2.Derece Fena

Fenanın tarifi meşayih-i kirama göre çok çeşitlilik arzeder. Bazıları 'fenadan murad, fenaya muhalefettir' demişlerdir. Bunun levazımı ise tevbe-i nasuhtur demişlerdir. Bazıları fenadan kasıt, dünyevî hazlardır ve levazımı ise makam-ı zühd'dür demişlerdir. Bazıları fenanın, dünya ve ahirete ait hazlar olduğunu, levazımının ise sıdk ve muhabbet olduğunu savunmuşlardır.

Netice-i kelam: Avarif sahibi bu hususta şöyle buyurmuşlardır: "Fena demek, Hakk'ın varlığının, kulun varlığına üstün gelmesi demektir. Fena, zahirî ve bâtınî olmak üzere ikiye ayrılır.

Zahirî fena: Cenab-ı Hakk'ın kuluna kendi efaliyle tecelli etmesidir. Ve kulundan iradeyi ve ihtiyarı selbetmesidir. Bu mertebede kul, nefsinin ve başkasının fiilini ve ihtiyarını görmez. Ancak ve ancak Allah'ın kendisi hakkında takdir ettiği fiile tâbidir. Bundan sonra, kulun her fiili Hakk'la beraber olur. Ve bu oluş oranında da ulvîleşir. Ve artık Hak Teâlâ onun gören gözüdür, işiten kulağıdır v.s. işte kemal mertebesi budur.

Kendinden kurtulan kimsenin nurunun ışığı âleme vurmuştur.

Dünyada Bayezıd gibi olan kimse kendi elinden emniyette olur.

Kendi zannından kurtulur da dışarı çıkarsan,

içerde de dışarda da pek çok yâr görürsün.

İkincisi fenâ-yı bâtındır. Sıfat-ı Rabbanînin ve müşâhede-yi envarın, kula keşf olunmasıdır. Bu keşf sayesinde, kulun hevâ ve hevesi ve şekk-ü şübheleri hapsolunur. Beşeriyyetten sıyrılır, ari olur. Ve bil-külliyye evsaf-ı hakk'la mut-tasıf olur. Kendi benliğinden kurtulur, Hakk'a erer.

Nitekim, "Kul abdiyyetten münselib olup kurtulduğu zaman, Allah'ta bekaya erer" denmiştir. Hazret dahi bu mânâya muvafık şöyle buyurmuştur:

Birisi dedi ki: "Alemde derviş yok.

Olsa bile o derviş dervişlik makamına ermişse yok olmuş demektir."

Doğru, çünkü varlığı sureti bakımındandır.

Görünüşe göre vardır.

Fakat sıfatları Allah sıfatında yok olmuştur.

O, güneşe karşı yanmakta olan muma benzer.

Mumun alevi de var sayılır, ama güneşin önünde yoktur.

Sâhib-i Keşf-i Mahcub bu hususta şöyle der:

Fena şöyle olur: Ateş sultanına her ne düşse, onun sıfatı olur.

Çünkü ateş sultanı o şeyin vasfını değiştiriverir.

Ama Hak tecellîsinin sultanı ateş sultanından daha yücedir.

Ateşin bu tasarrufu ise demirin vasfındandır. Ama demir hiçbir zaman ateş olmaz.

Nitekim Hz. Pir dahi şöyle buyurmuştur:

Demirin rengi ateşin renginde mahvolmuştur.

Sükût eder gibi görünmekle beraber

ateş olduğundan da dem vurmaktadır.

Madendeki altın gibi kızarınca sözü,

ağızsız, dudaksız "Ben ateşim" sözüdür.

Ateşin rengiyle, ateşin tabiatıyla ululanmıştır da der ki:

Ben ateşim, ben ateş.

Keşfü'l-Mahcûb'da şöyle buyurulmaktadır:

"Zünnûn'un müridlerinden biri Ebû Yezîd'i ziyarete gitti.

Onun savma'asından kapısına gelip çaldı kapıyı.

Ebû Yezîd "Kimsin, ne istiyorsun?" dedi.

Kapıdaki "Ebu Yezid'i istiyorum" dedi.

Ebu Yezid de "Ebû Yezîd kim oluyor? Nerdedir? Nedir? Ben bir süredir Ebû Yezîd'i aradım ve bulamadım" dedi.

Kapıda duran kimse geri dönüp durumu Zünnûn'a söyledi.

Zünnûn da "Ebû Yezîd gidenlerle birlikte Allah'a gitti ve fenâfillah oldu" dedi.

Dostu bulmak istiyorsan kendini kaybet. Çünkü onun için böyle kaybolmak fen sayesindedir.

Cüneyd'in şöyle dediği nakledilir: Birkaç zamandır yer ve gök ehli benim hayretimde ağladırlar. Yine zaman oldu, ben onların gaybetinde ağladım. Şimdi ise ne onlardan haberim var ne kendimden. O halde ben şimdi ben değilim.

Ben, ben veya o olduğumu bilmiyorum

Acayip bir haldeyim ben.

Ben değilim.

Aşığım, maşuğum ve aşkım.

Ben ben değilim.

Ben vahdet kadehinin sarhoşuyum.

Ben ben değilim.

Ben neyim? Adsız alâmetsiz bir ankâ kuşu.

Ben kurbetin kâfiyim; ben ben değilim.

Ben candan fânî, cananla bakîyim.

Ben rifatın en yücesiyim. Ben ben değilim.

Fena hakkında söylenecek söz çoktur. Asıl fena şudur: Mâsivâ hükmünde olan eşyadan sâlike önce ilmen sonra Hakken fena gelmesi ve Hakk'ın baki kalmasıdır. Şeyhu'l-islâm "Fena, mâsivânın önce ilmen sonra Hakken telâşi ve yok olmasıdır" der. Yani sâlik önce hakikatte Allah'tan başka mevcut olmadığını bilmelidir. Kul bu fenayı ilmen bildikten sonra hakikaten de kendini ve bütün eşyayı fânî görüp bakî olan Hakk'ı bulmalı, Hak'la kâim olmalı ve bekâbillah nedir, bilmelidir.

Şiir

Kendimizden fâni ve aynı zamanda onunla bakîyiz

Bütün mevcudatın vücûdu biziz

Sonsuz rahmet denizi olduğumuz için

ölü cihanı her an zinde kılarız.