Mesnevi

Mesnevi altı ciltten oluşmaktadır. Eserin bilimsel metnini hazırlayıp İngilizce'ye tercüme eden ve ona şerh mahiyetinde açıklamalar yazan, ünlü İngiliz müsteşrik Reynold A. Nicholson'un neşrine göre Mesnevi'de toplam 25632 beyit vardır.

Beyit sayısı daha ziyade İran ve Hindistan sahasındaki bazı nüshalarda çok farklı rakamlara ulaşmaktadır. Nichoslon, kendi neşrinin mukaddimesinde bu hususa değinir ve Osmanlı sahasındaki nüshaların güvenilirliğini dile getirir.

Tasavvuf sahasında en çok okunan ve kendisine en fazla şerh yazılan eserlerden biri, belki de birincisi olan Mesnevi, yurt içinde ve yurt dışanda defalarca basılmıştır.

Mevlâna'nın eserlerindeki en bariz özelliğin külfetsizlik olduğunu ifade eden Abdülbaki Gölpınarlı Mesnevi'nin üslûbu ve muhtevası hakkında özetle, şu değerli tespitleri yapar: "Mevlâna, düşüncelerini uzun uzun mülâhazalarla bir kağıda tesbit edip sonra yine uzun uzun tefekkürlerle onu düzeltmeye uğraşmış değildir. Mevzu, esasen, hazırdır... şairliğin en büyük meziyetlerinden biri ve belki birincisi olan tedai kabiliyeti Mevlâna'da misli görülmemiş bir derecedir.

Mevlâna, Mesnevi'de hiçbir konuyu sistematik anlatmaz. Konular kendiliğinden birbirini açarak ilerler. Konular arasında anlatılan hikayeler de bir yerde anlatılıp bitirilmez. Bir hikaye tamamlanmadan, çağrışım yapan başka bir hikaye anlatılmaya başlanır. Bu şekilde bir hikaye tamamlanana kadar, araya bir çok hikaye, bir çok konu girer.

Mevlâna'nın çağrışım gücü çok yüksektir. Sahip olduğu birikim, bildiği diller, sosyal tecrübeleri, sanatçı ruhu, son derece akıcı bir zeka ve tasavvuf terbiyesiyle pişmiş bir ruh bir araya geldiğinde, Mesnevi'de her konuda olağanüstü bir birikim ve sınırsız malzeme ortaya çıkar.

Mesnevi'yi muhteşem kılan özelliklerden birisi de, vezin kullanılarak manzum olarak yazılmasıdır. Nesir yoluyla bile anlatılması güç konuları o vezin ve kafiye kullanarak külfetsizce söylemiş ve yazdırmıştır.

Mesnevi'nin her bahsinde Kur'an kıssaları geçer. Birçok beyitlerinde ayet ve hadislerden lafzi ve manevi iktibaslar vardır. Bu bakımdan Mesnevi'ye "Mağz-ı Kur'an" (Kur'an'ın içyüzü) diyenler tamamiyle haklıdır.

Kitaptaki hikâyelerin hepsinin Mevlâna tarafından uydurulmuş olmasına da imkân yoktur. Mevlâna fikrini açmak, meramına anlatmak için halk hikayeleriyle atasözlerine de müracaat etmiştir. Halâ kullandığımız birçok atasözlerini mesnevi'de buluyoruz. Bu yüzden mesnevi folklar bakımından da ehemmiyetlidir.

Mesnevi, baştan başa bir kültür âlemidir. Ve dünya eserleri arasında bu kitabın seckin bir yeri vardır, tasavvufi eserler arasında ise bir benzeri yoktur.

Mesnevi-i Şerif, bütün Türk ülkelerinde en fazla okunan, yorumlanan, medreselere bir ders ve nasihat olarak girebilen, tekkelerde hayranlıkla dinlenen ve açıklanan bir temel eserdir. Mevlâna'nın etkisi elbette sadece Anadolu ile sınırlı kalmamış, bilhassa İran ve Hindistan Sahalarında O'nun etkisi büyük olmuş; pek çok alim, mutasavvıf ve edip başta mesnevi olmak üzere eserleriyle ilgilenmişler, onlara değerli şerhler yazmışlardır.

Günümüzde yurt içinde ve yurt dışında Mevlâna ve eserleri üzerine yapılan çalışmalar büyük bir hız kazanmıştır. Mesnevi, dünyadaki başlıca büyük dillere çevrilmiş bulunmakta ve halen bu faaliyetler sürmektedir. İran'dan Bediuzzaman Füruzanfer, İngiltere'den Reynold A. Nicholson, Fransa'dan Eva De Vitray Meyerovitch, Almanya'dan Annamarie Schimmel...

Mevlâna'nın eserlerinin Amerika'da yıllardır en çok satan kitaplar arasında yer aldığını zikredersek konunun geldiği nokta anlaşılabilir.

Mesnevi, içerisinde binlerce ayet, hadis, atasözü, temsil, hikaye, fırka bulunan 6 ciltlik ve 26. 000 beyte yaklaşan devasa bir eserdir. "Mağz-ı Kur'an" yani "Kur'an'ın özü" diye adlandırılan eserde müellif, fert ve toplumu ilgilendiren hemen her konuyu ele alır. Meseleleri en etkili ve ikna edici delillerle ve son derece akıcı sürükleyici, edebi bir üslupla enine boyuna tahlil eder. Bütün bu yönleriyle Mesnevi, asırlarca bizim duygu ve düşünce dünyamıza kaynaklık etmiş, kültür hayatımızda kesin ve derin bir iz bırakmıştır.

Mesnevi, insanın kendini manevi bir varlık olarak görmesi, ahlaken tamamlanması, Allah'la yakınlaşması ve birleşmesi için hazırlanmış bir rehberdir. Bu kitap türlü müşküller içinde bunalan devrinin insanına ve asırlar sonra çağın buhranları içinde sıkışmış dünya insanına yol göstermiştir.

Mesnevi'nin Yazılma Süreci

Meram bağlarında, suların ışıl ışıl çağladığı bir bahçede Mevlâna, Çelebi Hüsameddin'le geziyor, şiirler söylüyordu. Çelebi, tam zamanıdır diyerek fikrini açtı:
— Sultanım! Gazel tarzında birçok şiirler tanzim buyurdunuz. Divân epeyce büyüdü. Eğer Hakîm Şenaî'nin İlâhinâme'si, Ferideddin Attar'ın Mantık'ut-Tayr'ı vezninde bir kitap yazacak olursanız, bu eseriniz, cümle âşıkların can yoldaşı olacaktır. Bundan sonra da, âşıklar, başkalarının sözleriyle değil, sizin eserinizle gönüllerini doyuracaklardır. Buna himmet, efendimizin pek bol olan lütuf ve inayetine kalmıştır.
Mevlâna buna hazırdı zaten...
Tebessüm etti ve sarığının kıvrımları arasından bir kağıt çıkararak Çelebi Hüsameddin'e uzattı. Bu kâğıtta, müstakbel Mesnevinin ruhunu, özünü teşkil eden ilk onsekiz beyit yazılıydı. Çelebiye:
— Oku, buyurmuşlardı. Çelebi Hüsameddin ilk beyti okudu:
"Bişnev in ney çün şikâyet mikûned" "Ez cüdayiha hikâyet mikûned"
(Türkçesi:)
"Dinle bu ney, nasıl, şikâyet ediyor, ayrılıklardan hikâyet ediyor."
...
Böylece Çelebi'nin eline verilen on sekiz beyitle Mesnevî-yi Şerîf başlamış oldu. Sonra, yıllarca sürdü. Sohbet eder­ken, semâ ederken, yolda, bağda, med­resede, gece sabahlara kadar, hangi sa­atte ve nerede olursa olsun Hüsameddin Çelebi ,Mevlana'nın her anını,dudaklarından dökülen her cümleyi yazıyor,not alıyordu. Bunu ancak Hüsâmeddin Çelebi gibi sevmesini bilen, Mevlâna'nın da aşkı ile yok olan bir bahtlı yapabilirdi. Böylece VI cilt­lik dünya edebiyatının bir şaheseri ve ru­hanî hayatın yol göstericilerinden biri olan mesnevi yaklaşık sekiz yılda ta­mamlanmış oldu.

Kaç Yılda ve Ne Zaman Yazıldı?

Mevlâna'nın diğer eserleri gibi Fars­ça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevi'nin I. Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında bitirilmiştir. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çele­bi'nin eşi vefat etti ve Mesnevi'nin yazıl­ması iki yıl kadar gecikmeye uğradı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah-akşam, semâ-sohbet, otururken-ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâ­meddin Çelebi tarafından da yazılıyor­du.

Hüsâmeddin Çelebi, eşinin, ölümün­den iki yıl sonra Mevlâna'nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevi'nin diğer ciltleri, hiç ara verilmeden 1268 tarihinde tamamlandı.

Mevlâna Mesnevisi için Ne Demiştir?

Mevlâna, eserini "vahdet dükkânı" olarak nitelendirir ve okuyanlara:

Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu ki­tap vasıtasıyla kendini tanıyan, anla­yan da er kişidir.

Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kav­mine sudur.

Bu sözün (Mesnevî'nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak ol­muş bir halde görünüyor.

Mevlâna; Mesnevisini aydın gönül­lü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirir. Ve Mesnevi'yi anlama hususunda şu öğütle­ri dile getirir:

"Mesnevinin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak. Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden arala­rındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğru­luk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve an­lama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun (Mesnevî} sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesneviyi anla­ma hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir. "

Mevlâna, mesnevisini şöyle tanıtır ve insanlara referans olarak eserini tavsiye eder:

"Mesnevi içinde kandil bulunan kandilliğe benzer, sabahlardan daha aydın bir surette parlar... kalplere cennettir; pınarları var, dalları var, budakları var. O pınarlardan bir tanesine bu yol oğulları Selsebil der. Mesnevi, mısırdaki Nil'e benzer:

Sabırlılara içilecek sudur. Firavun'un soyuna sopuna ve kafirlere hasret. Şüphe yoktur ki Mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, Kur'anı apaçık bir hale koyar. Rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir".

Mevlana (öl. 672/1273)

- Mevlana'nın kendi deyişiyle Mesnevi " Bir vahdet dükkanıdır, Allah'ın en aydınlık yoludur, gönüllere şifadır, hüzünleri giderir, doğru yolu buldurur. ''

- Nitekim Allahü Azimüşşan, " Bir çoğunu istedikleri dalate, bir çoğunu hidayete ulaştırmıştır. Onun yolundan fasıklardan başkası sapmaz, ancak onlar saparlar. '' diye buyurmuştur.

- Ve bu güzel kitap, gönüllerin şifası, sevinci artırıcı, hüzünleri giderici ve Kur'an-ı Kerim'i açıklayıcıdır. Ruhani rızıkların bolluğuna, ahlakın güzelleşmesine, sebep olur. Ancak alemlerin Rabbinin ilhamıyla hayır sahibi katiplerin elleriyle yazılmıştır. Temiz kişilerden başkasının el değdirmesine mani olunup, yani içindeki ilahi sırların inceliklerini ve gerçeklerini inkarları sebebiyle onlar bundan men olunurlar. Mesnevi, alemlerin Rabbi tarafından indirilmek hasebiyle onun önünden ve ardından batıl, yol bulamaz. Zira Allahü azimüşşan koruyup gözeticidir. O, en iyi koruyan ve merhametlilerin en merhametlisidir. Bu Mesnevi için nice güzel lakablar daha vardır ki, onları da yüce Tanrı takmıştır. Ancak biz, bu kısa adla sözü kısa kestik. Zira az çoğa, bir yudum su göle delalet ve bir parça zahire büyük bir harmana işaret eder.

- " Her kim aslından uzak ve ayrı olursa o, kavuşma zamanını bekler durur. "

- " Gerçi sırrım, feryadımdan uzak değil, lakin her göz ve kulakta bunu sezecek nur yok. "

- Ney'in sadası ateş oldu, onu hava sanma.

Kimde bu ateş yoksa yazıklar ona.

- Dile kulaktan başka talib yoktur.

- Deniz, balığı suya kandıramaz. Nasibi olmayana gün uzun gelir.

- Ham olan hiç pişmişin halinden anlar mı? Bunun için sözü kısa kesmelidir vesselam.

- Testiyi denize daldırırsan bir günlük rızıktan fazlası kısmet olmaz.

- Aşktan her kimin elbisesi parça parça olmadıysa o, kötülüklerden, hırstan, kibirden temizlenmemiştir.

- Ey bizim tatlı aşkımız, ey bizim hastalığımızın tabibi! Şad ol.

- Ey aşk! Bizim kibir ve azametimizin, şerefimizin devası, Eflatun'umuz ve Calinus'umuz sensin.

- Dostundan ayrılan, ne kadar konuşsa da o, yine dilsizdir.

- Her şey sevgiliden ibaret, aşık bir perde, sevgili daima diri ve aşık ölü.

- Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa o, uçamayan kanatsız bir kuş gibidir.

- Gönül kirden, süsten temizlenirse, Hak güneşinin nuru orada parıldar.

- Ne olur bizi dinleyen dostlar olsa.Zira bu destan bizim halimizin hikayesidir.

- Birisi bir eşek bulur, palan bulamaz. Palanı bulunca da eşek kurdun nasibi olur.

- Testi olsa, su elin ziyneti olmaz (su bulunmaz). Su bulununca da testi kırılır.

- İlahi iradeden tamamen gafil oldular, (İnşallah-Allah izin verirse demediler). Hak da onları tam bir acz ile kahreyledi.

- " İnşallahı " terk acze sebep olur. Güzel huyun namesi Allah'ı zikirdir.

- Dünyada daima iş, işi gösterir.

- Edebsizin kötülüğü yalnız kendisine değildir. Belki bütün dünyaya karışıklık, ateş verir.

- Gam, keder sana yine senden; şüphesiz senin küstahça işlerindendir.

- Safra ve sevda illeti bellidir. Odunun dumanı olunca bu, kokusundan belli olur.

- Gönül iniltisi, aşkın şahididir. Gönül hastalığından beter bir hastalık yoktur.

- Aşk her iki taraftan da yücedir.

- Aşkı her ne şekilde açıklasam da, anlatsam da onu tarifte dil (insan) dilsiz kalır.

- Kalem, gerçi her şeyi yazar ama, aşka gelince başı döner.

- Aşkı anlatmak için akla izin yoktur, ( akıl aşkı anlatmada çamurda yatan eşek gibidir ). Onu, yine aşk kendisi anlatır.

- Ben sözü uzatsam doğru değildir. Zira dost ile dost olmayan ne anlar.

- Arzu edilen şey ölçüyü aşmasın. Zira bir saman çöpünün dağa gücü yetmez.

- Eşeğin kuyruğu ( altına ) bir diken konulursa o, çıkarmak zannıyla boyuna bağırır durur.

Eşek ızdırabından bağırmaya ( çifte atmaya ) devam eder. Ona dikenden kurtarmak için akıllı birisi lazımdır.

Dikenden kurtulabilmek için ıztırabından o, her tarafa koşar, bağırır durur.

O diken çıkarmada usta olan kişi, güzel davranışıyla zavallıyı gamdan emin eyler.

- Peygamber, " Sırrını gizleyen muradına tez kavuşur. " dedi.

- Tohum toprak altında gizlenince, mesut, yeşermiş ve tertemiz olur.

- Altın ve gümüş, madende gizli olmasalardı nasıl dünyanın her tarafında makbul olurlardı.

- Nice kimseler, kaza elinin onu çektiğini (kendi ayağıyle kötülüğe gittiğini) bilmeden razılık yolcusu olurlar.

- Aşk, renge ve kokuya bağlı (zahiri) olursa o, aşk değildir, kişiye bir utançtır.

- Tavus kuşunun süslü kanadı, onun düşmanıdır.

- Tilki, dolaşıp dururken, postu yüzünden başından olur.

- Faniye olan aşk ebedi değildir. İlahi aşk bakidir.

- Daima diri ve baki olana aşık ol. Sırrını onura kavuştur.

- " Bu aşka bende kabiliyet yok deme. Kerem sahibinin ihsan etmediği bir nesne yoktur. "

- Zira, hayat ve ölüm Hak'tandır. Kainatta her şey O'nun hükmündedir.

- Sevgili, kendi eliyle aşıkı kurban edince aşık, o an mesut olur.

- " Ey başı yarılmış garip, ey filan."

Başındaki kel nedir? Gül yağı şişesini dökmüş gibi gamlı, kederlisin." dedi.

- İki arı bir yerden gıda alır, fakat birisinden zehir, birisinden bal olur.

- İki kamış bir sudan beslenir, biri şeker kamışıdır, diğeri bomboş bir kamış.

- Define için bir ev tahrib edilir ama, bulunan hazineyle orası yeniden mamur olur.

- İnsan şeklinde nice şeytanlar vardır. Onun için dikkat et, her ele yapışma.

- Fare ambarı deldi. Onun hilesinden mahsul dağıldı.

Ey can, önce farenin şerrini defet, sonra buğday ölçeğini omuzla.

O büyükler büyüğü, ( Hz. Muhammed sav ) bak bir sözünde ne der: " Gönül huzuru olmadıkça namaz tamam olmaz. "

Eğer ambar faresinin hilesi yoksa, bizim kırk yıllık amelimizin buğdayı nerede?

Bu kadar zamandır doğruluğumuzun, işimizin hasılı niçin ambarımızı doldurmadı?

- Halife Leyla'ya dedi ki: " Kays'ı aşık perişan eden sen misin? "

"Halbuki başkalarından daha güzel de değilsin. " Leyla, " Sen beni Mecnun'a sor " dedi.

- " Rabbin gölgeyi nasıl uzatmıştır " ayetinden velileri tanı. Onlar Hak yolunun ışığı oldular.

- Cenabıhak, " Evimi temizleyin " buyurdu. Şüphesiz O, temizliği emreder.

- Her bir sözün güzelliğine aldanma. Gözünü aç, onda çirkin bir mana olabilir.

- Kalbi kötü olanın sözleri de kötüdür. Onun gönlü ölüdür. Ruhu ebedi olmaz.

- O'nun fazlı, cansızları idrak sahibi kılar. Kahrı da akıllıyı kör eyler.

- Can ve gönülde bunu söylemeye coşkunluk yok. Kime anlatayım, dinleyecek bir kulak da mevcut değil.

- Söz ve eser sahibi yüz binlerce şair, Peygamberin ümmi lakabından dilsiz kaldılar.

Böyle kuvvet, kudret sahibi bir Huda'ya canını feda etmeyen namerttir.

- Öküz kimdir ki sen ona sakal gibi tabi olasın. Toprak nedir ki ona ot olasın.

- O kadın yaptığı işten utanınca, Tanrı onu çarpıp Zühre yıldızı yaptı.

- Hazineyi viranede gizler; dikene gül, cisimlere can ihsan eder.

- " Hasta olunca bu bıkkınlık nedir? Asıl uyanıklık hastalık zamanındadır. "

" Hasta olduğun zaman Hakk'ı anar, istiğfar edersin. "

" Suçunun ve günahının çirkinliği görünür, bundan sonra itaate niyet edersin. "

" Bundan sonra Hak yolunda ibadet edeyim " diye ahdeylersin.

" Öyleyse aşikar oldu ki hastalık, sana akıl gözü ve uyanıklık oldu. "

-Bir yerde on tane mum yakılsa hepsinin birbirinden farklı olduğunu görürsün.

Karanlık gecede onların nuruna baksan ışıkları birbirinden farklı değildir.

- Eğer yüz elma ve yüz nar ( ayva ) sıkılmış olsa onlar sayılınca bir tek olurlar.

Manada bölmek, saymak ve sayıları sıralamak yoktur.

Dostun, dostlarla beraberliği hoştur. Suretin manası makbul değildir.

- Sözlerim keskin bir kılıç gibi oldu. Eğer kalkanın yoksa karşıma gelme, kaç.

Kalkansız bu elmas önünde görünme. Zira kılıç, kesmekten utanmaz.

Bu yüzden kılıcı kılıfa koydum. Ta ki, eğri anlayışlı biri onu ters anlamasın.

- Tatlı olanı nardeng şerbeti yaparlar. Çürük meyveyse sadece bir ses çıkarır.

- Mana sahipleriyle oturup kal ki, Tanrı'nın fazileti seni er kişi kılsın.

- Tahta kılıçla iş görülmez.

- Narın gülenini al ki, içindeki tanelerden haberdar olasın.

- Bağı, gülen narın güzelleştirdiği gibi erlerin sohbeti de sana itibar kazandırır.

Şüphesiz velilerin sohbetinden takva ve ebedi hayır yolu açılır.

- Zevk u safa ehlinin yıldızı Zühre'dir. Onun için o, eğlenceye meyillidir.

Yıldızı Merih olan, kan dökücü, savaşçı ve iftiracı olur.

- Deniz yine bir denize akmakta; her şey geldiği yere gitmektedir. Bundan şüphe etme.

- Ey Müslümanlar! Gelin, beden ve can azabı din lezzeti gibi olmaz. "

Hepiniz pervane gibi buraya gelin, ateşteki yüzlerce baharı görün.

- Her ağlamanın sonu gülmedir. Akıbeti gören, safanın kuludur.

- Nerede su olursa, orada yeşillik olur. Gözyaşı Hakk'ın rahmetine vesiledir.

Rahmet dilersen zayıflara rahmet et.

- "Gam görünürse tevbe et. Zira onun işi de Hakk'ın emriyledir. "

- Ey oğul! Nazar sahipleri hilim rüzgarını ( suyunu ), hışım ateşini hepsini Hak'tan bilirler.

- Serab susamışı gerçi teselli eder ama, suyun zevkini veremez.

- Peygamberin, " Mümin iki kere aynı hatayı yapmaz " , sözü bana yol gösterici oldu.

Peygamber, - Tevekkülden önce bineği bağlamak önemlidir – demiştir.

" Kazanan Allah'ın sevgilisidir." (hadisi şerif)

- Halk, Allah'ın ayalidir – dendi.

- O hileler yüzünden dağların tepeleri bile sarsılır-

- Salih kimse için helal mal nimettir-

- " Su, geminin içine girerse o batar, geminin altındaki su ise her tarafta nimettir.

- Peygamberin sözüdür. O, - Danışılan kimse emin olmalıdır – dedi.

- Tavşan dedi ki, " Sırrı söylemek doğru değildir. Esrarını gizleyenin boynu bükük olmaz. "

"- Paranı, mezhebini ve gittiğin yolu gizlemek lazım. -"

- " Sırrını birkaç kişiye dersen, artık ona veda et. Zira iki dudağı aşan sır yayılır. "

- Peygamber, " Yalandan hasta olanın şüphesiz ruhu ve bedeni hasta olur. " dedi.

- Gönül, sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe;

Atını kaybolmuş sanıp seğirip durur.

- Can yukarıda olduğu için bulunamaz. Küpün içi su doluysa da ağzı kurudur.

- Ayın, güneşin ve Süha yıldızının nuru görünen ışıktır. İç nuru ise çok kıymetli bir nurun aksetmesidir.

- Her gizli şey, zıddıyla meydana çıktı.Hakk'ın zıddı olmadığından o görülemez.

- " Muhakkak ona döneceğiz. "

- Peygamber, " Dünya az bir müddetten ibarettir. " dedi.

- Sünepe bir yürüyüş suça sebep olur. Merdcesine yürüyüş ise şüpheye yer vermez.

- Musa, Firavun'u, askeri ve ağırlıklariyla Nil nehrinde boğdu.

- Tek kanatlı bir sivrisinek, Nemrud'u baş ağrısı ile helak etti.

- Haman'ı dinleyen inatçı Firavun'un ve Nemrud'un dostu hasetçi şeytan oldu.

- Düşman sana dostça söylese de bir hilesi vardır, ona inanma.

- Sana şeker verse de o öldürücü bir zehirdir. Onun lütfu kahırdır. Bu kadar öğüt kafi sana.

- Allah'a yalvar. Daima ağla, oruç tut, namaz kıl.

- Hüdhüd

"Ey şah! Bende bir hüner vardır.

"Ben havada uçarken,"

"Havadan bakınca yerde gizli olan sudan haber veririm."

"O su nerdedir? Mikdarı ve rengi nedir? Kaynağı toprak mı, taş mı? Bilirim."

- " Koyunun kurttan kaçması garip değildir. Acayip olan koyunla kurdun beraber olmasıdır. "

- Ey makam sahibi! Eğer bir zulümde bulunursan o senin karanlık kuyun olur.

- Zayıf kulları sen kimsesiz sanma. Kur'an'da, " İza-cae nasrullahi, Allah'ın yardımı ve zaferi gelince... " suresini hatırla.

- Nice zalimden sana zulüm geldiyse bir bak, o senin işindir.

- Ey başkasının yüzünde çirkin bir ben gören, yazık ki o ben senin yüzünden akseder.

- " Mümin, müminin aynasıdır. "

- Yaya, doğru ok lazımdır. Eğri ok şüphesiz yol olmaz.

- Ok gibi doğru ol da yay, seni menziline ulaştırsın.

- Kafdağını iğne ile yerinden ayırmak için kuvvet ve yardım Hak'tandır, gerisi laf.

- " Gözüne parmaklarını koysan cihanı görmen nasıl mümkün olur? "

- " Sen görmesen de cihanı yok zannetme. Mani olan uğursuz nefsinin parmağıdır.

- " İnsanlık gözden ibarettir. Gerisi bedendir. Göz ise, dostun nuruna müştak gözdür. "

" Dostu göremeyen göz kör olsun daha iyi. Ebedi olmayan sevgili de uzak olsun. "

Rum elçisi bu sözleri işitince hasret yaşları gözlerini doldurdu.

Gözü Ömer'i aramaya koyuldu. Atına ve yüküne bakmadı bile.

Her tarafta o merdi soruyor, deli gibi onu arıyordu.

- Talibler taleb ettiklerine köle olurlar. Nihayet arayan aradığını bulur.

- Kim Allah'tan korkarsa şüphesiz yer ve gök ( insan ve cinler ) de ondan korkar.

- Peygamber de " Önce selam ondan sonra söz " demiştir.

- Hal, cilveli bir gelin ise, makam da o gelinle yalnız kalmak olur.

Gelinin cilvesini padişah da birçokları da görür. Fakat vuslat zamanı padişahtan başkası bulunmaz.

- Gül o sırrı işitip gülücü oldu. Bunu taşın kulağı duyarsa akik cevheri olur.

- Cisme bir ayet söyledi, o can oldu. Güneşe söyleyince güneş, parlamaya başladı.

- Sonra güneş, korkunç bir sırrı işitince yüzü tutuldu.

- Tanrı, bulutun kulağına ne söyledi de onun gözyaşını derya eyledi?

- Toprağın kulağına ne arz etti ki o, daima sessiz ve istiğrak halinde?

- Aşk , cebir sözüyle sabırsız olur. Aşık olmayan cebre esir olur.

- İncinin aslı sedefteki bir damladır.

- Bakırı hakir görüp, " İksirin tesiriyle altın olamaz " deme.

- Eğer gönül, sır dağarcığını açacak olsa ruh, süratle arşa doğru yükselir.

Bu gizli sır anlatılabilse, bütün cihan yanar.

- Şeytan, "Ya Rabbi! Beni azdırışın için..." deyip o alçak kendi fiilini gizledi.

Adem ise, "Ya Rabbi! Biz kendimize zulmettik" dedi. Tanrının işinden gafil olmadı.

O, günahın Hak'tan olduğunu gizledi. Edep şerefine nail oldu.

Adem'e tevbesinden sonra Tanrı dedi ki, "Ey Adem! O günahı da halk eden ben değil miyim?"

"Senin işin kaza ve kader icabıydı. Özür getirirken suça razılık niye?"

Adem, "Edebi terk etmekten korktum" dedi. Hak da "İşte, senin korunmana sebep de budur" dedi.

- Hürmet eden hürmet bulur; şeker yiyen de lezzet.

İki el ki biri hastalıktan titriyor, diğerini sen titretiyorsun.

İkisinin de hareketi Hak'tandır.

Lakin birinde kulun dahli vardır.

Birinde titreme isteğe bağlı; diğer hasta kimsede ise mecburidir.

- Akıl ve his bahsi eser veya sebeptir. Can bahsi ise hayret içinde hayrettir.

- Göz nuruna sahip olan kimse körün kılavuzuna, değneğine itibar etmez.

- Bu öyle bir sır ki bir örtü ile gizlenmiştir.

- Ekşi suratlı olmak şükür olsaydı, sirkeden daha şükredici bir kimse olmazdı.

- Sel denize gelince deniz; tane tarlaya ekilince ekin olur.

- "Ey cefası makbul, intikamı can gibi güzel olan!"

Senin cevrinde öyle tatlılıklar var ki, cihan halkı bir lütfun için canlarını feda eder."

"Ateşi böyle; nuru, huri ve melektir. Matemi böyle, artık düğünü nasıldır?"

- Doğruyu Allah bilir.

- "Gerçekte dil, taş ve demir gibidir. Onlar gibi harekete getirilince ateş saçar."

- "Taş ve demiri fuzuli yere sürtme. Düşünmeksizin laf söyleme."

- Bir söz, alemleri harap eder. Ölmüş tilkiyi arslan yapar.

- Peygamber, "Ey talib! Taleb olunan dereceye ulaşanlarla boşuna uğraşmaktan sakın" buyurmuştur.

- Ateşe gireceksen önce İbrahim gibi ol.

- Kamil için yemek ve konuşmak helaldir. Mademki senin kemalin yok, her şeyi yeme ve dilsiz ol.

- Duymaya kadir olmayan sağır kimse hiç konuşamaz. Ağzı bağlı dilsiz gibidir.

Zira konuşmak için önce dinlemek şarttır. Söze, kulak yolu bağlıdır.

- Evlere kapılarından girin.

- Alemi yaratan O'dur.

- Arif isen bir çula bürün, zillet yoluna düşüp göz yaşları dök.

Adem'i gözyaşı günahlarından yıkadı. Tevbe edenin yüzünün suyu taze göz yaşlarıdır.

- Senin gönlünde gözyaşının zevki yok. Görmemişler gibi gayen su ve ekmekten ibaret.

- Buğday ekilen yerde arpa bitmez. Şüphesiz atın yavrusu eşek olmaz.

- Dilin söylediği bir söz yaydan fırlayan oka benzer.

Atılan ok geri dönmez. İleriyi gören kimse seli başından bağlar.

- O eserleri halkın hükmünden sanma.

- Tanrı, velilere öyle bir kudret vermiştir ki onlar, atılmış oku yoldan geri çevirirler.

- Ne şiş yansın ne kebab.

- "Ma nensahmin ayetin ev nünsiha ayeti – Biz bir ayeti nesh eder yahut onu unutturursak, ondan daha hayırlısını veya mislini getiririz"

"Ensevküm zikri – Benim zikrimi unutturdular" ayetinin manasına dikkat et.

- Onlar hatırlatmaya, unutturmaya kadir ve halkın kalbindekilere hakimdirler.

Zira unutturmak ile nazar sır olunca hüner sahibi de olunsa bir iş yapılamaz.

Yüce kişileri siz alaya aldınız.

Köy sahibi cisimlerin padişahı, gönül sahibi de ruhların sultanı olur.

- Görüş, şüphesiz gözün bir fer'idir. Öyleyse insan, göz bebeğinden başka bir şey değildir.

- Bana bundan fazla konuşmaya izin yok.

- Yüce Tanrı binlerce iyi ve kötü şeyleri her gece gönüllerden giderir.

Gündüz gönülleri yine onlarla, o sedefleri incilerle doldurur.

- "Ey dil! Senin bana zararın çoktur. Söyleyen sensin. Sana açıkça bir söz yok."

"Ey dil! Sen hem şimşek, hem de harmansın. Ateşinle harmanımı mahvettin."

- "Ey dil! Sen hem tükenmez bir hazine, hem de devasız bir dertsin."