1.Derece Hüzün

Hüzün; sürürün zıddıdır. Meşayihin ıstılahına göre ise, "Bir insanın geçmişte kaybettiği birşey için üzülmesi ve elem duymasıdır." Kaybolan şey nev'ine göre tedârik edilebilir veya edilemez mahiyette olabilir. Meselâ, vaktinde kılınmamış namaz ve vaktinde tutulmamış oruç gibi... Bu nevî tembellikten veya başka bir sebepten dolayı fevt olmuş ibâdetler kaza edilebilir. Eğer üzülmek lazımsa bu nevi kayıplara üzülmek evladır. Fakat bir de ölüm gibi tedâriki ve kazası mümkün olmayan şeyler vardır. O zaman tarikimizce bu neviden olan şeylere üzülmenin mânâsı da lüzumu da yoktur. Kaçırmış olduğu namazından vesair ibadetinden dolayı elem duymak ve teessüf ederek Rabb'e karşı pişmanlığını arzetmek, elbette güzel bir şeydir. Bu söylediğimiz mânâda mahzun olan kulların hakkında, Hz. Peygamber(sav) şöyle buyurmuştur; "Allah (CC) bütün hüzünlü kalb sahiplerini sever" ve bu hüzün merâtibden güzel bir mertebedir.

Şeyhu'l-islâm'a göre hüznün üç mertebesi vardır. Birincisi avamın hüznüdür ki bu, Allah'a olan ibâdetlerindeki aksamalara ve bu sayede geçip giden ömrüne üzülmektir. Şayet bu kimsenin gücü yeterse geçirdiği ibadetlerini kaza eder. Böylece hüznü de kabul olur. Yok yine tembelliğe devam ediyorsa, onun hüznü boşu boşuna olan bir hüzündür. Hiçbir kıymeti yoktur. Hüznün ikinci derecesi müridlerin hüznüdür. Müridlerin hüznünün sebebi ise, kalblerinin şuhûd-u Hakk'tan gâfıl olması hasebiyledir. Ve gönüllerinin mâsivâya meyl gösterdikleri içindir. Hüznün üçüncü derecesi ise ehass-ı havasındır. Onların hüznü yoktur. Zira hüznü normal insanlar çekebilir. Halbuki onlar, vecd halindedirler ve bunlar; "Onlara o gün korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de..." âyeti kerimesinin işaret buyurduğu makamdadırlar. Lakin şu kadar var ki, bazı arıza ve eksiklikler sebebiyle üzüntü duyarlar. Ve hüznü başkaları için çekerler. Tıpkı Resulullah'ın ümmetine olan hüznü gibi... Nitekim Allah u Teala âyeti-i kerimesinde şöyle buyurmuştur: "Ey Muhammedi Demek onların sana indirdiğimiz bu Kur'an'a inanmayıp davetinden yüz çevirmelerine üzülerek, arkalarından kendini âdeta mahvedeceksin!" (Kehf, 6)

Rasûlullah efendimiz(sav) şöyle buyuruyor:"O gün kıyametin dehşetinden herkes, nefsî nefsî diyecek. Ben ise, ümmetî ümmetî diyeceğim."