Şeyhin Karısı

Bir derviş, Ebül-Hüseyin'i Harkan'ın şöhretini duyarak onu görmek için Talkan şehrinden yola çıktı. Günler geceler boyu yürüyerek, dağları aştı, ovaları geçti, nihayet şeyhin bulunduğu şehre vararak evini sordu. Evi bulunca saygıyla kapıyı çaldı. Şeyhin karısı kapıdan başını çıkardı:

“Ne istiyorsun?” dedi.

Derviş:

“O Allah (C.C.) dostu insanı ziyaret için Talkan şehrinden geliyorum,” diye cevap verdi.

Bunu duyan kadın kahkahalarla güldü:

“Şu koca sakalına bak, hiç düşünmeden yaptığın işe katlandığın bunca zahmete bak. Be adam senin başka işin gücün yok muydu, da yollara düşüp bunca zamanını beyhude yere harcadın. Bir ahmağı görmek için bu kadar zahmete değer mi?” diye başlayarak şeyh hakkında daha nice kötü sözler söyledi, hakaretler etti. Derviş bütün bunları sabırla dinledi sonunda:

“Bütün bu söylediklerine rağmen o yüce insan nerede bana söyle,” diyerek gözyaşları döktü. Bunun üzerine:

Kadın daha birçok sözler söyleyerek, birçok hakaretlerde bulundu.

Derviş bu yolla şeyhin yerini öğrenemeyeceğini anlayınca, oradan ayrıldı. Yeniden sorup soruşturmaya başladı. Sonunda şeyhin ormana gittiğini öğrenerek onun peşinden ormanın yolunu tuttu. Derviş hem yürüyor hem de: “Böyle yüce bir insan nasıl oluyor da böylesine kötü huylu yılan dilli, küfürbaz bir kadını evinde tutuyor,” diye düşünüyordu. Derviş bu düşüncelerle yol alırken şeyhin kükremekte olan bir aslana binmiş olarak geldiğini gördü:

Aslanın sırtında bir yük odun vardı, Şeyh de odunların üstüne binmişti. Elindeki kamçısı da koca bir yılandı.

Şeyh dervişin yanına gelince gönlündeki düşünceleri bir bir okudu sonra ona şöyle dedi:

“Ben o huysuz kadına tahammül ederek yükünü çektiğim için, bu aslan da hiç itiraz etmeden benim yükümü çekiyor” dedi.