4.Derece Tahkik

Şeyh hazretleri Fütûhât'ında şöyle buyuruyor:

"Tahkik, hiçbir şüphenin kabul edilemeyeceği bir makamdır. Bu makam sahibine ise, muhakkik denir. Tahkik asıl manâsıyla, herşeyin vacip olanını, Hakk'ın idrakine erişinceye kadar yapmak ve bilmektir."

Muhakkik olmanın şartı, Hak Teâlâ bu yolda gayret sarfedenin işiten kulağı, söyleyen dili oluncaya kadar çalışması ve fenaya erişmesidir. Tasarruflarının bütünüyle Allah'a ait olmasıdır. Mahbub-u Hak olunmadan muhakkik olunmaz. Nafile ve farzları hakkıyla yerine getirmeden de bu mütehakkiklik sahih olmaz.

Şayet Hak Teâlâ bir kimsenin işiten kulağı olursa, söyleyen dili, tutan eli olursa, o kimse ne işittiğinden, ne söylediğinden, ne de tuttuğu şeyden şüpheye düşer. Şüphenin izalesi ancak ve ancak Hakk'ta fenaya ermekle mümkündür. İşte bu halde, onun işittiği hak, söylediği hak ve tuttuğu haktır. Ve bütün bunlara göre rahatlıkla amel eder. Böylece hatadan da emin olur.

Hz. Pir bu mevzuda şöyle buyurmuştur:

Akıllı ona derler ki elinde meşalesi vardır.

Kafilenin önünde gider, onlara kılavuzluk eder.

O önde giden, kendi nuruna uymuş,

onun ardına düşmüştür.

O kendinden geçmiş bir hâlde yola düşüp giden, kendisine tabidir.

O kendisine inanmıştır.

Siz de onun canının yayıldığı nura, o nûr alemine inanın.

Yarım akıllı da kendisine bir akıllıyı göz etmiş,

göz diye bu akıllıyı bilmiş, tanımıştır.

Körün kendisini yedene sarılması gibi ona el atmıştır.

Bu suretle onunla göz sahibi olmuş, çevikleşmiş, ululaşmıştır.