilk giren arkadaşımız öğretmene: “Geçmiş olsun öğretmenim! Hasta mısınız? Renginiz biraz sararmış galiba” deyip yerine oturacak. Bütün arkadaşlar hep böyle söyleyip yerlerine oturursa, öğretmen de artık kendisinin hasta olduğuna inanır.

Bu fikir, çocukların hepsinin çok hoşuna gitti. Arkadaşlarını alkışladılar. Aralarında sözbirliği ettiler. Birbirlerini hocaya şikayet etmemeleri için de yemin ettiler.

Sabah olunca çocuklar, kendi aralarında aldıkları kararı uygulamak üzere okula geldiler.

Öğretmen sınıfa girince, zeki çocuk ayağa kalkarak:

- Günaydın öğretmenim! Yüzünüz sapsarı. Hasta mısınız?

Öğretmen:

- Saçmalama oğlum. Ben hasta falan değilim. Geç otur yerine, dedi.

Öğretmen, hastalığını önce kabul etmedi ama, içine de kurt düşmüştü. Diğer çocuklar da sırayla ayağa kalkarak öğretmenlerine geçmiş olsun deyip, hastalığını sordular.

Çocukların hasta mısınız öğretmenim demeleri etkisini gösterdi. Kendisini hastalık sıkıntısı sardı. Hanımının hasta olduğunu fark etmemesine içerledi ve içinden karısına kızmaya başladı:

- Zaten beni sevmediğini biliyordum. Yüzümün sarardığını, hastalandığımı nereden bilecek. O ancak kendi güzelliğini, havasını düşünür, diye söyleniyordu. Öğretmen sıkıntı içindeydi, çocukların gürültüsüne dayanamadı. Onlara:

- Haydi, siz evlerinize gidin. Benim başım çok ağrıyor eve gidiyorum” dedi.

Çocuklar çok sevinmişlerdi ama belli etmemeye çalıştılar.

Öğretmen evine geldi. Kapıyı açan hanımı kocasını bu saatte kapıda görünce şaşırdı.

- Aman hocam! Hayrola? Sen hiç bu saatte eve gelmezdin?”

Öğretmen:

- Görmüyor musun ne haldeyim? Başım ağrıyor, vücudum ateşler içinde...

Kadın:

- Aman efendi! Görünüşte senin hiçbir şeyin yok. Bu halin bir kuruntudan ibaret, dediyse de öğretmen:

- Zaten sen benim ne zaman iyiliğimi düşündün ki. Evin içinde olduğun halde, bana olan düşmanlığından ateşler içinde yandığımı görmüyorsun, dedi.

Kadın öğretmenin dediğinin doğru olmadığını söylese de öğretmen, kendisinin hasta olduğuna inanmıştı bir kere. Hasta olmadığını söyleyen çok sevdiği karısına kötü sözler söylemeye başladı:

- Bırak benimle inatlaşmayı. Ben hastalıktan perişan olmuşum sen ise benimle inatlaşıyorsun.

Kadın:

- Aman hoca! Kaç yıllık eşini böyle sözlerle üzme! İstersen bir ayna getireyim de sen kendi gözlerinle gör. Öğretmen:

- Git, aynan da batsın, sen de bat. Benimle uğraşmayı bırak da yatağımı hazırla. Başım çok ağrıyor, dedi.

Kadıncağız, kocasının yatağını serdi. Kendi kendine de şöyle söyleniyordu:

- Bu adama da ne olmuş böyle? Kendi kendini ben hastayım diye kurmuş. Hasta olmadığını söylersem bana kızıyor, söylemezsem, aslı olmayan bu hastalık ciddileşecek.

Öğretmen ah vah ederek yatağına yattı. Kendisini takip eden çocuklar da biraz pişman olmuşlardı. Fakat o zeki çocuk araya girdi.

- Aman arkadaşlar, dikkat edin! Son oyunumuzu oynayacağız, dedi ve arkadaşlarına öğretmenlerini ziyarete gidip derslerini öğretmen yanında yüksek sesle okumalarını söyledi.

Çocuklar, öğretmenlerini ziyaret edip derslerini yüksek sesle okumaya başlayınca, zeki çocuk devreye girdi.

- Arkadaşlar! Bizim sesimizin öğretmenimize zararı vardır. Böyle yüksek ses, öğretmenimizin başının ağrısını daha çok artırır, dedi.

Öğretmen:

- Evet, evet! Bu çocuk doğru söylüyor. Haydi gidin, başımın ağrısı iyice arttı. Dışarı çıkın, tatilsiniz, dedi.

Çocuklar bu tatil olayına pek sevindiler ama öğretmenlerinin gönlünü etmesini de bildiler:

- Geçmiş olsun hocam, her türlü hastalık dert ve sıkıntılardan uzak olun, diye dua ederek ayrıldılar.

Çocuklar tatil yapmanın sevinciyle evlerine dağıldılar.

Anneleri, çocukların böyle erkenden eve dönmelerine şaşırdılar.

“Okul günü olmasına rağmen siz oyun sevdasındasınız.” diye kızdılar.

Çocuklar:

- Aman anne, hemen kızma! Hocamız hastalandı, o yüzden tatiliz, dediler.

Anneleri çocuklarının doğru mu yoksa yalan mı söylediklerini anlamak için öğretmenin evini ziyarete gittiler.

Bakarlar ki hoca yorgan döşek hasta. Yorganların altında terlemiş, kafası gözü sarılı bir vaziyette. Hoca, kan ter içinde yatağında ah, vah çekerek bir o yana bir bu yana dönmekte.

Kadınlar:

- Aman hoca efendi, senin gibi sağlam adam az bulunurdu. Nasıl oldu bu hastalık? diye sordular.

Öğretmen:

- Benim de haberim olmadı. Ben sürekli meşgul olduğum için hastalığımı fark edecek halde değildim. Allah'tan çocuklar haber verdi de hastalığımı fark edebildim, dedi.