Kadının Kötü Düşüncesi

Çuha adında çok yoksul bir adam, ve bu adamın çok güzel bir karısı vardı. Bir gün karısına:

“Allah) sana yay gibi kaşı ok gibi kirpikler vermiş, bu güzelliğinle her istediğini baştan çıkarabilirsin, git zengin bir adamı kandırarak buraya getir. Ona bir tuzak kuralım. Bu parasızlıktan böylece kolaylıkla kurtulalım.” dedi.

Bunu duyan kadın çok kızdı, soluğu kadının kapısında aldı:

“Kocamdan şikâyetçiyim.” diye başlayınca, kadı:

“Hikâyeyi kısa kes, mahkemede gürültü var söylediklerini anlayamıyorum. Tenha bir zamanda yalnız gelirsen, derdini dinler, hemen çaresini bulurum.” dedi.

Kadın, kadının niyetini anladı güzelliğine kapılarak aklınca ona tuzak hazırlıyordu. Bunu anlayan kadıncağızın aklına müthiş bir fikir geldi; Kadıya:

“Senin evin dert kapısı buraya her zaman birileri gelip gidiyor,” deyince kadı:

“Peki güzelim ne diyorsun, ne yapalım?” diye hararetle sordu:

Kadıncağız:

“Efendim, dedi. Bu cariyenizin evi tamamıyla boş kocam uzak bir köye gitti, mümkünse bu gece gel.” dedi.

Kadı bu teklifi canına minnet bilerek hemen kabul etti. Kadıncağız eve dönerek durumu kocasına anlattı. Akşamı beklemeyi başladılar. Kadın geceleyin iki mum yaktı, yemekler çerezler hazırladı. Kadı gelince hemen kadıncağızın üstüne çullanmak istedi. Kadıncağız:

“Efendim aceleye ne gerek var, gece uzun önce yiyip içerek keyfimize bakalım,” dedi.

Kadı iştahla yemeğe başlayınca, Çuha kapıyı şiddetle dövmeye başladı. Kadı, korkudan yerinden sıçrayarak kaçacak yer aramaya başladı. Fakat boş bir sandıktan başka bir şey bulamadı. Sandığın içine girerek saklandı. Derken Çuha içeri girdi, bağırmaya başladı:

“Bre uğursuz kadın bütün başıma gelenler senin yüzünden, neyim var, neyim yok sana feda ettim yine de memnun olmadın, hep bana kötü sözler söyleyip ekşi surat gösterdin. Kala kala elimde bir şu sandık kaldı. Onu da yarın pazara götürüp satacağım. Eğer alıcısı çıkmazsa, pazarın ortasında,yakacağım,” dedi.

Bunları duyan kadı sandığın içinde ecel terleri dökmeye başladı.

Çuha sabahleyin ilk iş olarak çıkıp bir hamal getirdi sandığı sırtına vererek:

“Bunu pazara götür beni bekle gelip satacağım,” dedi.

Hamal yolda sandığı götürürken, kadı sandığın içinden”Hamal, hamal” diye seslemeye başladı. Hamal sağına soluna baktı, kimseyi göremeyince:

“Bu ses nereden geliyor acaba beni çağıran cin mi peri mi, yoksa gaipten sesler mi duymaya başladım,” dedi kendi kendine. Ses birkaç kere üst üste gelince, sesin sandıktan geldiğini anladı. Sandığı yere indirerek:

“Kimsin, ne istiyorsun, orada ne işin var?” diye sordu.

Kadı:

“Sana dert anlatacak zaman değil, ben kadıyım. Çabuk git mahkemeye gir, Naibimi bul durumu anlat ve gelsin şu akılsız heriften bu sandığı ne pahasına olursa olsun alsın. Açmadan doğru bizim eve götürsün.”

Bunları duyan hamal doğruca mahkemeye koştu. Naibi buldu durumu anlattı. Naib gelerek sandığa müşteri çıktı.

“Bu sandığa ne istiyorsun?” dedi.

Çuha:

“Dokuz yüz altından fazla veriyorlar, fakat ben bin altından aşağı vermem alacaksan aç bak, işte anahtarı.”

Naib telâşlandı, kadı sandığın içinde ecel terleri dökmeye başladı.”Bu deli herif sandığı açacak şehre rezil kepaze olacağım,” diye korkudan ölüyordu.

“Şu ahmak Naib pazarlığı bırakıp bir an önce şu sandığı alıp beni kurtarsa,” diye düşünüyordu.

Hasılı bu alım satım macerası uzadı gitti. Neticede naib Cuha’nın istediği parayı vererek sandığı almak zorunda kaldı.