Peygamberimizin Hasta Ziyareti

Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından biri hastalanmıştı. Peygamberimiz de şefkat ve merhamet sahibi, güzel ahlak örneği bir insandı. Derhal bu arkadaşının ziyaretine gitti. Çünkü mü'minin mü'min üzerindeki haklarından biri de, hastalandığında ziyaretine gitmesidir. Gidilen kimse, ister dostun olsun ister düşmanın olsun, her iki halde de gitmek güzeldir. Dost ise, dostluk gelişir. Düşman ise, kin azalır, hatta yok olur. Çünkü iyilik, kin ve düşmanlığı yok eder.

Peygamberimiz (s.a.v.) hastayı görünce ona güzel sözler söyledi. Hasta da peygamberimizi yanı başında görünce çok mutlu oldu.

Hasta:

- Hastalık benim için güzel bir talih oldu. Bu sayede Peygamberler sultanı beni yoklamaya geldi. Şu hastalık ve ateş ne mübarek dert ve gece uyanıklığı oldu. Allah u Teâlâ şu ihtiyar halimde lütuf ve keremiyle bana hastalık verdi. Gece yarısı mecbur olarak kalksın diye sırt ağrısı verdi. Öküz gibi uyumasın diye, türlü dertler verdi. Böylece beni ziyarete o mübarek insan geldi, diye hastalığına ve dertlerine sıhhat ve afiyet istemek yerine hamdediyordu.

Hasta, ”nimetime şükrederseniz artırırım” ayetini yanlış anlıyor ve ettiği bu dua yüzünden hastalığı arttıkça artıyordu.

Hz. Peygamber onun bu şekilde dua ettiğini görünce, hastalığının neden şiddetlendiğini anlamıştı.

Çünkü, ”Bela, ağızdan çıkan söze bağlıdır”. Hasta da bela üstüne bela istiyordu.

Rasulüllah, hastaya yanlış dua ettiğini izah etmek için nasıl dua ettiğini sordu.

Hasta nasıl dua ettiğini peygamberimize şöyle anlattı:

- Ya Rasulallah! Birçok günaha girmiştim, günahlarım pek çoktu. Sen de günahkarların şiddetli azaba uğrayacağını bildiriyordun. Çok üzgündüm ama, artık faydası yoktu. Bir kere iş işten geçmişti. Affedileceğime dair bütün ümidimi yitirmiştim. Ahiret azabı ise çok çetindi. Ona dayanamayacağım için 'Ya Rabbi ahiret azabını bana bu dünyada çektir. Ahirete bırakma' diye sürekli dua etmeye başladım.

Bildiğin gibi bana böyle bir hastalık geldi. Hastalığın şiddetinden rahatım kalmadı. Her günkü ibadetlerimi yapamaz hale geldim. Hatta kendimi ve iyiliğimi, kötülüğümü fark edemez duruma düştüm. Senin gelmen bana teselli oldu.

Peygamberimiz:

- Sakın ha! Bu duayı bir daha yapma! Sen kaldıramayacağın bir yükü taşımaya çalışmışsın. Sen karınca, hastalık dağ gibi omuzlarına binmiş. Kendini kuvvetli gösterme. Sana düşen kendi aczini söylemen ve o surette Cenabı Hakkın lütfü keremini ve merhametini istemendir, dedi.

Hasta:

- Bu dünya Tih çölü. Sen se Musa, biz ise günahlarımız dolayısıyla o çölde kalmaya mahkum edilmiş İsrail oğulları gibiyiz.

Senin merhametin ve keremin Musa'yı da aşmıştır. Nasıl dua ve tevbe edeceğimi bilemedim. Sen bana öğret, dedi.

Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) hastaya:

- Dua ederken şöyle de: 'Ey güç olanı kolaylaştıran Allahım! Bize dünyada da, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Böylece sana dünyada sıhhat ve afiyet, ahirette de bağışlanma ve cennet verilecektir, dedi.