Denizlerin Üzerinde

Pek acayip bir şey bu: Güz mevsiminde olduğumuz halde, birdenbire güneş koç burcuna girdi baktım.
Baktım birden bire ilkbahar oldu. Birdenbire kaynadı kanım.
Nerdeyse hani bulanıp kanıma bir deve gibi köpürecek, bir deve gibi oynamaya başlayacağım.

Bir uzaklaşıp bir yakınlaşması kan dalgalarının.
Kendisinden geçmiş insanla dolu bir ova.
Ölümsüz gözle görülmez bir içki âlemi.

Baktım birdenbire canlandı ölü.
İhtiyarlar baktım genç oluverdi.
Baktım bakırlar kesildi som altın.
Daha iyisi geldi yerine, daha güzeli geldi baktım, şehrimizden ayrılanın.

İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
Kimi doymuş, rahat, kendinde, içkiye doğru koşmakta kimi.
Gürül gürül süt ırmağı bir yanda, bir yanda gürül gürül bal nehri.

Pek acayip bir şey bu: Bir şehirde padişah bir tane olurdu, gökyüzünde ay bir tane.
Bu şehir padişahlarla dolu, gökyüzü aylarla, zuhallerle.

Sen haydi koş var git hekimlere, orda işiniz yok de sizin.
Orda ne dermansızlık, ne dert var de, Orda ne gam, ne kasvet var, de.
Orda ne kadı, ne vali, ne bey, ne beyin vergicisi.

Davalar, düşmanlıklar, kavgalar zaten denizlerin üzerinde hiç bir zaman yürüyemedi.