9.Derece İbadet ve Ubudet

İbadet, Allah'a karşı alçakgönüllülüktür. Meşâyihin çoğu ibadetle ubûdet arasında fark olduğunu beyan etmişlerdir. Ama bazı muhakkikler lafzan ve manen ikisinin de arasında fark olmadığını belirtmişlerdir, ibadet, kulluğa denir. Ubûdet ise, kul olmaya denir, ibadet edene âbid denir. Sahib-i ubûdete ise, abd ıtlak olunur. Bu iki sıfat, sâlike lâzım olan sıfatlardır. Bir kimse bütün ibadetlerin esrarına vakıf olup nuruyla nürlanmazsa, o kimse ubûdet sahibi olamaz. Ve ibadeti Allah katında makbul değildir. Ve bu kimse bu nev'i ibadetle kemâle eremez.

Allah'a ibadet ve kulluk et.

Çünkü bunların her ikisiyle gönlün hayat bulur.

İbadet gönlü başka şeylerden uzak tutar.

Kulluğu itaat etmeye doğru çeker.

Cenab-ı Hakk'a ibadet iki türlüdür. Birincisi, mutlak olan Zât'a ibadet, ikincisi safâiyyet-i mukayyedeye ibadettir. Ibadet-i zâtiyye-i mutlaka, herşeyi ilm-i Hakk'ta iken emrine imtisal etmek ve tekvini ve tayini kabul kılıp vücûda gelmesidir, istikrarlı olan ibadet, rahmet-i Rahmanın tecellisinde en önemli vasıtadır. Bu rahmet-i rahmaniyye kesintisiz yapılan amelin varlığına şâmildir. Kul şayet teklif ve tekellüfsüz olarak teslimiyette ise kuldur. Ama ibadet-i sıfâtiyye-i mukayyede ise, rahmet-i rahmiyye-i hâssa mukabelesinde vaki olmuştur. Nebiler ve Resuller vasıtasıyla namaz insanlara teklif edilmiştir.

Rahmet-i rahmiyye-i hâssanın vusulü için bu ibadet şarttır. Bu ibadet istekle yapılan ibadettir. İbadet diye, ihtiyarla (istekle) yapılan fiillere denir. Hz. Mevlânâ şöyle buyuruyor.

İhtiyarla yapmak kudreti ibadetin tuzudur, lezzetidir.

Yoksa bu gökyüzü de ihtiyarsız dönüp durmada.

İbadetle yükümlü olanların âbid olanı, ibadet-i sıfâtiyye ile zahir olur. Nitekim bazıları ibadetsizlikleriyle farklı bir mercidedirler. Yani ibadet ayırtedici bir vasıftır. Nitekim bazısı ibadet ederek itaat eder. Bazısı ise ibadet etmemekle isyan eder. isteyerek ibadet edenler cennet nimetlerine erişecektirler. Ve isteyerek ibadet etmeyip isyan edenler, elbette ki cehennemi tadacaklardır.

İbadette biri makam mevki sahibi oldu,

diğeri de serkeşlikle kuyunun dibini buldu.

Kulluk itibarın ölçüsü oldu.

Bu mihenk taşından her birinin ayarı bellidir.

Hakk'a hakkıyla ibadet etmek, Hakk'ın fermanını, kendi hevâ ve hevesinin fermanına tercih etmektir. Fermân-ı Hüdâya mutabık olmaktır.

Ya dostun rızası gerekir ya da kendi heva hevesin.

Allah u Teâlâ bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Hevasını ilah edineni gördün mü?"

Ehl-i tarikin yapması gereken nefsini ilah edinmeyip, Rabbini ilah edinmesidir.

Heva hevesine uydukça Allah'a ibadet etmen mümkün olmaz.

Hüdâya ibadet edenler dört kısımdır. Bir kısmı sahiden samimi olarak Hüdâ'ya tapar. Bir kısmı ise hevaperesttir. Birinci kısım ibadet edenler, ibadeti cennet için yaparlar. Bunlar tacirlerdir, ikinci kısım ibadet edenler ise, ubudiyyet korkusu yüzünden ibadet ederler. Bunlar kölelerdir. Üçüncü kısım ise, Allah'tan utandığı için ibadet ederler. Bunlar sâdikân ve müridândır. Dördüncü kısım ise, yanlızca, Allah'ın rızasını talep ederek ibadet edenlerdir. Bunlar ise husûsî âşıklardır. Râbia (r.anha)'nın dediği gibi: "Allahım sana yaklaşmak ve senin rızanı kazanmak için ibadet ediyorum. Senin ateşinden korktuğum için değil ve cennetini elde etmek için değil."

Bu mertebeye ubûdet denir, ibadet müşkilât, havf (korku), recâ (ümid) ve külfetle yapılır. Ubûdet ise, ne meşakkat, ne havf ve reca ve ne de külfetle yapılır. Zevk-i ilahî ve şevkle yapılır. Nitekim ibn-i Farız hazretleri bu mânâya işaret ederek şöyle diyor:

Her bir makamı, sülûkun makamlarından katettim.

Ubûdetle, ubûdiyyeti tahkik ve tesbit eyledim.

Havasın taâti, daima zevk ve şevkle yapılır.

Avamın ibadeti ise kerhen ve zorlama iledir.

Bu nev'i ibadet (avamın ibâdeti) ise makbul değildir. Bir âyet-i kerimede Allah u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Sonra Allah'ın irâdesi duman halinde bulunan semâya yöneldi. Semâya ve yere isteyerek veya istemeyerek gelin." dedi. Onlar da: "isteyerek geldik dediler." (Fussilet, 11)

Akıllıların yuları "zorla gelin" emridir;

gönlünü kaptıranların baharı "dileyerek gelin" emri.

Nebiler, Resuller, Enbiyalar, Evliyalar ve cümle kâmilinden olan kimseler ibâdetlerini aşk ve şevkle yapmışlardır. Allah u Teâlât(cc) şöyle buyuruyor: "Ne isâ Mesih Allah'a kulluk yapmaktan kaçınır. Ne de Allah'a yaklaştırılmış melekler. Kim Allah'a kulluk etmekten çekinir ve kibirlenirse, bilsin ki, hepsini huzurunda toplayacaktır." (Nisa, 172)

Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum.

Ben senin hizmetinde kul olup, başımı koydum.

Âzâd olan kul şâd olur. Ben sana kul olduğum için şâdım.