Padişahın Yardımı

Hz. Ömer zamanda Basra şehrinin bir mahallesinde bir fakirin harap bir evi vardı.
Fakir kimsesizdi, yardım edeni yoktu, çoluk çocuğu da çoktu. Evdekilerden her birinin hali öbüründen beterdi.
Ailenin her biri dilencilikte tanınmıştı. Halk onlardan bıkmış, usanmıştı.
Gündüzleri sağda solda serserice dolaşırlar, geceleri ay ışığını yorgan olarak üstlerine örterlerdi.
Onların zavallılıklarını, yoksulluklarını anlatsam; hem gönlünüzdeki dert artar, hem de başınız ağrır.
Cömert, iyi kalpli bir padişah ava çıkmıştı. Dönüşte nasıl olduysa yolu o fakirin evine uğradı.
Susamıştı, kapıyı çaldı su istedi. Evden kapıya bir yetim çıktı. Dedi ki: ‘Su var, fakat testi yok, zaten yetimlerin suyu gözyaşıdır.’
Padişah orada oyalanırken maiyetindeki kumandanlar, askerler geldi. Hepsi de padişahın etrafında ayın etrafındaki yıldızlar gibi toplandılar.
Padişah; ‘Hatırım için’ dedi, ‘Hepiniz bu fakirlere altın verin!’ Padişahın merhameti sayesinde o ev para ile doldu taştı. Adeta bir hazine oldu. Her taraf aydınlandı, evin altı üstü süslendi.
Bu hadise şehirde duyulunca, herkes şaşırdı kaldı. Herkes bu değişikliği görmek için o eve geliyordu.
‘Birisi Ey yoksullar!’ dedi. ‘Bu ne şaşılacak şeydir ki, bir gün içinde neler oldu? Dün haliniz neydi, bugün ne oldu. Bu baht herkesi gelip bulmaz Bahtı yaver olsa da sonunda gök kubbe altında bu devlete eremez. Bu kadar meşhur olamaz, tanınmaz.’
Ev sahibi dedi ki: ‘Bize faziletli, cömert birisi uğradı. Bu eve merhamet gözü ile acıyarak baktı. Hepsi bu kadar.’
Hikaye uzundur, fakat bir işaret yeter. Görüşün uzun, sözün kısa olsun!