Haddini Bilmek

Fare bir devenin yularına yapışmış, onunla birlikte gidiyordu. Gidiyordu ya gurur ve kibri de kendisiyle birlikte gidiyordu.

Deve, ömrü boyunca bu kadar kibirli, kendini beğenmiş ve üstün gören biriyle karşılaşmamıştı. Fare kendi kendine

“Ne büyük bir rehbermişim de haberim yokmuş. Deveyi yularından tutmuş götürüyorum.' diyordu.

Az sonra bir ırmağa çıktı yolu devenin. Gürül gürül çağlayarak akıyordu. Deve duraksadı. Akıntı güçlüydü. Ama rahatlıkla geçebilir di. Fareninse beti benzi atmıştı.

“Eyvah!' dedi. ”Şimdi ne yapacağım?” Deve, az önce gururundan yanına yaklaşılmayan fareye baktı,

“Hayrola dostum!' dedi. 'Ne oldu?' Fare kekeledi,

“Yo, yok bişey!' Deve,

'”aydi!' dedi. 'Paçaları sıva da gir suya, kılavuz sen değil misin?'

Fare, zor durumdaydı,

“Bu koca ırmağı nasıl geçerim?' dedi. Sesi yumuşamış, yelkenleri indirmişti. 'Su çok derin!'

Deve ağır ağır girdi suya. Birkaç adım attı. Su dizlerindeydi.

“Korkmana gerek yok!' dedi. 'Bak, dizlerime geliyor!' Fare yalvarır gibi,

“Aziz üstad...' dedi. 'Senin dizine gelen su, benim başımı kaç metre geçer Allar bilir. '

Deve taşı gediğine koyarak,

“Öyleyse... ' dedi. 'Bir daha böbürlenme, haddini bil!'

Ve ekledi, 'Haydi hörgücüme geç de gidelim. '

“Sen tene aşıksın ben cana”

Leyla sevdasıyla sarhoş olan ve benliğinden geçerek sahralara düşen Mecnun'a bir gün bir haber ulaştı, 'Bu sabah Leyla filan yere gidiyor, acele ederse yetişebilir.'

Cünun, yani delilik çölüne düşmüş olan Mecnun durur mu haberi alınca?!..

Hemen bir deve buldu ve binerek mahmuzladı. Leyla nerede Mecnun orada olmalıydı. O'nun pervanesiydi çünkü. Leyla'nın ışığına koştu her zamanki gibi.

Devenin yeni doğmuş bir yavrusu vardı. Annesini geriden izliyor, yetişmekte güçlük çekiyordu.

Mecnun mahmuzladıkça hayvan hızlanıyor, yuları gevşetince de duraklıyor, yavaşlıyordu. Birinin aklı fikri ilerdeki Leyla'daydı, ötekinin gerideki yavrusunda...

Mecnun kendini yitirdiği zaman devenin adımlan geri geri gidiyor, kendine geldiği zaman ilerliyordu.

Derken tuhaf bir şey oldu. Mecnun kendine gelmişti ama baktı, hala aynı yerdeydi.

Deveye;

“Yoldaş…” dedi. İkimiz de âşığız. Ben Leyla’ya sen yavruna. Bir birimizin yolunu kesiyoruz. Bu yoldaşlığa sığmıyor. Çünkü sen tene âşıksın ben cana. Ayrılmamız gerek.