Şehzadenin Kocakarı Sevgisi

ŞEHZADENİN KOCAKARIYA SEVGİSİ

Bir padişahın canı gibi sevdiği yiğit bir oğlu vardı. Onu özenle yetiştirmiş, ilim tahsil ettirmiş, silah ve kılıç kullanmayı öğretmişti.

Padişah, bir gece rüyasında oğlunu ölmüş gördü. Kan ter içinde büyük bir üzüntüyle uyandı. Yatağından doğruldu. Baktı ki rüya görmüştü. Buna pek sevindi. Biricik ciğerparesini ve tahtının tek varisini ölmüş görmek padişahı düşündürmüştü. Ya gerçekten oğlu yakın bir zamanda ölüverirse o zaman kim yerine geçecekti?

Padişah, bu rüya üzerine hemen oğlunu evlendirmeye karar verdi. Hiç olmazsa torunum olursa o bana mirasçı olur. Oğluma huyu, ahlakı ve cismi güzel bir kız bulmalıyım. Fakat oğluma padişah neslinin bozulmuş, kibirli kızlarından değil de salih yani güzel ahlaklı birinin kızını bulmalıyım, dedi.

Padişah, düşündüğü gibi, fakir fakat salih bir dostunun ayın ondördü kadar güzel ve terbiyeli bir kızını oğluna almaya karar verdi.

Padişahın hanımı, oğlunun saraydan değil de halktan birinin kızıyla kendisine danışmadan evlendirilmesine içerledi.

Padişaha:

- Efendi, evlilikte denklik şarttır. Sen bir padişahsın. Ailemize böyle bir kızı nasıl alırsın? Herkes ne der sonra. Fazla para harcamamak için yapıyorsan, bu sana yakışmaz. O fakir kız çeyiz olarak ne getirebilecek ki? diyerek padişahı bu işten caydırmak istedi. Ama padişah kararını vermişti. Eşine:

- Temiz bir aile ve temiz bir kız için neler söylüyorsun? Onun dindarlığı ve terbiyesi en büyük çeyizdir. Harama bulaşmayan ailesi de gerçek asillerdir, dedi.

Padişah, oğluna alacağı gelininde din güzelliğini tercih etti. Böylece maddi güzellik, mal, mevkii ve asalet de peşinden geldi.

Temiz bir aileden gelen o fakir kızla şehzadenin nikahları kıyıldı. Düğün hazırlıkları başladı...

Tam bu sırada şehzade, kuvvetli sihriyle meşhur Babilli, çirkin bir kocakarının yaptığı sihirlerle kocakarıya aşık oldu.

Sihrin etkisiyle genç şehzadenin gözünde kocakarıdan başkası yoktu. Onun için yanıp tutuşuyor, kocakarının elini, ayağını öpüyordu. Şehzadenin yüzü sararmış, zayıflıktan bir deri, bir kemik haline gelmişti.

Şehzadeyi ömrünün baharında bu durumda gören akrabaları ve dostları çok üzülüyorlardı. Hele babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için elinden geleni yapıyor, bütün çarelere başvuruyordu.

Padişah artık çaresiz kalmıştı. Gece gündüz kurbanlar kestirip fakirlere dağıtıyordu. İhtiyaç sahiplerine zekat ve sadakalar veriyordu.

Fakat nafile!... Bütün bu çabalar boşa gidiyor. Genç yakışıklı şehzade, ihtiyar büyücü kadına daha fazla bağlanıyordu.

Padişah elinden gelen tüm çareleri yapıp da eli boşa çıkınca, yapılacak tek işin sadece ve sadece Allah'a yalvarmakta olduğunu anladı. Evet, oğlu ancak iyilik ve şerrin tek yaratıcısı olan Allahü Teâlâ tarafından kurtulabilirdi.

Padişah gece sabahlara kadar uyumuyordu. Gözyaşı dökerek namaz kılıyordu. Rabbine yönelerek:

- Ya Rabbi! Bu zavallı çocuk yanlış bir yolda. Kocakarının büyüsü onu perişan etti. Ey merhametli Rabbim! Onun yol göstericisi ve yardımcısı ol. Onu bu dertten kurtar, diye yalvarıp yakarıyordu.

“Kul daralmayınca Hızır yetişmez” derler. Günün birinde ettiği dualar yerini bulmuş saraya büyük bir bilgin çıkagelmişti. Padişaha:

- Padişahım, bu usta sihirbaz kocakarıyla kimse boy ölçüşemez. Yaptığı büyüler çok kuvvetlidir. Fakat üzülmeyin. El, elden üstündür, derler. Onun büyüsünü mutlaka bozacağım Allah'ın izniyle.

Padişah duyduklarına inanamadı. ”Hele bir de sen dene bakalım,” dedi.

Bilgin:

- Ben Allah'ın emriyle geldim. Yine Allah'ın emriyle o çirkin kocakarının büyüsünü bozabilirim. Seher vakti mezarlığa git. Duvarın yanındaki beyaz kabirin kıbleye gelen kısmını kaz. Orada bulduklarını bana getir, dedi.

Padişah, denileni yaptı ve mezarda düğüm edilmiş ipleri o mübarek bilgine getirdi. O mübarek bilgin de sımsıkı düğümlenmiş düğümleri Kur'an daki Felak ve Nâs surelerini okuyarak açtı.

Böylece şehzade sihirden kurtuldu ve kendine geldi. Doğruca saraya babasının yanına koştu. Baba-oğul yeniden birbirini bulmuşçasına kucaklaştılar. Şehzade başına gelene, böyle bir kocakarının kendini nasıl tuzağına düşürdüğüne şaştı kaldı.

Padişah, düğün şenliklerinin yeniden başlamasını emretti. Eşinin büyüden kurtulduğuna sevinen gelin de çok sevindi. Halk düğün şenlikleri yaptı. Padişah, düğünde elinden gelen tüm cömertliğini gösterdi. Açlar, fakirler, hattâ hayvanlar bile doydular. Çifte sevinç yaşandı. Biri kocakarıdan kurtuluş sevinci, ötekisi dünyalar güzeli, güzel huylu gelinle şehzadenin evlenmesi olayıdır.

O kötü kalpli, sihirbaz kocakarıya ne mi oldu? Ne olacak, bunca hasedinin ve kötülüğünün boşa gitmesinden dolayı kederinden öldü ve cezasını çekmek üzere ahiret yolculuğuna gitti.

Şehzade, o güzeller güzeliyle evlenince, ayın ondördü gibi bir güzelle evlendiği için, Cenab-ı Allah'a bir kötülükten kurtarıp, böyle bir mutluluğa eriştirdiği için sonsuz hamdü senalar etti ve şükretti.

Mutlu geçen bir yıldan sonra, padişah, oğluna:

- Oğlum, o eski kocakarı ile bu eşinin arasındaki farkı gör. Sonrada vefasızlık etme! Mutluluğunu ve saadetini koru. Güzelliklere erişmek yetmez. Onları korumak, kıymetini bilmek de gerekir.

Şehzade:

- Elbette babacığım. Ben aldandım, aldatıldım. Bu mutluluğu, bu saadeti bir kere bulduktan sonra, hiç bırakır mıyım? dedi.