Mevlanadan İnciler

  • Ey gönül, işlediğin suçlara, kusurlara karşılık, Hakk’tan özür dilemek için neler düşünüyorsun?
    O’ndan sayılamayacak kadar lütuflar, iyilikler, ihsanlar, vefalar gelmede, senden de bunca hatalar, kusurlar, cefalar görünmede…
    O’nun tarafından, bunca keremler, senden ise, manasız aykırı işler; O’ndan pek çok nimetler, senden ise sayılamayacak kadar çok hatalar suçlar, günahlar…
    Senden bunca haset, bunca kötü düşünce, bunca dedi-kodu. O’ndan ise bunca ihsan, bunca lütuf, bunca iyilikler.
    Yaptığın kötülüklerden, işlediğin günahlardan pişman olup da, candan Allah dediğin zaman,
    seni belalardan kurtarmak için senin imdadına yetişen, sana o duyguyu veren, sana kendini hissettiren O’dur.
    the-end
  • Sen hakikati istiyorsan bize uymak, bizimle beraber onu arayıp durmak zorundasın. Saz çalarak türkü söylemeyi bilmesen bile bizimle beraber çalıp söylemeye mecbursun.
    Sen, Karun gibi dünyanın en zengin adamı olsan, aşık olunca iflas ederek elinde hiçbir şeyin kalmaz.
    Padişah bile olsan, bizimle beraber olunca senin de kul olman gerekir.
    Bu aşıklar meclisinin tek bir mumu, başka meclisin yüzlerce mumuna değer, yüzlerce mum yerine geçer. Sen ister ölü ol, ister diri, bizimle olunca başka türlü bir dirilik elde edersin.
    Sen bizimle beraber olunca, hakikati görürsün. Yalnız dudaklarınla değil gül gibi bütün bedeninle gülmeğe başlarsın. O zaman ayaklarındaki dünyaya ait istek bağları çözülür, hayrete kavuşursun ve her şey sana apaçık gösterilir.
    Tohum yere düşünce, toprakta canlanır, biter, boy atar, bir fidan olur.
    Bu remzi, bu ince sözü anlarsan, sen de bize uyarsın, sen de gururu, benliği bırakır, bizimle beraber yerlere düşer, topraklara karışırsın.
    the-end

  • Ey can!
    Ey bütün canların, can oluşuna sebep olan, ey canlara kanat verip, onları ötelere uçuran aziz varlık!
    Seninle beraber olunca ziyandan korkulur mu?
    Ey bütün ziyanları kara döndüren sevgili!
    Ey elimize çalışma anahtarı veren ve onunla bütün dünya kapılarını açtıran dost!
    Sen bizim aramızda gönlümüzde değilsen, o çalışma gücünü bize vermiyorsan, biz ne sebeple dünya işlerine kendimizi vermişiz, didinip duruyoruz?
    Nişanı, izi olmayan, kadehsiz sunulan şarabı içmemiş olsaydık, bu nişanlar, belirtiler, bu duygular, bu sezişler nereden gelecekti?
    Allah’ım, sen bizim vehmimizin, şüphelerimizin dışındasın ama, bu şüpheleri, bu vehimleri veren kimdir?
    Sen, dünyamızdan gizliysen, gözümüze görünmüyorsan, etrafımızda gördüğümüz güzellerin güzelliklerin, güzel eserlerin yaratıcısı olduğun için sana karşı duyduğumuz hayranlık duygusunu kimin yüzünden hissediyoruz?
    Görmediğimiz halde neden seni seviyoruz?
    Ey yok gibi görünen aziz varlık!
    Biz birer gölge varlığız, biz yokuz; var olan, eserleri ile kendini hissettiren ebedi ve sonsuz varlık sensin!
    the-end
  • Ölüp gidenler derler ki: ‘Boş yere ne olmayacak gamlar yemişiz, üzülüp durmuşuz! Ömrümüz, çeşitli vesveselerle geçti gitti!
    Bir hayal için düğünler yapmışız, evler kurmuşuz; yine hayal için zırhlar giyinmişiz, savaşa girmişiz!
    O düğün de, o savaş da, o yas da hep boş şeylermiş; bütün bunlar, bu nefsin işleri imiş!.. Bugün ne ondan ne bir oyun kaldı, ne bundan bir ağıt, bir feryad!..’
    Dünya aleminde başlarına gelenlerden ötürü yüzlerine vururlar, yüzlerini yırtarlar, dövünürler dururlar. Fakat, gaflet uykusu sona erince, görürler ki, yüzlerinde bir tırmık beresi bile yok!
    Nerede o bizimle sütle bal gibi kaynaşan , nerede o bizimle su ile yağ gibi bir türlü uzlaşamayan?..
    Şimdi, gerçekler belirdi; uyku da geçti , hayal de!..
    Şimdi, huzur var, rahat var, emniyet, istirahat var; ne bizlik kaldı, ne benlik!..
    Şimdi, ne ihtiyar var, ne genç; ne esir var, ne de eşkıya; ne yumuşak var, ne sert kaldı!.. Artık ne mum var, ne demir!
    Bir renklilik, bir sıfata bürünmüş birlik var; bedenden uçup gitmiş, bedenden kurtulmuş bir can var!...
    the-end
  • Seni dünyada bırakıp gidenler, sana küçük bir yardımda bulunsalardı, gönlündeki emeller, arzular ve düşünceler, sana manasız görünürdü!
    Can kulağın sağır değilse, hakikatin sesini duyabiliyor isen, dünyaya ait söylenilenleri tersine işit, tersine duy! Yani, dünya malının mülkünün, yüksek makamlarının faydasından bahsettikleri zaman, bunları ters duy, faydalı olmadıklarını anla ve mana aleminin yararlı olduğunu kabul et!
    Zaten aşıklar defterinden bir harf bile kafidir, yeter!
    the-end
  • Şu dünya yüzündeki hayat, aslında, bir ölümden ibarettir! Bizi korkutan ölüm de, hakikatte, hayattır!
    Bunu ters düşünmek, yani, ölümü, bir başka aleme doğmak değil de yok olup gitmek gibi sanmak imansızlıktır!
    Eğer Hakk, ten hanesini yıkarsa, sakın inleme, şikayet etme! Şunu iyi bil ki, aslında sen, ten zindanında mahbussun; ölüm gelip de orası yıkılınca kurtulacaksın!
    the-end
  • Ey insanoğlu! Bazen ağlıyorsun, gözyaşı döküyorsun, bazen de altın sevdasına kapılıyor, toprak eliyor, altın kırıntıları arıyorsun!
    Fakat düşünmüyorsun ki, sen, altın madenisin, değerli bir kimyasın!..
    Bir dilenci, padişahtan ihsan isterse, şaşılmaz. Ama bir padişah, dilenciden bir şeyler ister, dilenirse, işte buna şaşılır!
    Daha şaşılacak şey şu ki; o padişah, dilenciye o kadar çok yalvarır, o kadar çok niyazda bulunur ki, dilenci, bu yakarışlara aldanır da, kendisini padişah sanır!
    the-end
  • Sana rızık vereni düşünmek, ona şükretmek, onu hatırlamak, minnet hisleri duymak sana helal rızık yerine geçecektir.
    Sen, onu bırakıp da sayılı rızık peşinde didinip duruyorsun, dükkan sevdasına kapılıyorsun!..
    Can alemi, safa denizidir; bedenin, maddi varlığın da onun köpüğü gibidir! Safa denizine bak; köpüklerden elini çek!
    Köpük, denizin üstünde hiç durmadan oynar! Çünkü, arka arkaya gelen dalgalar onu rahat bırakmaz!
    Köpük kıyıya vurunca su kesilir! Çünkü, birlik denizinin gönlünde iki renklilik yoktur!
    Bütün canlar birdir, bir yerden gelmiştir! Görünen her şey, kainatın sahibi, kainatı yaratan büyük bir varlığın bulunuşunun belirtileridir! Eğer aklın varsa, şaşı gözünü düzelt de, kainata öyle bak!..

    the-end
  • Ne zamana kadar binbir kocadan arta kalan bir acuze için, yani dünya için kendini harcayıp duracaksın, ona değer vereceksin! Üç dilim ekmek için bu didinmeler, bu ızdıraplar, bu paralanmalar değer mi?
    the-end
  • O lutuf ve ihsan denizinin yardımı olmadıkça, bu kirlilik, bu günah dalgasından nasıl kurtulup mutluluk sahiline varacaksın?
    Aşk burağı Cebrail(a.s.)’ın gayreti, kılavuzluğu olmadıkça, Hazreti Muhammed(s.a.v.) Efendimiz gibi nasıl olur da o en yüksek makama yükselebilirsin.
    Sen tutuyor fani varlıklara güveniyorsun, sığınacağı olmayanlara sığınıyorsun. Devlet ve ikbal sahibi padişahlar padişahına nasıl sığınacaksın?
    the-end
  • Manalar, manasız dosttan gizlendi. Yani, hakikatler, hakikatsiz olan dosttan gizlendi. Hakikati anlamak için gönlün temiz olması lazım. Nereye varsam, nereye gitsem, karşıma insan şeklinde bir şeytan çıkıyor.
    Korkuluk olarak, eşek başı dikilmemiş bir bostanı kim görmüştür? Ben, böyle bir bostanı ömür boyu aradım, bir kerecik olsun göremedim. Yani herkes manevi varlığı, dini, imanı üstüne değil de maddi varlığı, malı mülkü üstüne titremektedir.

    the-end
  • ‘Ben dünya sevgisi tuzağına düşmüşüm. Verilen sayılı nefes bitmek üzere, ömür kadehim de ağzına kadar dolmuş!’ deme!
    Aşkın yardımı ile ihtiyarlıkta yeni bir ömür elde et de, nasıl gençleştiğini seyret! İhtiyarlıktan kurtulduğun gibi, kendinden de kurtul! Kendinden geçiş, kendinden kurtuluş ne hoştur.
    O tek olan, benzeri bulunmayan padişahı gör! O her yerde hazır ve nazırdır. Yani O her yerde bulunmakta, her şeyi de görmektedir. O’ndan hiçbir şey saklanamaz, O gönüllerden geçeni bile görür. Yarattığı bütün canlılarla ilgilenmekte, onları gözetmededir, yarattıklarını başı boş bırakmamıştır. Sen O’nun aşk denizine dal da kendinden geç, kendinden geçiş ne de hoştur, ne de tatlıdır.
    the-end
  • Haberin var mı? Senin dertlerle, kederlerle harap olmuş, yıkılmış gönlünde, Hakk’ın gizli bir hazinesi vardır.
    Aklını başına al da, şu yıkık gönül köyünü, bağdad şehri ile bile değişme!
    Allah’a yemin ederim ki, senin şu karanlık gecen, yüzlerce gündüzden daha iyidir. Geceyi verme, gündüzü arama!
    İki dünyada da Allah’tan başka devlet yoktur. Senin her neyin varsa, sakın, O’ndan başkasına verme, varını yoğunu ancak O’na ver!

    the-end
  • Sen dünya işlerine dalmışsın, ihtiyaçların, isteklerin, elde edemediklerinin üzüntüsü içinde ay gibi iki büklüm olmuşsun. Halbuki, gökyüzünde senin üstünlüğünün, güzelliğinin neşesiyle düğünler oluyor, gök halkı bayram yapıyor.
    Yüzlerce çeşit nimetler harmanı sana armağan edilmişken, sen bir tek tane için bu ihtiyaç tuzağına düşmüşsün.
    Ey ‘Aşk’ sözünü duymuş olan kimse; adını duyduğun aşkı gör! İşitmek nerede? Görmek nerede?


  • Uykuya dal, dünyadan vazgeç, altı yönden de kaç! Ne zamana kadar, aptalcasına, başıboş, şurada burada dolaşıp duracaksın?
    Nasıl olsa seni çekip götüreceklerdir. Bari sen kendi isteğinle git de, padişahın yanında yüzün olsun, yerin olsun, şerefin olsun.
    the-end

  • Mümin isen O seni aramadadır. Kafir isen seni imana çağırmadadır.
    İstersen bu tarafa git, sıddık ol, doğru bir insan ol. İstersen o tarafa git, firenk ol, sapık ol!
    O’nun yüce, geniş bir ülkesi var. Nasıl olursan, ne olursan ol sen O’na lazımsın.
    Dilersen akik ol, la’l ol, elmas ol! Dilersen kerpiç ol, taş ol! O büyük ülkeye o da lazım, bu da.

    the-end
  • Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun? Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur; abdest al, namaza durma zamanı geldi!
    Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta şu karşında duran kıbleyi hatırlarsın ama, namazını kılmadığın, kazaya bıraktığın için içinin yanmasından eline ne geçer?
    Sen şimdi hayatta iken bu kıbleden bir nur, bir ışık ara, bir ışık elde et de, o nur, o ışık senin kabrini ışıtsın, aydınlatsın! Allah’ın nuru gelince kabir, bir gül bahçesi olur.

    the-end
  • Dünya malına karşı duyulan aşırı istek, aşırı özlem, bir örümcek gibi durmadan seni avlamak için ağ örmektedir.
    Bu sebeple süslü, kıymetli elbiseler giymek arzusunu, bedeni besleyecek nefis gıdaları, baş olmak, yüksek mevkilere geçmek hırsını, hepsini aşk uğrunda feda edin de kurtulun!
    the-end

  • Zaman terzisi insanlara biçip diktiği, giydirdiği hayat gömleğini hiç kimseye, tam o kişinin boyuna uygun olarak biçip dikmemiştir.
    Etrafına dikkatle bak da gör; şu dünyada binlerce ahmak, nefsani arzularına uyarak, şehvete kapılarak, etek dolusu altını yani yaptığı ibadetlere, iyiliklere karşı kazandığı sevabı şeytana verip karşılığında vicdan azabı, dert ve keder satın almaktadır.
    the-end

  • Üzerinde yaşadığımız şu aşağılık dünya çaresiz kalarak kötü yerlere düşen ve para karşılığında kendilerini azgın erkeklere satan talihsiz, zavallı kadınlara benzer.
    Bunun delili şu ki, bir erkek belirli zaman o kadının yanındadır. Öbürü de arkada sıra beklemektedir.
    Görüştüğü erkeği yolcu eder, öbürünü bağrına basar. Öpüşünde ne sevgi vardır ne de vefa. O zavallı gönlünü vermeden, vucudunu verir, kendini satar.
    Muhakkak ki, bu dünyadan ötede başka bir dünya var. Onun da delili, nişanı şu ki; her gün dünyaya doğanlar ve yeni gelenler var, yine her gün bu dünyada yaşama nöbetini savmış, eskiyen, yıprananların da geçip gitmeleri var.
    the-end

  • Eşek bile senin gibi üstün bir varlık olmadığı halde, sahibi, efendisi olan eşekcinin bağlamasını, çözmesini bilir, tanır; bir başkası olmadığını anlar.
    Efendisini görünce eşekcesine başını sallar. Kulaklarını oynatır. Sesini bile tanır. Çünkü sahibinin sesi ona yabancı değildir.
    Çünkü onun elinden yem yemiştir, hoş sular içmiştir. Ne tuhaf, ne şaşılacak şeydir ki, Allah bu kadarcık olsun sana bir anlayış, bir seziş vermedi mi?
    Sana lutuflarda bulunan, seni yediren, içiren, seni zevkler içinde yaşatan, seni yarattıklarının en şereflisi seçerek hiçbir varlığa vermediğini sana veren, sahibini, efendini, seni yaratanı tanımıyorsun, yazıklar olsun sana!
    Kafirler gibi ancak belaya uğrayınca O’nu hatırlamadasın, başını eğmedesin, teslim olmadasın. Zaten ötelere mensup olmayan, öteleri düşünmeyen baş, yarım habbeye bile değmez.
    the-end

  • Ey hayatlarını kazanmak için uğraşan, didinen insanlar!
    Biraz da ruhlarınızın ihtiyacı için didinin, uğraşın! Bizim burada büyük bir işimiz, büyük bir vazifemiz var!
    Yarattıklarına bakarak yaratıcıyı düşünelim, ötemize geçirerek O’nu gönlümüzde arayalım!
    the-end

  • Zavallı ne olacağını düşünmeden çırpın dur!
    Dünya malı için daha fazla can çekiş, daha fazla altın biriktir! Zenginlikle gönlünü hoş tut!
    Fakat şunu iyi bil ki bütün altınların, gümüşlerin, malın, mülkün cehennem yılanıdır.

    the-end
  • Dervişliğin nişanesi, belirtisi nedir? Herkese elinden geldiği kadar iyiliklerde bulunan, yardımcı olan, etrafa inciler saçan cömert kişi; tatlı dilli olup kimseyi incitmeyen, değerli sözler söyleyen seçkin insan derviştir.. Yoksa herkesi aldatmak için yüz parçadan dikilmiş yamalı hırka giyen kişi derviş değildir.
    the-end

  • Hazreti Adem bir yılan yüzünden cennetten kovuldu. Sen bu dünyada insan şeklinde yılanlar, akrepler içinde kalmışsın, onlarla beraber yaşıyorsun. Sana kurtuluş nerede? Aman nerede?
    Ömrünün, yaşayışının ölümle sona ereceğini sanma! Bedenin ölür ama, sende bulunan gerçek ben, ilahi emanet ölmez. Çünkü sen Hakk’ın sıfatlarında yaratılmışsın. Allah’a ne son vardır, ne de sınır.
    Ecel, kafesi kırar ama kuşu incitmez. Ecel nerede, ebedi kuşun kanadı nerede?
    the-end

  • Senin bu dünyadaki mahzunluğun, kederin, sebebini bir türlü bulamadığın iç sıkıntıların, senden evvel giden, seni özleyen dostlarının, akrabalarının ah edişlerindendir.
    Hiç düşünmüyor musun?
    Bu dünyada kime candan bağlandınsa, kimi dost edindinse seni bırakıp gitti.
    Üzülme, sus; şikayet de etme!
    Onların himmetleri, sevgileri seninledir. Senin belalardan, felaketlerden kurtulman da onların himmetlerinden, onların tesirlerindendir.

    the-end
  • Ey ümitle, korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kişi!
    Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana bakışı, görüşü bağışlayanı düşün, ona bak!
    Ey isteyen, ey aşık! Sana bu isteği vereni düşün; eseri yaratanı gör!
    Neden yaratana değil de, onun yarattığı esere gönül veriyorsun?
    O, hep sana bakıp durmada! Halbuki senin gözün sağda solda! O sana, dilsiz dudaksız söz söylemede; sense, kulağını dünya malına vermişsin!
    the-end

  • Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür, başka gün değil! Geçip giden dünü, gelecek olan yarını düşünme! Bugününü iyi kullan, dini ve insani vazifelerini bugün yap, yarına bırakma, aklını başına al da hileci nefsin vadesine inanma!

    the-end
  • Ey altın sevdasına kapılan! Ey dünya nimetlerine aşık olarak ağlayıp inleyen zavallı! Ölüm gelmeyecek, kapıyı çalmayacak mı sanıyorsun?
    Düşün ki sen sayı ile verilen nefeslerini bitirmek üzeresin. Eşin ise bir başka koca düşüncesinde…
    Aklını başına al da ecel gelip kapıyı çalmadan önce, Hakk’ın emirlerine uy! Dini ve insani vazifelerini yerine getir!
    the-end

  • Sen dünyaya aşık olmuşsun, onun nimetlerine kapılmışsın, bu yüzden de bütün gece uyumaktasın, ağlayıp inliyorsun. Hiç olmazsa seher vakti uyan da Allah’ı zikret!
    Geceleyin de, seher vakti de uyuyup kalmayanlar, günün birinde ansızın o hakikat hazinesine kavuşmuşlardır.

    the-end
  • Çirkin binlerce kocadan arta kalan büyücü kadın gibi olan şu dünya, sana taht bağışlamış, baht bağışlamış, bütün alemin hazinelerini sana vermiş, ne çıkar? Bunların hepsi yok olup gitmeyecekler mi?

    the-end
  • Senin yıkanmak için hamamda kullanılan gönül tasın nerede? Manevi kirlerini ne ile temizleyeceksin?
    Zavallı; temizlenemeden bu hamamın yıkanma yerinde ne zamana kadar oturup kalacaksın?

    the-end
  • İnsanın huzur bulamadığı, içinde bir boşluk bulamadığı, çabucak gelip geçen makamı, mevkii bırak da; sana da altın gibi değer veren, senin kıymetini takdir eden kişinin yanına git!
    Sonra bir yere takılıp kalma, çalış, çabala! Çünkü, ağaç bir yere takılıp kalmasaydı, bir yerden bir yere gidebilseydi, ne testere eziyeti çekerdi, ne de balta yaraları alırdı.
    Haberin yok; sen zamanın emrindesin, onun hükmü altındasın, mekan ise geçeceğin yerdir!
    Şu halde aklını başına al da, kendine muvakkat da olsa huzur bulacağın bir mekan seç! Zamanın değerini bil! Onu boş yere harcama, yerinde ve güzel harca!
    Sonunda öyle bir hale gelirsin ki, mekan da, zaman da; mekandakiler de, zamandakiler de sana bir şey yapamazlar. Çünkü sen mekan ve zaman kaydından kurtulursun.
    the-end

  • Ey dünyayı görüp de canı görmeyen kişi! Şunu iyi bil ki dünya fanidir ve bir nefesten ibarettir!
    Dünya dediğin bir yığın tozudur. Havaya yükseliyor, bu tozun içinde süpürge de kirlenmiş, süpüren de!
    Zavallı insan öldüğün, haşhaş gibi kırılıp döküldüğün gün, bu hayat meşgalesi, bu didinip durmalar neymiş görürsün, anlarsın.

    the-end
  • Kim bugün bu dünyada nefsani arzularını, şehvetini gönülden söker atarsa, her vazgeçtiği , özlem duyduğu, nefsani isteklerinin, arzularının her biri, mezarında ona bir huri olur, eş dost kesilir.
    Kim azgınlık yolunda at koşturursa, at ona çifteler atar, o çiftelerden perişan olur, gider.
    the-end

  • Yüzünün asıklığını, ekşiliğini, dolayısıyla başına gelenlerden şikayetini bırakır da; kinden, hırstan bir iki adım uzaklaşır da hilme, yumuşaklığa, başa gelenlere razı olmaya doğru yaklaşırsan, bal gibi olursun, kendinle beraber nice kişileri de tatlılaştırırsın. Fakat sen çok tenbelsin, kemale doğru yürüyemiyorsun.
    the-end

  • Kaza ve kader yaylarından atılan bela oklarına bedenini siper et; bedenine ne kadar ok saplanırsa, ne kadar hırpalanırsan, o kadar kazanırsın, mutlu olursun!

    the-end
  • Şu kervanda bulunanların her biri kendi malını, kendi eşyasını , parasını pulunu çalmak için yol keser, Sen kervandan geri kal da kendi yükünün başında bulun! Yani onun bunun malını çalan zorbalar kendi ibadetlerinin, iyiliklerinin sevabını itmekte, günaha girmektedirler. Kervandan geri kalan, günaha girmediği için kazançlıdır.
    Bunlar geçici güzellik verirler de geçici aşk alırlar. Sen şu iki kuru ırmağı geç de kendi kendinin ırmağı ol!
    Bu dostlar, insanın elinden tutarlar da çeke çeke yokluğa kadar götürürler. Onlardan elini çek de kendi kendinin elini tut, kendinle yetin!
    Şu dünyada gördüğümüz güzeller, gönüldeki güzeli gizleyen perdedeki resimlerdir. Perdeyi kaldır, içeri gir de, sevgilinle baş başa kal!

    the-end
  • Burada ne olursan ol, önemi yok. İster fakir ol, ister zengin ol, ister hor ol, ister üstün ol; şunu iyi bil ki ölümsüzlük de orada, üstünlük de orada, gerçek yaşayış, saltanat da orada!

    the-end
  • Kim kendi canına düşmansa, kendi canına susamışsa, buyursun; işte can verme meydanı burada!
    Ağlayıp inleyenleri, aşktan şikayetçi olanları, feryad edenleri öldürme zamanı geldi. Haydi buraya geliniz!
    Sevgilim yalvarırım sana, bana bak! O güzel bakışın nice yüzlerce cana değer.
    Ben sevgilinin beni öldürmesinden ne kaçıyorum, ne de korkuyorum.
    Öd ağacı gibi, mum gibi aşığını yakıp yandırmadıktan sonra aşkın ne değeri kalır? Yanmadıkça öd ağacı ile kuru dikenin ne farkı vardır?
    the-end

  • Meyveli dallar, ötelerden canlılara yararlı armağanlar getirdikleri için neşe ile nazlanmadalar! Meyvesi olmayan kökler, eli boş geldikleri için utandılar da, yaprakların arkasına gizlendiler!
    Madde aleminde böyle olduğu gibi, mana aleminde de can ağaçları böyle olur! İyi ağaç, verimli ağaç belli olur, meydana çıkar, manevi meyveler verir; kötü ağaç da, verimsiz, bahtsız, zavallı bir halde kalır!
    the-end

  • O bilgin geçinen ahmak; ‘Bizden evvel ölenlerin hepsi de gitti; bir tanesi bile geri gelmedi!’ diyor; eğer o gönlü uyanık bir adam olsaydı, geri geleni görürdü!
    Can alevin, ömrünün mumu, ölüm kasırgasından tir tir titriyor; eğer onun ötelerden haberi bir haberi, ölümsüzlükten bir sezgisi olsaydı, titremezdi!
    the-end

  • Neden böyle yaptığını anlıyorum: zira, aydın ışık, gece karanlığında daha iyi belli olur! Dünyada dert olmasaydı derman da bulunmazdı; derman, derde gelir, dertliye gelir!
    Zaten işin ustalığı da buradadır; her şeyi zıddı ile belirtiyorsun!
    the-end

  • Günah işlemekten çekinenler, temiz gönüllü kişiler, sabah akşam çölde yol alırlar, kabe’ye gitmek isterler!
    Halbu ki, Kabe, onları ziyaret etmek için onlara doğru gelir, onları karşılar!
    the-end

  • Ey gönül! Kendine gel; ‘Zahmet çekmeye gücüm kuvvetim yok yok!’ deme! Kendi saçma görüşlerinden vazgeç; sen, güçsüz değilsin!
    Herkesin zahmetini bol bol çekiyorsun da, sende bulunan gizli hazineyi aramak zahmetine katlanmıyorsun! Bu, tembelliktir, hasisliktir, aşağılılıktır!

    the-end
  • Şu dağın başından aşağılara doğru koşan sel gibi ak! Başını taştan taşa vurarak, coşarak, köpürerek feryad ederek vahdet denizine koş!
    Bu dağda kimse kemer kuşanmaz, yani bu dağda kalmakla kimse yaralı insan olamaz, kendinden kurtul, insanlığa karış!
    the-end

  • Ah, yazıklar olsun sana! Özü bırakmışsın, kabuğa yönelmişsin. İçin içine kapanacağın yerde, dışa yüzünü çevirmişsin, ne yazık neşeyi bırakmışsın, gama yenilmişsin.
    the-end

  • Sürü güdücü olma! Yani yüksek mevkiye, yüksek makama, başkanlığa heves etme!
    Sürüde, halk arasında kal! Yüksek mevkide bulunmak baş belasından başka bir şey değildir.
    the-end

  • Dünya dünya olalı her şeyin sonunun ayrılık olduğunu gör!
    Şu dünyaya gelip de gitmeyen kişiyi kim gördü?
    Bir gün ölüm gelir çatar, boğazını sıkar da şaşırır kalırsın. ‘Sanki haberci gelmedi. Sanki ölümün geleceğini sana söylemedi.’ dersin.
    the-end

  • Ezelde Cenab-ı Hakk: ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?’ diye sorduğu zaman biz, ‘Evet!’ demedik mi?
    İlahi aşka düşerek bu ‘Evet!’ dememize aşk şahit olduğu içindir ki aşkta yüz binlerce bela vardır.
    Başa gelen bela inci gibidir. İnci elde etmek seni sevindirir, kuvvetlendirir. Daha da tez canlı eder. Hele onun denizden gelen, o denizin bulunmaz incisi, eşsiz incisi olursa, ne hale gelirsin, onu sen düşün!
    the-end

  • Cenab-ı Hakk Davud(a.s.)’a buyurdu ki: ‘Ey Davud! Bizi sevdiğini iddia eden kişi;
    yatağa girip bütün gece uyursa, onun sevgi iddiası yalandır.’
    Bütün geceler Cenab-ı Hakk ‘dan şöyle hitaplar, sesler gelip durmada;
    ‘Ey kulum! Herkes uykuya daldı, kalk! Seninle manen buluşalım. Bu fırsatı kaçırma! Bu fırsat her zaman ele geçmez.
    Öldüğün zaman bu can bedenden ayrılınca, bu gecelere çok hasret çekersin, özlem duyarsın.’
    the-end

  • Ey ay yüzlü sevgili! Bir gece olsun uyumazsan, gönlünü tamamıyla candan O’na verirsen, sana ölümsüzlük hazinesi görünür.
    Sevgili bu gece kendini zorla da, uyumak için yastığa başını koyma! Yatma da saadetin lutuflarını, ihsanlarını gör!
    the-end

  • Bütün manevi güzelliklerin, ihsanların kendilerini gösterdikleri zaman, gece vaktidir. Uyuyan bu güzellikleri göremez.
    Aklını başına al! Sende bu gece uyuma!
    the-end

  • İnsanlar gündüz rızk peşinde koşarlar, didinir dururlar. Gece ise sevgili ile buluşma zamanıdır, aşk zamanıdır. Bu yüzdendir ki aşığı kem gözden korumak ve sevgili ile buluşmasını gizlemek için, gece, karanlığı ile her tarafı kaplar, perdeler gerer.

    the-end
  • Gece gelince insanlar dinlenmek için yataklarına girerler, kendilerini uykunun kucağına bırakırlar, uyurlar.
    Fakat aşıklar gece uyumazlar. Cenab-ı Hakk’la onların işleri vardır. Onlar manen Hakk’la buluşurlar,konuşurlar.

    the-end
  • Aşık olan gece uyur mu? Buna imkan var mı? Hem aşık olmak, hem de uyumak hiç görülmemiştir.
    Çünkü aşık içinin yanışını, derdini söylemek için sevgili ile yapayalnız kalmayı ister.

    the-end
  • Halk gece olunca uykuya dalar uyur. Aşıklar ise bütün gece Allah’a yalvarırlar, dua ederler, adeta onunla söyleşirler.

    the-end
  • Gizli gizli o kadar çok dua et, geceleri, o kadar çok ağla, inle ki; sonunda yedi kat gökten kulağına kurtuluş sesleri gelsin.
    the-end

  • Aşık gönlünün derdini, çektiği acıları sevgilisine söylemek için yalnızlık ister, geceyi bekler, gecenin karanlığında gizlenir.
    the-end

  • Aşka susamış olan aşık uyusa bile pek az uyur. Susuz kişi derin uykuya dalabilir mi?
    O azıcık uyusa da rüyasında ya su görür, ya ırmak kenarında dolaşır, ya testi görür, yahut da sucu.
    Ona bütün gece ötelerden; Allah’dan ses gelir durur.
    Ey zavallı! Kalk da, geceyi bir ganimet, Allah’ın bir lutfu olarak görve fırsattan yararlan!
    the-end

  • Ey aşkının susuzluğuna bizim gibi yüzbinlerce insanın feda olduğu üstün varlık, bana ne su ver, ne ekmek ver, ne huzur ver, ne uyku ver! Ben yalnız Sen’i istiyorum.

    the-end
  • İnsanda şu’le gibi bir can var. Fakat onun dumanı, nurundan daha fazla !
    Duman haddini aşınca, fazla olunca, gönül evinde bulunan Hakk ışığını göstermez olur.
    Eğer, gönül evindeki dumanı azaltırsan yani günah kirlerinden arınırsan, senin nurun ile her iki dünya da, bu dünya da, öteki dünya da aydınlanır.
    the-end

  • Sen, kendinden kurtul, benliğinden temizlen, toprak ol, ayak altına seril de toprağından otlar bitsin. Ot gibi benliği üstünden atar, kurursan hoş bir şekilde aşk ateşine yanarsın.
    Senin yanışınla meydana gelen kül, toprak, kimya gibi dertlere deva olur.
    the-end

  • El de bedende bulundukça hünerlidir. Bedenden ayrılınca bir et parçası olarak yere düşer, hiçbir şey yapamaz olur.
    Ey el, hünerlerin nerede? Sen çeşitli hünerli işler yapan, yazı yazan, çizen, tutan, kaldıran el değil misin?
    El senin soruna cevap verir de der ki: ‘Hayır, bu zaman ayrılık zamanı, ayrılık zamanında ben bir hiçim, ama buluşma zamanında her şeyim.’
    the-end

  • Ya rabbi, sende neler var! Ne kudret var! Ne güç var!
    Sen lütfunla bir bahar gibisin, granit taşlarını, kayaları bile işe güce sokarsın.
    Bazen bir nur parlatırsın, gözleri kamaştırırsın, bazen de, yüzlerce tufanın söndüremediği, yatıştıramadığı bir fitne koparırsın, insanları perişan edersin; hikmetinden sual olunmaz.
    the-end

  • Sen, hor görülmekten şikayet ediyorsun, ağlayıp duruyorsun, sızlanıyorsun, hor görülüşteki lütufları, ihsanları göremiyorsun.
    Ya Hakk’tan yardımlar, ihsanlar isteme, yahut az şikayette bulun!
    the-end

  • Beni kederlerle, belalarla yıkmadıkça, harap etmedikçe Allah, bendeki gizli hazineyi hiç bana verir mi?
    Beni coşkun bir sele kaptırmadıkça, nasıl olur da beni çeker, ihsan denizine götürür?

    the-end
  • Ey Hakk aşığı, sen de, insanların ayıplarını gören iki gözü kapa da, öteki alemi gören gönül gözlerini aç!
    Gönül gözlerini aç da ne mescit kalsın, ne de puthane. Bunu da tanımayalım, onu da tanımayalım.
    Yalnız O’nu arayalım, yalnız O’nu tanıyalım.

    the-end
  • Ey onda bunda kusur arayan kişi!
    Hiçbir insanı hor görme, hangi millette, hangi dinde olursa olsun, insanda, onun bir emaneti vardır.
    İnsan onun aynasıdır.
    the-end

  • Dünya hayatında başına gelen belalara, cefa dikenlerine katlan!
    Çünkü çektiğin acılar, sıkıntılar seni dikenlerden alır da güllere kavuşturur.
    the-end

  • Dost uğruna düşmanların lanetini, hakaretini, küfürlerini şerbet gibi iç!
    Çünkü bu lanetler, hakaretler, küfürler, seni lütuflara, senalara, aferinlere manevi derecelere ulaştırır.

    the-end
  • Aklını başına al da, fani olan bu dünya zindanında kimsede vefa arama! Bu dünyanın vefası bile vefasızdır!
    the-end

  • Gönlümüz neşe arıyor, manevi zevkler peşinde koşuyor. Aklımız ise boş yere düşüncelere daldığı için yıkılmış, kendinden geçmiş, harab olmuş bir halde; can şarabının kadehi de elimizde. Allah’ım bu hal ne hoş bir hal!
    Aşk peşinde koştuğumuz için akıl bize darıldı da gitmek istiyorsa gitsin, biz hiç üzülmeyiz.
    Sen ona de ki: ‘Ey akıl! Artık burada durma git.’
    Gündüz oldu ise varsın olsun. Ey gecesiz, gündüzsüz güzel! Sen gel! Başka şey istemiyoruz.
    the-end

  • Köpeğe bile ekmek verirsen, önce onu koklar sonra yer! Sen köpek değilsin ya! Sen arslansın.
    Ekmek için bu kadar uğraşman, didinmen, kahrolmana değer mi?
    the-end

  • Ruhların çarşafı gibi olan güzel fakat fani bedenlere gönül verme!
    Onları güzel yaratanı düşün! Onu sev, balçığa eşek sürme de, eşek gibi balçığa saplanıp kalma! Yani balçıktan yaratılmış olan bedene takılıp kalma!

    the-end
  • Dilenciden bir şey dilenmek akıl karı değildir. Dünya bir dilencidir. Sen de asıl padişahı unutuyor, dünyadan bir şeyler istiyorsun.
    Zavallı dünya! O da tesiri yüksek bir şarap içmiş de mest olmuş bir yerde duramıyor, dönüp duruyor.

    the-end
  • Gece tuzağı olan uyku geldi, bütün insanları kaptı, uyuttu. Ama ben uyumadım. Kuşun küçük yüreği gibi bütün gece uykunun tuzağında çırpındım, durdum.
    Bütün canlar güvercinler gibi onun hükmündedir. İşte ben de bütün gece hükmünün tuzağında O’nu aradım, O’nu istedim.

    the-end
  • Allah’a hamdolsun ki, şu anda herkes uykuda. Ben ise uyanığım. Benim bu gece yaratıcı ile işim, gücüm var.

    the-end
  • Ey bir sevdaya kapılmış, kendini kaybetmiş gönlü kınamaya, ayıplamaya açılan diller!
    Dudaklarınızı yumun! Çünkü gönlün de bir başka dili var!
    the-end

  • Çaresiz kaldım da hastanın derdine deva bulmak için Cenab-ı Hakk’a yalvardım. ‘Allah’ım!’dedim. ‘Merhamet et de bu hasta bir an için olsun dinlensin, huzura kavuşsun. O bu acıları, bu gamları çekmeği hak etmemiştir.
    Çünkü o ne kimsenin kanını dökmüştür, ne de birisinin malını almıştır.’
    Göklerden şöyle bir cevap geldi: ‘O hasta hoca ile uğraşma, onu kendi haline bırak! Çünkü aşıkların uğradıkları belaya çare aramak, dertlerine deva ummak beyhudedir.’
    the-end

  • Allah’ım ihsanın hürmetine parlak nurun hakkı için, nimetlerle, güzelliklerle dolu olan bu dünya şehrinde kusuruma bakma! Manasız şeyler söyledim, çılgınca laflar ettim.
    Ben yalnız Sen’i seviyorum. Yalnız sana ibadet ediyorum. Gönlüm Sen’siz perişandır!

    the-end
  • Allah’ım kader gereği bana verdiğin ızdıraplardan, yaralardan kaçmam, onlardan şikayet etmem!
    Çünkü Sen’i seviyorum. Sen’in sevgi ateşinle yanmayan gönül soğuktur, hamdır.
    the-end

  • İçinde sevgiliden başka hiçbir şey bulunmayan şu gönlüme yemin ederim ki, senin sevmediklerini ben de sevmem.
    Canımı sana feda edemezsem, o can dertsiz kalmasın, gamdan kurtulmasın, başından bela eksik olmasın!
    Gözlerim senin için ağlamıyorsa, kararsın; hiçbir şey göremez olsun!

    the-end
  • Allah’ım!
    Nasıl ki, bizim işimiz az bir ihsanda bulunmak, Sen’in şanın da azı çok görüp beğenmekse, lutfet de, bize o çeşit yardımda bulun! Yani, azımızı çok olarak kabul buyur!
    Allah’ım!
    Bizi, nefsani arzulardan, bedenimize ait isteklerden, şehvet ve hiddetten kurtar, akıl ve vicdan alemine ulaştır!
    Bizi, asıl vatanımız olmayan şu dünyadan al, ötelere, yücelere götür!
    the-end

  • Ya Rabbi! Bu coşkunluğum nedir, yüzüme gerilen perde nedir?
    Çünkü, benim için her şey Sen’sin; bana bir de Sen’sin, bin de Sen’sin, Sen!...
    Her an, susarken de, söylerken de gözümde Sen’in aşkın, Sen’in hayalin var; benim rızkım da Sen’sin, zamanım da Sen’sin!....

    the-end
  • Ey gökleri aydınlatan ilahi çerağ, ey yeryüzünü nurlandıran Allah’ın rahmeti; benim dertli halimi gör, feryadımı, iniltilerimi dinle, işit!...
    Yüzlerce beladan kaçtım, senin merhametine, inayetine sığındım! Merhamet elini başıma koy, beni okşa; yahut iyilik ve ihsan eteğini aç, iyilikler saç!...
    Ya benim muradımı ver, isteklerimi kabul buyur, yahut bu murad ve istek duygusundan beni kurtar, bu dünya duygularını, isteklerini benden al!
    Verdiğin lutuf sözlerini yarına bırakmaktan vazgeç, geciktirme; bugün vadini yerine getir!
    Ya öyle yap, ya böyle yap!...

    the-end
  • Allah’ım!
    Putperest bile, taştan yonttuğu puta secde eder de, Sen’in lutfunla, ondan manevi zevk duyar!
    the-end

  • Allah’ım ben senin büyüklüğünü, üstünlüğünü , güzel sıfatlarını yazınca, kalem aşkından, hayranlığından yarılır.
    Sen’in gibi eşsiz bir varlıktan ayrı düştüğüm için aklım şaşırır, yolunu kaybeder.
    Ben Halil İbrahim gibi aşk ateşine düştüm, yanıyorum. Fakat Sen’in ateşinin alevlerinden şikayetçi değilim.
    Amansız gamından, verdiğin sayısız dertlerinden de baş çekenlerden değilim. Çünkü Sen’i seviyorum.
    Allah’ım, müşkül işlerimi kolaylaştır! Sen bana gönül ver, gönül ihsan et! Çünkü beni gönülsüz yaptın, bende gönül bırakmadın.
    Ey dost! Bana gül bahçenden başka bir menzil verme!
    the-end

  • Allah’ım sen çok güçlüsün, her şeye kadirsin. Lutfet; gönüle sığmayacak bir varlık, bir şekil, manevi bir suret hissettir de puta tapanlar da tapmaktan kurtulsun, put yapan da yapmaktan vazgeçsin.

    the-end
  • Dünyada her aşık, kendine bir güzel seçmiştir. Ona gönül vermiştir. Ama biz zaten dünyada senden başka bir güzel göremiyoruz.
    Ey can ; eğer senden başka bir ay yüzlü olsaydı, onu gözümüz görmezdi. Senden başkasını da biz kıskanmayız.
    Ey insanlar; tek ondan, onun güzelliğinden bahsetmeyin de, ondan başka dünyadaki bütün güzeller sizin olsun gözüm yok.
    Güzeller güzelini, pek büyük ve eşsiz varlığı manen hisseden kişi gelip geçici güzelliği bulunan, fani olan güzellere nasıl olur da gönül verir?
    Allah’ın lütfunu ümit eden kişi, o lütfundan başka hiçbir şeye gönül bağlamaz.

    the-end
  • Allah’ım; ağlayıp duran, sızlanan, zaman zaman feryat eden bu gönlün yeri, ötelerde, vuslat şehrinde idi. Bu zavallı gönlü daha ne kadar zaman garip ellerde ağlatacak, inleteceksin?

    the-end
  • Ey Allah’ım, güneş de, ay da, gökler de, manalar da, akıllar da bize göre yücedir, değerlidir, zengindir.
    Fakat, senin karşısında hepsi de fakir ve yoksuldurlar.
    the-end

  • Biz mest olmuşuz; başımız dönmede, başkalarının yaptıkları işlerle bizim ilgimiz yok.
    Dünya alt üst olsa, yakılsa yıkılsa umrumuzda değil.
    Yeter ki, senin aşkını kaybetmeyelim.
    Yeter ki, senin aşkın ebedi olsun!

    the-end
  • Iramağa dalan kişiye, elbisesi yük olur. Benim şu sarığım ile hırkam bana yük oluyor, ağır geliyor. Mal, mülk mutluluğa ulaşmak sebepleri, hepsi de o tatlı edalı ay yüzlüdendir.
    Sevgili bana yakınlık gösterir, vefalı olursa, mal da odur, mülk de odur.
    the-end

  • Ey her neşenin sureti, şekle, bedene bürünmüş hali; sen baştan başa neşesin, gönlümüzde bir yadsın, bu yüzden seni yad ettiğimiz zamanlar, gönlümüz neşe ile dolar, içimiz rahatlar. Sen, yalnız, neşenin sureti değil, aynı zamanda,
    Allah’a karşı duyulan aşkın da suretisin. Hakk’ın güzelliği sende tecelli ettiği için, seni seven dolayısıyla Hakk’ı sevmiş olur.
    Bu yüzden daima, gönlümüzde ol, daima gönlümüzde yaşa!

    the-end
  • Nice gizli Mansurlar aşkın canına güvendiler de kürsüleri, minberleri bıraktılar, dar ağacına çıktılar.
    Meyve, nasıl ağaçta biter, olgunlaşırsa, aşık da asılma ile, ölümle yaşar. Onun için meyve zamanında bahçeye gel de yüzlerce Hallac’ı darağacında asılmış gör.

    the-end
  • Bizim bedenimiz, aya benziyor, aşk yüzünden eriyor, tükeniyor.
    Sen ayın eriyişine, tükenişine bakma, darılma. Sen sevgilinin bize verdiği gamın tatlılığına bak!
    Dilerim bana verdiği gamın biri, bin olsun!

    the-end
  • Bizim ölümüz, her ne kadar sana matem olursa da, aslında, Hakk’la buluşma vakti olduğu için, bizim en neşeli, en mutlu zamanımızdır...

    the-end
  • Sen, bu sevdaya doymuş hiçbir aşık gördün mü?
    İçinde bulunduğu, yüzüp durduğu denize doymuş balık gördün mü?

    the-end
  • Beni aşk yaşatıyor. Sevgilimin de yanında bulunduğum için pek mutluyum, pek hoşum.
    Padişahlar padişahının yüzünü gördüğüm için kabıma sığamıyorum, pek mes’udum. Burası da pek güzel, pek hoş; ben artık bu saraydan başka bir yere gidemem.

    the-end
  • Ey sevgilim! Ey canımın canı! Ben kendinden habersiz mest bir deve gibi gece gündüz senin aşk yükünü çekmedeyim. Senin yükünün altında ezilmekten pek mutluyum. Yalvarırım sana, bana daha çok yük yükle!
    the-end

  • Ey gecenin de gündüzün de canı olan sevgili, benim de canımı aldın; beni cansız bıraktın.
    Tekrar canlanmak için gece gündüz hep seni bekliyorum, hep seni bekliyorum.
    the-end

  • Ben O’nun aşkı ile kendimden geçmişim, mestim; aklım, fikrim dağılıp gitmiş. Yoksa O’nun büyüklüğü, O’nun üstünlüğü, O’nun yaratma gücü, san’atı hakkında çok güzel şeyler söylerdim.
    the-end
  • Ben onun güverciniyim. Beni kovsa bile evinin damının çevresinden başka nereye uçabilirim?

    the-end
  • Benim bu ölüm günüm, sevgili ile buluşma günüdür. Eğlence günüdür, şarap içme günüdür. Çeşitli nimetleri yeme günü, şikayetlerden kurtulup, Allah’dan razı olma günüdür.
    the-end

  • Allah küpe benzeyen bedenimi aşk şarabı ile yoğurdu. Rabbim bana lutuflarda bulundu. Benim hakkımda ne de güzel bir takdirde bulunmuş; takdiri de ne güzel çıktı!
    Ben öyle tesirli bir aşk şarabı içtim ki, dünya küpüne sığamıyorum. Dokuz kat gök bile benim köpüğüme, benim coşkunluğuma dayanamaz.
    the-end

  • Canın ayağını bağlayan, çaresiz bırakan meydan acaba kimin meydanıdır?
    Kimin meydanı olacak; aşkın, aşkın…
    Bize bir hal oldu elden çıktık. Bu kimin hikayesi? Kimin destanı? Aşkın, aşkın…
    the-end

  • Bizim şu aşk yolumuzda doğru bir kişi ol! Hileyi, eğriliği bir tarafa bırak.
    Çünkü meydanımız hilekarların at oynatacakları meydan değildir.

    the-end
  • Gönül gözleri açık olanlar pek çok gizli şeyler bilirler. Ama aşıkların gönülleri başka bir gizli şey bilir.

    the-end
  • Gül bahçesinde geçen sırrı, gizli şeyi bir gül bilir bir de hazin hazin ağlayan, feryat eden bülbül bilir.
    Sadece bülbüllerin seslerine dalıp o seslerin güzelliğinden bahseden kişi seste kalır.
    Seslerin ötesine geçerek aşk sırrını sezemez, anlayamaz.

    the-end
  • Çürümüş çimenleri, kurumuş dalları atarak, yemyeşil çiçekli yeni bir dünya meydana getiren ilkbahar gül bahçesinin canıdır. Fakat bizi, bizim gönüller kazanmadaki başarımızı, aşkımızı görünce kendi zavallılığını anladı da feryada, figana başladı.
    the-end

  • Eflatunlar, Calinoslar aşkı anlamak için akla dayandıklarından bize karşı yokluğa düşmüşler, illetlere uğramışlar, hasta olup gitmişlerdir.

    the-end
  • Eski mallar satanların yani eskiden gelmiş bilginlerin aşk hakkındaki görüşlerinin nöbeti geçti.
    Biz aşk hakkında yeni görüşlere sahibiz. Bu aşk pazarı şimdi bizim pazarımızdır.

    the-end
  • Kendimde olmaksızın söylediğim her gazel, her şiir hoştur, güzeldir. Çünkü bu ses benim gönül çengimden, gönül sazımdan çıkan seslerdir.
    Bizim ders gördüğümüz yer, aşktır. Bize manen ders veren de Celal sahibi Allah’tır.
    Bizler öğrenciyiz. O’nun aşkı da, tekrarlayıp durduğumuz bilgidir.

    the-end
  • Ordulara, gösterişe, hükümdarlık bayrağına hevesi olmayan O padişahın yünden deli divane oldum.
    Deli, aklını kaybetmiş bir kişi olduğu için ibadetten de, suçlardan da sorumlu değildir. Artık onun işlediği suçlar amel defterine yazılmaz.
    Ben O padişahın yünden yalnız aklımı kaybetmedim, kendimi de kaybettim.
    Bu sebepledir ki, sen uzakta; beni gezen, yürüyen, giden normal bir kişi olarak görüyorsun ama, hakikatte senin gördüğün ben, ben değilim; ben bir hayalden, bir gölge varlıktan ibaretim!
    Daha doğrusu ben yokum, yokluktan başka bir şey değilim!

    the-end
  • Şu dünyada başa gelen bela gizli bir incidir.
    Hatta bizce inci değil bir hazinedir, ama yabancılara, Hakk aşığı olmayanlara, yılan gibi görünür.

    the-end
  • Bir kişi çok değerli, eşsiz bir inci gibi olsa, aşktan haberi yoksa ondan uzaklaş!
    Çünkü dünyada insana aşktan başka ne akraba vardır, ne de baba!...
    the-end

  • Sen kendinle, kendi nefsinle dost olma da, kiminle dost olursan ol!
    Aklını başına al da sen kendinden, kendi nefsinden kaç kurtul! Senin asıl korkunç düşmanın onlardır.

    the-end
  • Büyük imamlardan Ebu Hanife Hazretleri aşktan bahsetmedi. Şafi Hazretleri de aşkı açıklamadı. Bir rivayette bulunmadı.
    Din ilmindeki; ‘Bu caizdir, bu caiz değildir!’ münakaşasının bir sonu vardır. Aşıkların ilmine ise bir son yoktur!

    the-end
  • Aşıkları sıkıntılı zamanlarında şaşkın ve perişan sanma!
    Onların ızdıraplara, acılara tahammülüne, sebatına, Cudi Dağı bile dayanamaz, aciz kalır.
    the-end

  • Aşığın etrafında yüz binlerce ham kişi olsa, benim iki gözümü de bağlasalar, yine de sana o kalabalık arasında aşığı bulur, gösteririm.

    the-end
  • Bir aşığın yol arkadaşı Allah olursa, artok o yolda tehlike, korku bulunur mu?
    Kendisine canın Allah’ı dost olan kişi canın çıkıp gitmesinden, yani ölümden hiç korkar mı?

    the-end
  • Canlar, canları yaratana doğru gitmek arzusundadır. Fakat bu arzu, bu gidiş, bilginlerin, akıllı kişilerin dillerindedir.
    Aşıkların da gönüllerindedir.

    the-end
  • Manen Allah ile beraber bulunmaya çalış da fani güzelleri, şeytan hayallerini şeytan nakışlarını bırak. Çünkü ecel gelince hiçbir murada erişmeden onların hiç birine sahip olmadan, yapayalnız ölür gidersin.
    the-end

  • Aşık olmayanlar, ölümden korkarlar. Ömürlerinin uzaması için yalvarırlar. Mühlet isterler.
    Aşıklar ise; ‘Hayır, hayır!’ derler. Sevgiliye kavuşacakları için, ‘Ey ölüm, çabuk ol, gel!’ diye niyazda bulunurlar.
    the-end

  • Aşık kimsesiz, tek başına, yapayalnız kalsa da, o, yalnız değildir; sevgilisi ile gizlice, beraberdir!
    Çünkü o, nerede olursa olsun, gerçek sevgili olan Allah ile manen beraberdir!

    the-end
  • Sen bir aşığı hasta görürsen, ona ne gam!...
    Onun gizli, güzel sevgilisi onun başucunda değil midir?
    the-end

  • Sen, aşk atına bin; Hakk yolunun uzaklığını, zorluğunu düşünme! Çünkü, aşk atı pek rahvandır, pek hızlı gider!
    Yol düzgün olmasa, zahmetlerle, sıkıntılarla dolu olsa bile, aşk atı bir atılışında seni menzile, varacağın yere götürür!
    the-end

  • Aşık, nerede olursa olsun, herkesten uzak ve manen sevgilisi ile beraberdir;halk içinde ve halktan ayrı kalması, tıpkı zeytinyağı ile suyun bir arada kalmasına benzer!
    the-end

  • Aşk, seni kandildeki yağ gibi yaksa yandırsa, ne mutlu sana! O yanışla, etrafındakilere yararlı olursun; karanlıkları aydınlatırsın! Aşkın, başına getirdiği gamlardan, kederlerden ötürü zayıflasan, erisen, kıla dönsen, o zaman da, aşıklar meclisinin başına geçersin!
    Aşk, sana çok şeyler kazandırır; şu fani dünyadan, mekan aleminden kurtulursun, ötelere, mekansızlık alemine gidersin! En önemlisi de, aşk yolunda sana engel olan, seni nefsani arzulara doğru çekip götüren bedenden, kendi maddi varlığından ayrılırsın da kendinde kendi öz varlığını bulur, onunla beraber Hakk yoluna düşer, yol alırsın; tıpkı deredeki su gibi, bineksiz, ayaksız yürür gidersin!
    the-end

  • Aşk, ızdıraptan, dertten korkan nazlı, nazenin kişilerin harcı değildir. Aşk, nefsine hakim olan yiğitlerin, pehlivanların işidir.

    the-end
  • Sevgilim, belki vefa ve merhametin coşar da, kapıyı açarsın; ‘ Orada, ne bekliyorsun kalk, içeri gir!’ diye seslenirsin ümidiyle ben senin kapında oturmuş bekliyorum.

    the-end
  • Ben çok eskiden, sana gönül vermiştim. Gel, ey sevgili gel de şimdi sana canımı da vereyim!

    the-end
  • Ey sevgili, ilacım da sensin, çarem de sensin. Yüz parça olmuş gönlümün nuru da sensin, çaresiz gönlümde, senden başka ne varsa hepsi yok oldu, beni kimsesiz bırakma! Gel!
    the-end

  • Ben aşksız kalınca yolumu kaybetmişim, şaşırıp kalmıştım. Birden bire aşk karşıma çıkıverdi. Sevinçten kendimi dağ gibi hissettim, sonra onun güzelliği ile eridim. Aşk padişahının atı için bir saman çöpü oldum.

    the-end
  • Mansur şarabı, üzüm şarabı gibi herkese her zaman sunulmaz. Mansur şarabı ancak, yatağını, yastığını devşirip kaldıran, gecesini uyku ile öldürmeyen Hakk aşığına seher vakti sunulur.
    the-end

  • Sus, susma zevkine var, susma hünerini elde et, edebiyat yapma, hünerlerle dolu lafları bırak!
    Bırak da, imanını inancını gönlünde sakla! Çünkü gönül, aynı zamanda iman yurdudur.
    the-end

  • Senin gönlünü kazanmak isteyenin gönlünü kırma, artık cefa yolunda yürümekten vazgeç!
    Ey gönül, beni fazla üzerek zayıflatma, bana acı! Ben aşk kurbanı olmak istiyorum!

    the-end
  • Harap ve mest olarak kendimden geçsem de, ne eksem, ne biçsem her şeyden vazgeçsem, Allah için ne hoş olur, ne de hoş!
    the-end

  • Dünyada ayrılıktan daha acı bir şey yoktur, bana ne yaparsan yap, razıyım, şikayet etmem. Fakat, beni ayrılığa düşürme.

    the-end
  • Dediler ki, bütün dostların öldü, gitti, yok oldu. Hayır Allah’ı seven, ona candan bağlanan yok olmaz.
    the-end

  • Biz aşka öyle susamışız ki, denizi bizim içimize döksen yine kanmayız, yine dolmayız.
    the-end

  • Sen ne iyi bahtlı, ne talihli kişisin ki, Allah; ‘Gel gel mutlulukla, gir içeri, senin için kurtuluş kapısı açıldı.’diye seslenir.

    the-end
  • Ey aşık! Vakit geçirmeden aşıklar evine dön gel! Çünkü aşksız ömür geçirmek, ömrü heba etmek, boş yere harcamaktır.

    the-end
  • Ey aşık! Sen bu aşk derdinden kurtulma, eziyetler çek, ağla, sızlan, kıvran dur!
    Gökte yanarak kayan yıldızlar gibi sen de aşk semasında yok ol, sön!

    the-end
  • Sevgili beni bırakıp gitti. Ondan armağan olarak bana ahlar ve sapsarı olmuş bir yüz, yaşlarla dolu iki göz kaldı.
    the-end

  • Senin gönlün bende olmadıktan, benimle beraber bulunmadıktan sonra seninle beraber oturmuşuz, bir arada düşüp kalkmışız, bunun bir faydası yok.
    Benimle oturup kalkıyorsun ama gönlün benimle değil. Madem ki böylesin, bunun hiçbir faydası yok.
    the-endthe-end

  • Sen benim gönlümde oldukça, Yemen’de de olsan benim yanımdasın.
    Eğer sen benim gönlümde değilsen, yanımda da olsan Yemen’de sayılırsın.
    the-end

  • Aklını başına al, kendini sevmeyi, kendine aşık olmayı bırak da, sevgilinin sevgisine değil, cefasına aşık ol!
    Öyle ol da sana nazlanan, yüz vermeyen güzel, sana ağlayıp inleyen bir aşık kesilsin.
    the-end

  • Alemin malına mülküne bir çarem var. Çalışarak onları elde edebilirim.
    Fakat ben dinime de gönlüme de çare bulamıyorum.
    the-end

  • Kimi dertli, kederli, asık suratlı görürsen bil ki, o aşk şehrinde doğmamıştır. Aşık değildir.
    the-end

  • Şunu iyi bil ki, aşksız gönüle sahip olan, aşık olmayan kişi, padişah bile olsa, o, ipek kefene sarılmış, mezara gömülmüş bir ölüden başka bir şey değildir.
    the-end

  • Karga gübreye aşıksa ona de ki: ‘O sevgi ona yakışır, ama gül bahçesinde yeşillikler içinde bülbüllerin gülü sevmeleri ne de hoştur.’
    Yani şehvet peşinde koşarak fani güzellere gönül verenler, koşsun dursunlar ama sonu utanç olan kirli arzulardan kendilerini kurtararak gerçek sevgiliyi bulanlar ne mutlu kişilerdir.
    the-end

  • Ey fani güzele gönül vererek beden balçığından, nefsani arzulardan kurtulamayan zavallı!
    Sen ötelerde mana göklerindeki güzelliklerden nasıl haberdar olabilirsin?
    the-end

  • Ne vakte kadar fani olan, ölü sayılan sevgiliyi kucaklayacaksın? Öyle bir canı kucakla ki, O’na son yoktur.

    the-end
  • Ey bu alçak balçık dünyasında emellere kapılan, istekler ırmağına doğru koşan kişi!
    Boş yere koşuyorsun! Aradığın ırmakta su yoktur!
    the-end

  • Halk seni gözden çıkardı ise ne üzülüp duruyorsun? Artık senin yerin yurdun aşıkların göz bebekleridir.

    the-end
  • Aşk bazen tamamıyla toprak kesilir, bazen tamamıyla su olur. Bazen büsbütün ateş kesilir, yakar yandırır. Bazen de hep duman! Bazen dost olur. Bazen baştan başa ayıp ve ar kesilir.
    the-end

  • Aşk sana sevgi ile yaklaşır, seni tuzağa düşürür. Sen onun tuzağına düşünce o senden uzaklaşır. Uzaktan halini, ayrılık ateşi ile yanışını seyre başlar.
    the-end

  • Aşkın eline avucuna düşen, bulutlar gibi ağlar, gözyaşları döker. Fakat ondan uzak duran da asık suratlı, duygusuz, soğuk bir kişi olur. Kar gibi donar, buz kesilir.

    the-end
  • Aşk binlerce gözü ağlatır, sonra da ağlattıklarını güldürür. Binlerce kişiyi ağlatıp inleterek öldürür de hepsini bir sayar.
    the-end

  • Aşk, Allah ile insan arasında bir peygamber gibidir. İkisinin arasında gelir gider, birbirinden haberler getirir götürür.

    the-end
  • Aşıklara hiç kimsenin nasihati faydalı olmaz. Aşk, önü kesilecek bir sel değildir.

    the-end
  • Aşıkların şarabı, üzüm şarabı gibi küpten coşmaz, gönülden coşar!

    the-end
  • Aşık, bir fedaidir! Aşığa göre, bir yerden bire göçmenin, ölümün, yahut yaşamanın hiçbir farkı yoktur!
    Yürü ey Müslüman! Kendini kötülüklerden koru, günahtan sakın; sağlıklı ol, zahit olmaya uğraş!
    Çünkü bu şehitler, ölüme sabredemezler; onlar yok olmaya aşıktır!
    Sen, kaza ve beladan kaçarsın; onların korkusu ise, belasız kalmaktır!
    the-end

  • Aşkta konuşma, aşktan bahsetme yoktur. Aşkı yaşamak vardır. Aşkta inlemek, gözyaşı dökmek vardır. Bu gözyaşları sana kafidir.
    Sus, söyleme; hiçbir şey deme! Deme de aşkın ne olduğunu gözyaşı söylesin. Gönül yanmaya başlayınca öd ağacı gibi koku verir.

    the-end
  • Aşk köyü sınırında kesik başlar görürsen, korkup kaçma, köyün içine gir de dikkatle bak; gör ki, öldürülenler ikinci defa dirilmişlerdir, çünkü aşıklar ölümsüz…

    the-end
  • Aşıklar, aşk denizine öyle bir dalmışlar ki, ne kurtarılmalarına, ne de kurtulmalarına imkan var.

    the-end
  • Aşktan çok bahsetme, aşkı yaşa! Aşkı şarap gibi iç, onu tat! Söylemek yemeye içmeye benzemez.
    the-end

  • Aşk oku seni yaraladı ise, sevgili senin aklını başından aldı ise ve can elden gitti ise üzülme! Onun gibi yüzlerce can elde edersin.

    the-end
  • Ey aşk yolu arkadaşları!
    Ey dostlar! Ağlayın, ağlayın, yağmurlar gibi gözyaşı dökün! Dökün de güzeller, yeşilliklerde size de gönül alıcı güzel yüzlü dilber ihsan etsinler.
    the-end

  • Aşıkları yakıp yandıracak gizli bir ateş gerek. Yalnız aşıklara mahsus olan bu ateş onları kederlerle, belalarla imtihan eder. Onları ızdırap potasında eritir. Hangilerinin halis, hangilerinin kalp olduklarını meydana çıkarır.
    the-end

  • Ey Hakk aşığı! Halkın kınamasından korkuyor, ar, haya kaydına düşüyorsan, aşk aleminde ar, haya kaydına düşmek, böylece mana padişahı görünmek, ayıplanmanın, çekiştirilmenin zevkine varmamak hamlıktır!
    the-end

  • Aşk aleminde bilgi, bilgisizliktir; bilginin şerefi, pek de o kadar önemli sayılmaz!
    Aşkın cahili, şu dünya işlerinin alimlerinden daha değerlidir!

    the-end
  • Eğer aşk senin adını kötüye çıkarırsa gam yeme, aşkın başka adları, başka sanları da var!

    the-end
  • Aşk, bir kuşluk vakti hekim kılığına girerek yanıma geldi. Elini nabzıma koydu, dedi ki: ‘Çok zayıf düşmüşsün, Kebap ye de gönlün kuvvetlensin.’ Ona dedim ki: ‘Kebap değil, sen bana şarap getir! Çünkü senin yüzünden gönül zaten kebap oldu.’

    the-end
  • Ben onun mumundan alev aldığım için, tatlı tatlı yanıyorum. Yarın ötelerde, ruh aleminde bana bağışlayacağı devlet yüzünden ben bugün çok sevinçliyim.

the-end

  • Seher vaktinde aşkının ezanını canımın kulağı işitir.

the-end

  • O ezan aşığa der ki: ‘Ateş gibi yakıcı belalarla dolu olan şu dünyadan sıçra, kurtul da gel benim sevgi ateşime gir, yan!’

    the-end
  • Aşıkların yüzlerinin sarılığı, sevgilinin elma gibi kırmızı olan yanaklarının aynasıdır. Gözyaşları ise, benlerinin ve yanak sayfalarının üzerine yazılar yazıyor.

    the-end
  • Seninle buluştuğum zaman sanki ayrılık ateşine düşmüşüm gibi yanarım da; ‘Sen ne vefasız dostsun!’ diye inlerim, ağlarım.
    Senden ayrı düşünce de ‘Sen ne kadar vefalı sevgili imişsin!’ diye feryad ederim.
    Sen ayrılık zamanında bana buluşma zevki vermedesin, cana canlar katmadasın.
    Gönül deli olmuşsa haklıdır. Çünkü onun aklını, sen aldın götürdün…
    the-end

  • Güzellerinin büyüsü ile büyülendik de, senin şairin olduk.
    Bir başka güzel yüzlüye gönül vermiyoruz. Aşık olamıyoruz. Mazeretimiz pek büyük.

    the-end
  • Dünyada bağ, şarap ve üzüm yaratılmamışken bizim canımız zevalsiz bir şarapla, Hakk’ın şarabıyla mest ve mahmurdu.
    Mansur’un o nükteli sözünün kavgası, gürültüsü olmadan önce, biz ruh dünyası Bağdat’ında ‘Ene‘l Hakk’ diyorduk.
    Cenab-ı Hakk Hazreti Adem’i daha balçıktan yaratmadan önce, bu hakikatler meyhanesinde bizim diriliğimiz mükemmeldi. Biz çok mutluyduk.

    the-end
  • Bilmiyorum; ne zamana kadar şu zavallı gönlüm sızlanıp duracak!
    Vah benim yıkılmış, harap olmuş gönlüme! Ne zamana kadar bu dudaklarım padişahın hayaline karşı feryat edip duracak?

    the-end
  • Her ağacın, her dalın meyvesi, O’nun cömertliğinin, kereminin şahididir; sararmış yüzüm, döktüğüm gözyaşları da gönlümün, aşkımın şahididir!

    the-end
  • Bir gece de nedir ki!
    Yüzyıllar geçti de, bu ateş yine sönmedi, bu cehennem yatışmadı! Ben hayadan, utançtan su kesildim de, bu ateş, yine sakinleşmedi!

    the-end
  • Kim; ‘Acaba aşk şehidi nasıl olur?’ diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster ve; ‘Tıpkı böyle olur!’ de!
    ‘Can bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olur da geri gelir ve tekrar bedene girer!’ inancını inkar edenlere karşı, gel, evimize gir de; ‘İşte böyle olur!’ diye göster!

    the-end
  • Biz, dönüp yine efendimize, yaratanımıza gidenlerdeniz; hem de tertemiz bir özle!
    Çünkü biz, O’na isyan edenlerden değil, emirlerine boyun eğenlerdeniz!
    the-end

  • Ey can; ölümden ne diye korkalım, kaçalım? Aslında can vermek candır, cana kavuşmaktır!
    Madenden niçin kaçalım; ölüm, altın madenidir!
    Hakk seni çağırınca, kendine doğru çekince o emre uyup gitmek, cennet gibidir; ölmek ise kevsere benzer!
    Eğer iman sahibi isen, tatlı isen, ölümün de eminliktir, hoşluktur; eğer kafirsen, acı isen, ölümün de acıdır, kötüdür!

    the-end
  • Aşkın gönülde açtığı yaralar, gönle şifadır. Aşkın kederleri cana safadır. Aşkın soğukları üşütmez, ısıtır. Aşkın ateşleri, gönülde reyhanlar açar, güller bitirir.

    the-end
  • Bizden başkasına bakma da körleşme! Yakine, tam bir inanca sahip olanın gözü şaşırmaz.
    Korkan, hor ve hakir olan kişi de manen zevk alamaz. Bizim yanımızda eziyet çekme emin ol!
    Beni seven, bana gönül veren, nasıl olur da helak olur. Beni isteyen, muradı ben olan nasıl olur da mahzun olur?
    the-end

  • Ben kimya ve altın aramıyorum. Altın olmaya istidadı bulunan bakır nerede?
    Aşka doğru hararetli hararetli, hızlı hızlı gideni kim bulmuştur. Yarı hareretli, yarı soğuk yol alan nerede?

    the-end
  • Bana bak; şu safran gibi sararmış iki yanağımı seyret!
    Benim yüzümde, bırakıp geldiğim o aleme ait türlü alametler var; onları gör!
    Gönlümdeki kadim olan, evveline evvel olmayan pirin canına yemin ederim ki, dileğim; ‘Gençliğim toprak olsun da, O’nun ayakları altına serilsin!’ dir.

    the-end
  • Ey bütün dünya güzellerinde kendi güzelliğinden birer zerre bulunan!
    Hepsi de kendi eserin, kendi yarattıkların olan büyük yaratıcı!
    Dünyada görülen bütün güzellerden, güzelliklerden maksat Sen’in güzelliğindir. Öbürleri hep birer bahanedir.
    the-end

  • Yüzünü bu kıbleye dön! Hakk’a yalvar! İbadet et! O’na layık bir kul ol!
    Hakk’a candan yöneldiğin için temizlenir, cihanın ay yüzlüsü olursun.
    the-end

  • Bendeki coşkunluğu , benim sevdamı Allah bütün aleme dağıtsa, herkese pay etse, o zaman dünyada akıllı tek bir insan göremezsin; herkes deli divane olur, herkes aklından olur!
    Ey akıl; durmadan başıma vesveseleri döküyorsun! Ey bulut; sen de, aralık vermeden üstüme acılar, kederler şarabı mı yağdırıyorsun?
    Ey Müslümanlar, Ey Müslümanlar! Gönlünüze sahip çıkın, gönlünüzü kederden, vesveseden koruyun! Bana ne yakın olun, ne de, acılar çektiğim için bana acıyın, ne de beni teselli edin!
    the-end

  • Biz, herhangi bir evin penceresinden içeri ay gibi ışığımızı düşürürsek, o evdeki gece huyluların hepsi de kapının yolunu tutarlar. Yani biz, hangi gönle manen girersek, o gönüldeki kötülükler, hoşa gitmez hayaller kaçar giderler, o gönül huzura kavuşur.

    the-end
  • Ben, aşk yüzünden öyle bir yere vardım ki, aşk bile o yeri bilmez.
    the-end

  • Gökler şimdiye kadar ne senin gibi bir can Leyla’sı, ne de benim gibi bağrıyanık bir Mecnun görmüştür.
    Zaten senin gibi bir Leyla ve benim gibi bir Mecnun dünyaya hiçbir zaman gelmemiştir ve gelmeyecektir!

    the-end
  • Şu dünya aşıkları, canlarını dünya için, dünya malı için feda ettiler. Bense canımı canların canına feda ettim.


  • Ben laf ederim, ulu orta söz söylerim, ama korkmam. Çünkü sözlerimi sen düzeltirsin. Ben naz ederim, nazım sana dokunmaz, çünkü senin nazarında benim itibarım vardır.
    Bütün gece herkesin üzerine zehir yağsa, ben yine şekerden daha tatlıyım. Çünkü ben şekerler içinde şekerim.

    the-end
  • Sır söylememek için ağzımı kapadım. Ben gam anasının karnındaki çocuk gibiyim. Çünkü çocuklar annelerinin karnında göbekleri ile kan emerek beslenirler.
    the-end

  • Ben mestim, ama onun yüzünden mestim. Batmışım ama onun ırmağına batmışım, onun şekerine karışmışım. Onun gül bahçesinde gülbeşeker olmuşum.
    the-end

  • Ben ucu bucağı bulunmayan bir deryanın damlasıyım. Damla damla o deryaya gidiyorum.

    the-end
  • Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum. Bugün ne söyler, ne edersem suçsuz sayılırım.
    the-end

  • Ben ölüp tahtadan tabuta giren padişah değilim! Benim saltanat fermanımın yazısı ‘Ölümsüz yaşarlar’ ayetidir.

    the-end
  • Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevi kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelliğimiz bize yeter.
    Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel değiliz, biz ebediyen genciz. Gönlümüz rahattır, hoştur. Biz kadimiz, önümüze ön, sonumuza son yoktur.
    Giydiğimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam? O elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanidir. Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.

    the-end
  • Bizden bıkma biz çok güzeliz! Başkalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelliğimizi gizledik.

    the-end
  • Aşk ötelerden kalktı, geldi. Bu yanmış, yakılmış aşığa misafir oldu. Çok mutluyum. Benim bir tek gönlüm var, onu da misafirim olan Hazret-i Aşkın şerefine kurban etmem gerekir.
    the-end

  • Gam yemem, gam yemem, riyazattan da dem vurmam. Çok altınım yok ama altın gibi sapsarı yüzüm var. Yüzüme bak da altın yığınını seyret!
    the-end

  • Ben mum gibi tertemiz bir varlığım, ne biriktirdim ise hepsini döktüm, erittim, yaktım.
    Artık yeter, ben boş yere can İsa’sına ait nükteleri, hakikatleri eşek şeklindeki insanların kulaklarına zorla yerleştirmeye çalıştım.
    Yeter, çünkü, tamamlandıkça noksanı belirir. Sus da o şuh güzel; ‘Bıktım artık yeter!’ demesin.

    the-end
  • Aşk, ne de güzel bir günahtır ki, ona tövbe etmek kafirliktir. O öyle bir günahtır ki, ne arkasında kaçıp kurtulacak bir yol vardır, ne de önünde oturup dinlenecek bir durak vardır.

    the-end
  • Senin aşkına kapıldığımdan beri, dünya aşkı bana haram oldu; senin saçların bana tuzak olalı, geceler bana mekan oldu!

    the-end
  • Benim aşkımla Sen’in güzelliğin, her meclisde söylenmededir, her meclise meze olmuştur! ‘Evvelce şöyle idi, şimdi böyle oldu!’ diye, bizim aşkımız, bütün şehirde herkesin dilindedir!
    the-end

  • Aşığın kanı, gözyaşı oldu! O gözyaşından yeşillikler bitti ve bu yeşilliklere gül yüzün aksetti de, her taraf güllük gülistanlık oldu!

    the-end
  • Aşk, öyle bir güneştir ki, ancak aşıkların gönüllerini yakar yandırır! Ona, ilkbahar, sonbahar yol bulamaz; ancak can sevgisi yol bulabilir!

    the-end
  • Hepimiz kendi aşkımıza düşmüşüz; kendimizi seviyoruz, başkasını sevemiyoruz! Bu yüzden, gönülden de olmuşuz; gönülsüz kalmışız! Hepimiz kendi yüzümüze, kendi güzelliğimize dalmışız, hayran olup gitmişiz!
    the-end

  • Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim! Bir rahatlığa, bir üstünlüğe ulaşınca gülmek, ham kişilerin işidir!
    İnsan olan, kırılıp ezildiği zaman güler!

    the-end
  • Bu nefisten, heva ve hevesden kurtuldum. Bunların dirisi de bela ölüsü de bela.
    Halbuki ben, ister diri olayım, ister ölüp gideyim, yerim, yurdum Allah’ın lütfundan başka bir yer değildir.
    the-end

  • Rüzgarda el sallayıp duran ağaç gibi el sallamaktayım. Gökyüzünde dönüp dolaşan ay gibi çarh etmedeyim. Yeryüzünde yaşadığım için çarhım, yeryüzü kokuyor, yeryüzü rengindeyim ama ben topraktan yaratılmış olsam da, bende ilahi emanet bulunduğu için benim çarhım, gökyüzünün çarhından daha temiz , daha hoş….
    the-end

  • Ben değil gönüllere, göklere bile aşk ateşi attım, onları tutuşturdum, yaktım, yandırdım.

    the-end
  • Kıvılcım gibi çakıp yakan, yakıp yandıran ayrılığı kıyamete kadar anlatsam, onun dehşet ve şiddetinin ancak yüz binde birini anlatabilirim!

    the-end
  • Sema Hakka şıkı ile diri olan kişilerin canlarına rahatlık verir, huzur verir. Arif olan, canında can bulunan yani hayvani ruhu değil de insani ruhu taşıyan, bunu, bu hakikati bilir…

    the-end
  • Sema düğün evinde olur, düğün olan yerde olur. Yas olan yerde sema olmaz. Çünkü yas yeri feryat, figan yeridir.
    Kendinde bulunan cevherden, ilahi emanetten habersiz olan o eşsiz ay’ı gönül gözü ile göremeyen kişi var ya;
    öyle kişiye sema da gerekmez, def, yani musiki de gerekmez. Sema aşıklar içindir. Gönüller alan, o eşsiz, görünmez sevgiliye manen kavuşmak içindir.
    the-end

  • Sema; safa, cana şifa, ruha gıdadır.
    the-end

  • Ayrılığa fazla dayanamadığı için dağlardan köpürerek, ağlayarak, feryat ederek, başını taştan taşa çarparak aslına doğru koşan sel denize kavuşunca ne olur? Heyhat artık onun varlığı kalır mı?
    the-end

  • Sen benim canımsın, ben cansız nasıl yaşarım?
    the-end

  • Aşk, çok güçlüdür, her şeyi değiştirir.

    the-end
  • Aşık, sevgilinin ayakları altına atlaslar, ağır ipekli kumaşlar döşemek için ciğerinin kanı ile atlas yaygılar, ipek kumaşlar dokur.
    the-end

  • Cenneti kaybetmek ne büyük talihsizliktir.
    the-end

  • İnsan şekline girmiş şeytanlar aramızda dolaşmaktadır.
    the-end

  • Sayısız yıldızları bağrına basmış olan gökyüzü, hudutsuz ve çok büyük olduğu halde Allah’ın kudreti etrafında bir değirmen taşı gibi döner durur.
    the-end

  • Aşıkların mezhebinde hergün aşk derdinden daha beter bir hale kişi, ölüm hastalığına tutulmuştur.
    the-end

  • Ben de aşığım, derdim de aşk, hastalığım da aşk…

    the-end
  • Hamdım, piştim, yandım!
    the-end

  • Sen’in cefan, şeker gibi tatlıdır. O ne güzel cefadır ki, onda yüz binlerce vefa hazinesi vardır.

    the-end
  • Ey gönül! Sevgili uğrunda canınla oyna, canını ver. Sen kendini çok seviyorsun. Onun üstüne titriyorsun, titreme; feda et gitsin. Allah sana kafi değil mi?
    the-end

  • Aşk ile aşık candan birdirler. Aynı canı taşırlar. Sakın sen onları iki sanma, ayrı sanma!
    the-end

  • Kim deredeki dolap gibi sızlanarak, döne döne yaşlar döküp ağlamazsa o aşk bahçesini göremez.

    the-end
  • Kırmızı bir gül ol da elden ele dolaş!

    the-end
  • Sana yapılmasını istemediğin şeyleri, sen de başkasına yapma! Çünkü huy dedikleri, tabiat dedikleri sende de var!
    the-end

  • Sabır sıkıntının anahtarıdır.
    the-end

  • Aşk, kana susamış siyah bir arslandır. O aşıkların gönül kanından başka bir şey içmez!

    the-end
  • Benim sevgilim gül gibidir, diyorsun. Ömrü az olan, ebedi olmayan gül ne işe yarar?
    the-end

  • Su ne yaparsa yapsın, susayan, ona yüz kere razıdır.

    the-end
  • Söz, söz söylemeyi bilen, sözün kudretini anlayan kişinin yanında büyüktür.
    the-end

  • Aşk, hiçbir afetten, felaketten, beladan öğüt almaz, ders almaz.

    the-end
  • İnsanın değeri ne ile ölçülür; bilir misin? Aradığı şeyle! İnsan neyi ararsa ona layıktır.

    the-end
  • Ey ölüyü ‘Benim canım!’ diye seven, bağrına basan ahmak!
    Böylece senin ölüme mahkum, fani bir güzele bağlanıp kalman, ilahi bir armağan olan ve bedeninde misafir olarak yaşayan canı da gönlü de soğutur, üzer.
    the-end

  • Ölüp toprak olduğum, toprağımın da zerre zerre dağılıp gittiği zaman, her zerrem yine O eşsiz sevgiliye aşıktır.
    O’nun aşkıyla titrer durur.
    Rüzgar, tozları havaya kaldırdığı zaman, tozlardan bir hay huy sesi duyarsan bil ki, o toz da benim bir zerrem vardır; ağlayan, feryat eden odur.
    Ah, senin ay yüzlü sevgilinden utandığın gibi, ben de ‘Ah’tan utanırım. Benim gönlüm ah etmekle rahatlar.

    the-end
  • O’nun gül bahçesinden bir gül koparmadan önce, göğsüme yüz binlerce diken battı.
    Gönül ondan ancak cefa gördü, fakat yine de ondan vefa umduğu için, onun cefalarından ürkmedi, kaçmadı.
    the-end

  • Altın kuyumcunun vuruşlarını seve seve yedikten, onun eliyle dövüldükten sonra, her an daha da hoş, daha da güzel bir hal alır.
    the-end

  • Ey gönül! Yan yakıl; ham kaldıkça senden aşk kokusu, gönül kokusu gelmez!
    Ateşte yanmadan koku veren öd ağacını sen nerede gördün?

    the-end
  • Dünya, baştan başa dikenlerle dolu olsa, yine de aşıkın gönlü tamamıyla gül bahçesidir.

    the-end
  • Aşık, benim gibi olmalı; durmadan yanmalı yakılmalı!

    the-end
  • Allah’ım!
    Benim öyle bir canım var ki, bir an için olsun, Sen’den ayrı düşmeye sabredemez!
    the-end

  • Her an, daha fazla gençleşmedeyim, daha fazla kendimden gizlenmedeyim; O’nun lutufları sayesinde daha da fazla güzelleşmedeyim!

    the-end
  • Ey gözlerime ibret kesilen sevgili; önce gidenlerin de, sonra gidenlerin de gözleri, benim sana karşı duyduğum aşk gibi bir aşk görmedi!

    the-end
  • O’nun yolunda ölenlere eğer ebedi hayat verilmeseydi, can bağışlamak aşığa kolay olur muydu?
    the-end

  • Zikir ederken sesini yükseltme, O senden uzak değil ki!

    the-end
  • Dağ ses verir ama madende ses vermeyen, susan altın vardır.
    the-end

  • Ölüp giden kişiye kötü deme, iyi de deme; çünkü onlar, iyilikten de kötülükten de kurtulmuşlardır.
    the-end

  • Bizim ölümümüz, ebedi bir düğündür.
    the-end

  • Azrail(a.s.), aşıkların canını alamaz. Aşıkları, yine aşk öldürür, yine sevda öldürür.
    the-end

  • Gönül kapısında otur bekle, O gizlenen sevgili, ya gece yarısı, yahut seher vakti gelir.

    the-end
  • Ey gönül, cesur ol, korkma! Başın dinç olsun, çabucak usanma! Usanan sırlara mahrem olmaz!
    the-end

  • Gecenin kıymetini, kudretini bilip anlayan kişi, gündüz gibi parlak bir gönül elde eder.
    the-end

  • Eğri büğrü yürüyen ayak gibi olma!
    Bırak şu eğri yürüyüşü de, elif gibi dümdüz ol, dosdoğru ol!
    the-end

  • Ey arslan yavrusu!
    Arslanların huyunu, kendine huy huy edin; terbiyesiz köpekleri bırak!...

    the-end
  • Sen, gökyüzündeki parlak aysın; bizse, kapkaranlık geceyiz! Ay olmayan geceler pek karanlık olur!
    the-end

  • Sen, bir inci ol, mücevher ol da, isteseler de istemeseler de alsınlar, seni taca taksınlar!
    the-end

  • Gözler sebepsiz yaşarmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz! Gönlünde bir dert olmadıkça, kimsenin yüzü sararmaz, sapsarı kesilmez!

    the-end
  • Gül bahçesi, Hazreti Adem gibi, mahrumiyetlere düştü, her şeyini kaybetti ama, ümidini kaybetmedi; hem ağlıyor, hem bekliyor! Söylediği, tekrar ettiği söz de şu:
    ‘Lutuf ve kerem sahibi Allah’tan ümit kesmeyin; Lutuf ve kerem sahibi Allah’tan ümit kesmeyin!’
    the-end

  • Leylek, gök gibi yüksek bir köşkün üstüne yuva yapmış, leklek diye öterek;
    ‘Ey yardımı dilenen Allah; mülk Sen’indir, mülk Sen’indir!’ demek istiyor.
    the-end

  • İçimde, ölümden başka devası olmayan bir dert var!
    the-end

  • Aşk, misk gibi kokat; onun için gizli kalmaz, belli olur!
    the-end

  • Aşk okunun açtığı yaradan, nice bağrı yaralı, nice avlanmış hasta var! Fakat, ortada ne ok görünüyor, ne de yay!

    the-end
  • Allah’ım!
    Sen’i, gereği gibi anlıyamıyoruz!
    Sen, canda ve gönüldesin ama, canın da, gönlün de Sen’den haberi yok!
    the-end

  • Sen, benim canımsın, canımsın, canım; sen, benimsin, benimsin, benim!
    Sen, benim padişahımsın; sen, benim sevdama layıksın; sen, benim dişlerime uygun şekerimsin!
    the-end

  • Ey benim canım; beni yık, harab et! Çünkü, harab olmuş bir şehirden sultan vergi alamaz!
  • Senin hararetinle, senin ateşinle pişmiş somun gibi kızarmış yüzüm, şimdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere saçılmadadır!

    the-end
  • Benim mevki ve şerefim, iki dünyada da aşktır!

    the-end
  • Ömürlerin en güzeli aşıkların gittikleri yolda sürülen ömürdür.

    the-end
  • Kardeşim! Herkes aşık olamaz. Aşık olan kişiye dert gerek, dert nerede?
    Aşık olan kişinin sabırlı olması, aşkına sadık kalması lazımdır. Böyle bir er nerededir? Gerçek aşık nerededir?
    the-end

  • Benim aşık olduğumu herkes anladı; kime aşık olduğumu kimse bilmiyor!
    the-end

  • Aşkla aşina olmak, kan olmaktır, gönül kanını içmektir; köpeklerle beraber vefa kapısında beklemektir, bekçilik etmektir!
    the-end

  • Sen’in aşıkların, bütün ölümlere gülerler; bu hal, onlara mahsustur!
    Ağaçların dalları, yaprakları titrer dururlar ama, gövdeleri ve kökleri titreme korkusundan kurtulmuşlardır.

    the-end
  • Ayrılık, çok zordur; hele Hakk’tan ayrılık ne kadar zordur!
    the-end

  • Ey can! Gönlümün gam yemesinden ötürü beni seviyor, benden razı oluyorsan, ben gama yüzlerce gönül verdim.

    the-end
  • Acayip bir aşk benim eteğimi tutmuştur da, aç adamın yemek kabını tutup çekmesi gibi beni çekip durmadadır.
    Aşkın elinden kim kurtulmuştur ki, benim gönlüm de kurtulabilsin? Gönülleri yaralayan o uzun kılıcın kabzası ancak aşkın elindedir.
    the-end

  • Aşığın gözü senin güzelliğinin gül bahçesini görünce artık o kalkar da ömrü az olan, çabucak solan güllerin bahçesine gelir mi?
    Fani olan dünya bahçelerine ancak gafil kişiler, ham kişiler gelir.

    the-end
  • Çok çekindim, çok saygılı oldum. Uzun müddet sabrettim. Fakat artık sabrım kalmadı da bugün nazlılığın, nazın aslı, kaynağı olan naz etmeye başladım.

    the-end
  • Yaratıcının mecnunu olan kişi, onun divanesi kesilen kişi hiç Leyla’yı ister mi?

    the-end
  • Eğer ben her derdin, her gamın, her belanın başıma gelmesinden şikayet etseydim, sarsılsaydım bir adam olamazdım.
    the-end

  • Benim şarabım aşk ateşidir; hem de, bu şarabı Hakk lutfetmekte, sunmaktadır!
    Canını böyle bir ateşe odun etmediğin için yaşayış sana haram olsun!
    the-end

  • Aşık ol; aşık ol da, üzüntüden kurtul!

    the-end
  • Ey boş şeylerle uğraşan zavallı; kaçma! Çünkü Hakk’tan başka kaçacak yerin yok!

    the-end
  • Sana sevme duygusunu vereni, düşünce lutf edeni, yani Allah’ı düşün; başka bir şey düşünüp de üzülme!
    Gerçek sevgiliyi düşünmek, elbette ekmek kazanmayı düşünme yüzünden çekilen ızdıraptan daha iyidir!

    the-end
  • ‘Düşman, beni filandan ayırdı!’ diyorsun! Yürü; filanı terk et de, bir filan yerine yeni bir filan göresin!

    the-end
  • Hakk aşıkları meyhanesine gel de, bir sevda kadehi çek! Bırak, ham kişiler seni çekiştirsinler, onlara rüsva ol!
    Şu fani başın iki gözünü bağla ki, gizli olan gözü göresin!
    the-end

  • Ey sadık aşıklar! Dostun yolunda doğruluktan ayrılmayın. Yanlış yollara sapmayın! Çünkü sizin içinizde vefasızlığı reddeden, ezelde verilmiş mutlu bir söz, bir ahd vardır.
    the-end

  • Kendini ucuza satma, senin değerin pek ağırdır.
    the-end

  • Kardeşim, aşk ateşinin alevlerinden kaçma! İmtihan için onun içine girersen ne olur? Kıyamet mi kopar?
    the-end

  • Gizli defineyi yeryüzünde arama; gönüllerde ara!
    the-end

  • Gözlere görünmeyen, her zaman gizlenip duran o sevgiliden eğer bir can kokusu alırsan, ondan bir iz, bir eser bulur, onun varlığını hissedersen, yüzlerce cihana sığmaz olursun.
    the-end

  • İnsan, Allah ile beraber olduktan sonra, mezarda bulunması ne hoştur, ne güzeldir. Allah’ın sevgi tuzağına düşmüş kişiye şeytan ne yapabilir? Onu hiç tuzağa düşürebilir mi?

    the-end
  • Edebsiz, terbiyesiz adamla görüşüp konuşmak, hem de sevgiliden ayrı düşmek, iki çeşit beladır.

    the-end
  • Seni götürüp günah tuzağına düşüren kanat, iğreti kanattır. Ölüm gönünde uyandığın zaman, o kanadın dökülmüş olduğunu görürsün.
    the-end

  • Ey gafil kişi! Başına belalar gelince, eziyete, mihnete düşünce, çabucak onun kapısını bulup çalıyorsun; sıkıntılar geçince; ‘O nerede? O’nun dergahının kapısı nerededir?’ diyorsun.
    the-end

  • Kendini beğenen kimse, kabak gibi büyür, yukarılara tırmanır ama insan, kendi varlığından boşalmadıkça onun kabağı (başı) irfanla dolmaz.
    the-end

  • Seni aşktan alıp, dünya sevgisine doğru çeken dost, iyice bil ki senin düşmanındır. O sana haset etmededir.
    the-end

  • Ey insanlar! Aşka sarılın, onun çağrısına cevap verin. Ona gidin, onu bırakmayın. Çünkü, Allah aşka ölümsüzlük vermiştir.

    the-end
  • O sana, senden daha yakındır. Ne için O’nu dışarıda arıyorsun?

    the-end
  • ‘Nerede olursanız olunuz, O sizinle beraberdir.’ Yani bu arayışta o da sizinle beraber olduğu için arıyorsan asıl O’nu ara!

    the-end
  • Söz herkese kolay görünür. Ama binlerce kişi arasında, onu anlayan bir kişi bile çıkmaz.

    the-end
  • Sus ki, susmak bana da övünülecek bir şeydir, sana da. Söyleme de sabredememek, durmadan konuşmak sana da ayıptır, bana da.

    the-end
  • Artık, yaratılmışlardan vaz geç de, yaratılışı seyret, yaratanı düşün, hayran ol!
    the-end

  • Gözlerini iyi aç da, gözlerime bak; şu benim gönüller alan dilberimden gönlünü sakın!
    the-end

  • Gözünü Hakk uğruna harca, herkesi kötü görme, görmediğini de söyleme, söyleme de gözüne bir başka göz, bir başka görüş verilsin.
    the-end

  • Senin karşında bulunan sevgilindir. Dikkatli ol da, onu kırma! O senin düşünmeden, öfkeyle söylediğin bir sözden, bir davranışdan sessizce kırılabilir. İnsan, sopa değildir ki, kırılınca çat diye bir ses çıkarsın.
    the-end

  • Sen nazlanırsın, sevgilin de nazlanır. Böylece iki taraf da nazlanırsa ayrılık meydana çıkar.
    the-end

  • Dünya bir leştir; aklınızı başınıza alın da, akbaba gibi leşe göz dikmeyin!
    the-end

  • Yine gam askerleri toplanıyor; bana saldıracaklar!
    Fakat ben, gam ordusundan ürkmüyorum; benim bölük bölük aşk ordularım o kadar çok ki, göklere dayanmış!
    the-end

  • Her nerede olursa olsun, bir aşk feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryad bizim hikayemizdir, bizim feryadımızdır. ‘Bizim feryadımız, işte böyledir!’ demektir!
    the-end

  • Akıllı kişi, her zaman kendini göstermek sevdasındadır; herkesin kendisini tanımasını, sevmesini arzu eder!
    Halbuki Hakk aşığı, her zaman kendinden geçmek, deli divane olmak ister!
    Akıllılar, kendilerini sevdikleri için, aşk denizine batmak istemezler! Aşıkların işi gücü ise, sevda denizine batıp yok olmaktır!
    Akıllılar rahat, rahata ermekten gelir; aşıklarsa, rahata kavuşmaktan utanırlar!
    the-end

  • Ey gönül verdiğim eşsiz ve yüce varlık; aşkına düşmüşüm, sevdana kapılmışım!
    Sen’in aşkın bir deniz, gönlümse bir balık! Bu sebeple, bir an Sen’den ayrı düşsem yaşayamam!
    Balıklar, suyun dışında bir an bile yaşayamazlar! Aşıklar da, gönüllerini kaptırdıkları sevgilinin ayrılığına sabredemezler!
    Balığın canı sudur; balık, canından ayrı düşmeye sabredebilir mi?
    Cana sabredilmezse, canın canına nasıl sabredilebilir?
    the-end

  • Benim canım, senin canındır; senin canın da, benim canımdır! Bir bedende iki can hiç görülmüş müdür?
    the-end

  • Dünyada, ayrılıktan daha acı bir şey yoktur. Bana ne yaparsan yap, razıyım; fakat, beni ayrılığa düşürme!

    the-end
  • Bela zor bir şeydir. Ama razı ol, ayrılık beladan da zordur.
    the-end

  • O’nun hilminin, yumuşak davranışının yüzünden dünya küstahlaşıyor. Kul, padişahlık iddiasına kalkışıyor.

    the-end
  • Biz insanlar yüzlerce azara, yüzlerce gazaba layığız. Layık olduğumuz cezanın yularını çekip kısan, acıyan, lutfeden, hak ettiğimiz cezayı bize vermeyen O’dur.

    the-end
  • İnsan bunalınca O’ndan başkasını çağırmaz. Ama dertten kurtulunca yine çerçöpe takılır.

    the-end
  • Ey mihnetlere düştükleri, belalara uğradıkları zamanlarda bütün insanların başvurdukları, sığındıkları aziz varlık!
    Ben de, her dertli insan gibi, yine kendimi sana verdim, senden yardım diliyorum!
    Sen, kıyısı olmayan bir sevgi denizisin; erkekle kadının birbirlerine karşı duydukları istek, Sen’in sevgi denizinin sadece küçük bir damlasıdır!

    the-end
  • Alemde bulunan her beden, her can, Sen’in topraktan yarattıklarının mesti olmuşlardır!
    Ey nişansız olan, ey izi belli olmayan güzel; Sen’i görmesinler diye herkesi gaflete düşürmüsün!
    Kimseye kafir deme, mümin deme; iyiyi, kötüyü arama! Hepsi de Sen’in yüzünden, Sen’in aşkınla yıkılmış, kendilerinden geçmişlerdir! Kendilerine gelmeleri için bir efsun oku!
    Sen’in mestin olmayan, Sen’in güzelliğin ile büyülenmeyen kim vardır?
    Sen’in elinde bir tavla zarı olmayan kimse var mı? Ne olur, kerem elini aç!...
    the-end

  • Ey seher rüzgarı gibi sabah vaktinin zevkini gören, o anlardaki ilahi tecellilerin manasını sezen gönül!
    Sen gördüklerinden mi mest oldun, yoksa görmediklerinden mi?
    Gördüklerin mi, görmediklerin mi seni senden aldı?

    the-end
  • Gerçek sevgili, geceleyin herkes uyanınca ev ev dolaşır, aşıklarını arar! Sen, aklını başına al da, bu gece, haşhaş yiyerek uykuya dalma; seni uyutacak yemekten el çek ki, mana yemeği yiyesin, ağzının tadını bulasın!

    the-end
  • Canın güzelliği haddi aşınca, Hakk’tan ona yardım üstüne yardım gelir! Fakat, hasedin kötü gözü kurumaz ki!

    the-end
  • Herkes, her şey, Sen’i arıyor; Sen’in mahallende itifaka girmiş, Sen’in kereminin, lutfunun kabesine yüzlerini dönmüşler, ibadet ediyorlar!
    Bazen çeng gibi, kapının önünde Sana rüku etmekte, bazen ney gibi, Sen’in nefesinin ümidi ile kamet getirmektedir!
    Yeter ey akıl! Artık, bu hüzünlü feryadı bırak; acıklı hikayeyi söyleme! Cesur olan her gönül, konuşarak değil, susarak hakikatin kokusunu alır!

    the-end
  • Birisi bana; ‘Aşıklık nedir?’ diye sordu. Ona dedim ki: ‘Sen, bu manaları bana sorma! Aşıklığın ne olduğunu, benim gibi olursan görürsün, anlarsın!
    Seni çağırdıkları zaman, sen de onları çağırırsın! Yani, sevilirsen, sen de seversin!

    the-end
  • Aslında, dünyanın her cüzü, her şeyi aşıktır; her şeyin, her zerrenin, her atomun bile içine bir aşk ateşi düşmüştür!
    Her şey, sevgili ile buluşmak için çırpınır durur; her şey buluşma sarhoşudur! Fakat onlar, kendi sırlarını sana söylemezler! Çünkü sır, layık olandan başkasına söylenmez!

    the-end
  • Bütün varlıklar, ev sahibinin, yani Allah’ın tatlı sofrasından yemekte içmektedirler!
    Her şey canlı, her şey yiyor içiyor, konuşuyor!
    Böyle olmasaydı, karıncalar Süleyman’a sır söylerler miydi, dağ Davud Peygamber’le beraber ilahi okur muydu, seslenir miydi?
    the-end

  • Şu gökler aşık olmasaydı, göğsü böyle saf, temiz, masmavi olur muydu?
    Eğer güneş de aşık olmasaydı, yüzünde bir nur, bir ışık bulunmazdı!
    Yerler, dağlar aşık olmasalardı, gönüllerinden bir ot bile bitiremezlerdi!
    Deniz aşktan habersiz olsaydı, aşkı anlamasaydı, böyle çırpınıp durur muydu, köpürüp coşar mıydı?
    Ey insan! Sen de aşık ol, aşkı tanı; vefalı ol da, vefa bul!
    Gökyüzü, emanet yükünü kabul etmedi! Çünkü, aşıktı; hata etmekten korktu!
    the-end

  • Sen zavallı, gerçek sevgiliyi bulamadığın için, hayalinde bir put yapıyor, fani bir güzelin hayalini gönlüne yerleştiriyor, sonra da ona secde ediyorsun; kafir gibi putlara tapıyorsun!
    the-end

  • Bana bak; benden başka her neye, her kime bakarsan, Allah’ın aşkından habersiz olduğun anlaşılır!
    Cenab-ı Hakk’ın nuru, güzelliği hangi yüzde varsa, o yüze bak! Olabilir ki, o yüz hürmetine bahta, devlete, saadete erişirsin!

    the-end
  • Aşıkın ahından gök yarılır, aşıkların feryadları, iniltileri hor görülecek bir şey değildir.
    Gökyüzü aşıklar için döner. Gerçekten de gök kubbenin dönüşü aşktandır, aşk içindir.
    Yoksa gök ne ekmekçi için, ne demirci için, ne dülger için, ne de güzel kokular satan atar için döner!
    Madem ki gökyüzü aşkın etrafında dönüyor, haydi kalk, biz de aşk ile dönmeye başlayalım.
    the-end

  • Cenab-ı Hakk, neden Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize; ‘Sen olmasaydın gökleri yaratmazdım!’ diye buyurdu. Ahmed-i Muhtar Hazretleri, aşk madeni idi de onun için!

    the-end
  • Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Ebubekir ile mağaradayken ona; ‘Mahzun olma, korkma, Allah bizimle beraberdir!’ dedi.
    İşte iki kişinin ikincisi de mağarada beraber bulunursa, mağara insana cennet kesilir.
    Biz de gönül mağarasında seninle beraber olunca, korkmamalıyız.

    the-end
  • Can bahçesine yağmur yerine taşlar yağmada. Yağdır, yağdır, biz yağmur damlalarını istemiyoruz.
    Sen yağdır da, istersen başımıza taş yağdır.
    the-end

  • Bizim bedenimiz yamalı bir hırkaya benzer. Canımız da çok derin manalı bir sufidir.
    Yamalarla dolu hırkayı birkaç gün giyeriz, fakat can ile aşkın işi ebedidir. Yani bedenimiz fanidir, ruh ile aşk ölümsüzdür.
    the-end

  • Ekşi suratlı kara bulutlar hoşa gitmez, gam artırır ama, Allah’ım hikmetinden sual olunmaz! Rızka, yağmura ait müjdeyi de ona sen verdin!
    the-end

  • Neden senin ömrünü çalan, seni Hakk’tan habersiz bırakan uykuya ve nefis hırsızına incinmiyorsun, kızmıyorsun da, sana doğru yolu haber veren, gösteren dosta inciniyor, kızıyorsun?

    the-end
  • Herkes, her şey başlangıçtan sona gider, biz ise sondan başlangıca gideriz.
    Bu yüzdendir ki biz ancak ölünce yaşamaya başlarız.

    the-end
  • Bugün ben öyle mestim, öyle mestim ki, akıl çenberinden dışarı fırladım.
    Maddi varlığımla, şu bedenim ile bugün kötülüklerle, zulümlerle dolu şu alçak dünyada isem de, ruhum aşk göğünde dolaşmakta.

    the-end
  • Kimin nabzı aşk ile atmıyorsa, Eflatun bile olsa sen onu eşek say!

    the-end
  • ‘Biz insana şah damarından daha yakınız!’ ayetinin sırrına erdim de, ben bugün Allah’tan başka kimsenin önünde eğilmeyeceğim.
    the-end

  • Senin gamın, aşk yolunun mihnetlerle, acılarla dolu olduğunu bildiği için sen yolculuğa çıkınca, sana dudak ucu ile gizli gizli gülüyor.
    the-end

  • İman sahibi de, iman da, din de zevklidir, tatlıdır. Helva tablasının ekşi olduğunu sen nerede gördün?
    Bu ekşiliğin hepsi cinsi cinsine doğru gider. Ekşi, ekşi ile birlikte gider olduğundan ötürü, ekşilik de senin önünde ve yüzünde toplanmıştır.
    İlahi güneşin ışığı ile, sıcaklığı ile olgunlaşmayan meyve, şeker kamışı bile olsa ekşidir.
    Aşk güneşinin yakışına sabır gerekir. Sabret, şu uygunsuz hallerine, ekşi davranışlarına bak da bir iki gün sabret, olgunlaş, piş!
    Kimi ekşi suratlı görürsen bil ki o, aşk ateşinden kaçmıştır. Hep gölge içinde kalan koruk, salkım, baştan başa ekşidir.

    the-end
  • Çeng çalınırken, güzel sesler çıkararak ağlarken onu dikkatle seyret, güzelliği ne hal alıyor, beti benzi ne renge giriyor?
    Yaşayışa doymuşsan, hayatın acılıklarını duyuyorsan, için daralmışsa, gözlerin yaşarmışsa kalk çenge teşekkür et!
    Onu öp, onu kucakla, kollarının arasına al!
    the-end

  • Dünya deniz kesilse, biz o denizde Nuh’un gemisiyiz. Nuh’un gemisinin batmasına, kaybolmasına imkan var mıdır?
    Bütün dünya, mevki, servet, şöhret peşinde çırpınıp durmada, dertlere düşmededir. Bizse bu köşede mutluyuz, hoşuz, epeyce de saygılar görmedeyiz, neşe ile mest olmadayız.

    the-end
  • Aşk taşın gönlünden su fışkırtır. Aşk gönül aynasındaki tozu, toprağı giderir.
    Kafirlik Hakk’ın ‘Celal’ isminin tecellisi gereği savaşmaya, insanları birbirine kırdırmaya geldi. İman ise Hakk’ın ‘Cemal’ isminin tecellisi gereği barışmaya, insanları birbirine sevdirmeye geldi. Fakat aşk, savaşı da, barışı da ateşe vermek için geldi.
    the-end

  • Aşk ne uyku bıraktı, ne sabır. Aşk ne gam bıraktı, ne de ar!
    the-end

  • Benim canımla senin canın birleşmişler, bir can olmuşlardır. Bu tek can hakkı için, bu tek cana yemin ederim ki, ben şu dünyada senden başkasından bezmişim, usanmışım.
    the-end

  • Öyle bir arkadaş istiyorum ki, benim derdimi kendine dert edinsin.
    the-end

  • Nerede olursam olayım, aşk ile birlikte, aynı kaseden içiyorum. Her nerede gezersem gezeyim bana hep meyhanede dolaşıyormuşum, meyhanede geziyormuşum gibi geliyor.

    the-end
  • Ben tavadaki balığa benziyorum. Tavlada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum.
    the-end

  • İlk doğuşum geçti, gitti. Ben şu anda aşktan doğmuşum. Kendimde bir başkalık, bir fazlalık var. Çünkü herkes bir kere doğar, ben iki kere doğmuşum.
    Ben kafirler diyarında bulunuyordum. Aşk beni esir aldı, bu ellere getirdi. Bu yüzden aşıkların canları gibi safım, tertemizim, güzelim.
    Ben böyle yaya yürüyorsam da, bu ilde ben bir padişaha kavuştum. Şimdi o padişahın evindeyim. Onun güzel saçlarını okşuyorum.

    the-end
  • Ey padişahlar padişahına padişah olan! Ey akıl, ey can ülkesine taht kuran, ey yüzlerce eseri, nişanesi olduğu halde, kendini göstermeyen! Ey yokluk denizi olan aziz varlık!
    Sana karşı güzellerle çirkinler iğnenin ucundaki resme benzerler. Dilersen kağıda o iğne ile güzel resim yaparsın, dilersen çirkin yaparsın. Sonra onları ölümle, hastalıkla yırtar atarsın.
    Resimler aynı kalemden çıktıklarını bilselerdi, her resim öbürü ile süt ile bal gibi kaynaşır, birleşirdi.
    the-end

  • Altı yönden de dışarıda manevi bir kubbe gördüm. Ben o kubbeye toprak oldum. Döşeme oldum, kan oldum, aşkın damarlarında coşarak dolaşmaya başladım. Gözyaşı oldum, Hakk aşıklarının gözlerinden aktım.

    the-end
  • Ben senin gönlünde toz görürsem onu gözyaşlarımla yıkar, temizlerim.

    the-end
  • Bir gün olsun kendimden geçeyim de, iyiye de, kötüye de aldırmayayım; herkesin muhtaç olduğu, fakat kendisi kimseye ihtiyaç duymayan Allah’ın sıfatlarını, büyüklüğünü, eşsizliğini söylemeye başlayayım!

    the-end
  • Ağzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır; hep konuşup durarak neden kapı halkası olup kalıyorsunuz?
    Sus, konuşma; cana kavuşmak için kapıyı kır da içeri gir!
    the-end

  • Aşıkların arasından başka yerde ömür sürme…

    the-end
  • Mademki sende aşk yok, onun yerine kulluk etmeye bak! Allah, çalışanların ücretini muhakkak verir!

    the-end
  • Herkes, aşk ateşine kendini atamaz! Cins atlar, padişahı taşırlar; işe yaramaz ahmak atlar ise, palan yüklenirler, tezek taşırlar!
    the-end

  • Ateş, suda gizlenmiştir! Fakat su fıkır fıkır kaynamaya başlayınca, kendisi ateş olur, dokunanı yakar!
    Sessiz sedasız su kaynayıp da ateş olunca , ses çıkarmaya başlar, fıkırdar durur!
    the-end

  • Denizin yüzü, çerçöp yeridir; içi ise incilerle doludur!
    Benim içim dışım ise, çerçöple sıvanmış bir avuç balçık; ama, Hakk’ın lutfuna mazhar olarak şu denizde yol bulmuş, ona doğru geçip gitmede!...
    the-end

  • Etrafına dikkatle bak da gör ki, dünya bir tuzaktır; dünyaya ait arzularımız, isteklerimizse o tuzakta bulunan birer yemdir!
    Dünya tuzağına koşma, yem hevasına düşme!
    the-end

  • Ey hoca! Sen, zahid olmaya, bu hususta bilgi edinmeye uğraş! Çünkü sen, aşkı çalışıp çabalamayla elde edemezsin!
    Bundan önce, Tebrizli Şems, bunları söylemişti; ama işitecek kulak nerede?...
    the-end

  • Kulakların duyduğu, ancak benim dudaklarımdan dökülen sözlerimden ibarettir! Fakat, candan attığım feryadları kimsecikler duymuyor!
    Bu nefesten dünyada, nice ateşler yanıyor, parlıyor; şu fani sözlerimden, alemde nice ebedilikler coşuyor!

    the-end
  • İnsanların yüzleri, senin yüzünün aynası olmasaydı, insanlardan kaçardım, dağlara sığınırdım.

    the-end
  • Beni arayan kişi, beni senin mahallende aramalı. Çünkü ikimiz Leyla ile Mecnun gibiyiz. Birisi Leyla olsa, ancak sen olabilirsin. Mecnun olsa o da ben olabilirim.

    the-end
  • Hepimiz, bütün insanlar, ayrı ayrı dillerle dosta sesleniriz. Hepimizin duygusu bir ama dillerimiz ayrı.
    the-end

  • Göklere çıkan gizli merdivenlerden cimriler, kötü kişiler yararlanamaz.
    the-end

  • Kadim olan, evveline evvel olmayan Allah’ın doğru yol ipine sarılın!

    the-end
  • Aydın olan kişiyi dost edin! Çünkü ona gönülden bir pencere açılmıştır. Toprak gül, süsen bitirir ama, ona su gerekmektedir.
    Daima, manen Hakk’la beraber olursan, güzel, mutlak bir can olursun. Ey benim canımın canı! Böyle olursan ne de parlak bir hale gelirsin.
    the-end

  • Ben geceyim, sen aysın. Senin olan, seni başının üstünde dolaştıran geceden kaçma!
    the-end

  • Ey benim canıma canlar katan ay yüzlü sevgili; ben, senin ayrılığına dayanamıyorum!
    Bana cevr etme, cefalarda bulunma; ben, bu cevrlere, cefalara layık değilim; ben, bunları hak etmedim.
    Ateşler içinde yanıyorum ama , ey benim devlet kuşum, başıma gölgen düşünce, bana cevrin de hoş geliyor, cefan da!
    the-end

  • Harmancı, yak bizi, herkesin gözünden düşür! Aşkın işi budur. Aşık avare olur.

    the-end
  • Aşk, bir çeşit deliliktir.

    the-end
  • Aşk delidir, ama biz delinin delisiyiz.
    the-end

  • Ey aşıklar, ey aşıklar! Ben deliyim, divaneyim. Delileri bağladıkları zincir nerede?
    the-end

  • Senin yolunda hiç olmakta, can feda etmekte benim gibisi az bulunur. Seni sevmekte yanık gönüllüyüm. Göz yaşlarımla ise bulut gibiyim.

    the-end
  • Gökten yağanı, hiç yer kabul etmez olur mu? Sen, önüme her ne korsan, başıma her ne getirirsen, nasıl olur da ona razı olmam? Nasıl olur da onu kabul etmem?
    the-end

  • Dağlardan koşup gelen sel gibi secdeler ederek, başımızı taştan taşa vurarak, denize kadar gidelim. Denize kavuştuktan sonra da, üstündeki köpükler gibi, el çırpa çırpa koşalım, yürüyelim.

    the-end
  • Gece olduğu için halkın hepsi de uyumuş ama aşıklar açılıp saçılmışlar, birbirlerine aşk sırları söylemeye koyulmuşlar!
    Aşk olsun; bu hal, ne de hoş bir hal!..
    the-end

  • Senin aşkına kapıldığımdan beri, dünya aşkı bana haram oldu; senin saçların bana tuzak olalı, geceler bana mekan oldu!

    the-end
  • Aşıklar ne şaşılacak kişilerdir ki, bunlar, ölümlerinden neşe duymaktadırlar!
    the-end

  • Arslan değilim ki düşmanla savaşayım. Ben arslandan daha çetin bir düşman olan kendimle, kendi nefsimle savaşayım, bu bana yeter.
    Madem ki aşkın ayakları altında toprak olmuşum, şunu iyi bil ki; o topraktan ben gül gibi, süsen gibi bitip boy atacağım.
    Aşkın gamı ile geceler gibi karalar giymişim. Fakat ben bu karanlık gecenin koynundan parlak bir ay gibi doğacağım.
    Ben aşk ateşi ile yanmışım, baştan başa duman haline gelmişim. Duman gibi bu pencereden çıkacağım; göklere yükselecek, ötelere gideceğim.
    Ben öyle bir çocuğum ki, hocam aşktır. Bırakmıyor ki başımı kaldırayım, boyumu göstereyim.
    Aşk gibi daima diri olayım, daima varlık sahibi olayım, yemeden, içmeden, yatmadan, uyumadan kesileyim.

    the-end
  • Arslanlara, kedi ile savaşmak ayıptır!
    the-end

  • Aşk derdini, kendinde olan ayık kişiden dinleme! Çünkü ayık kişinin dudağı da soğuktur, canı da.
    Hiç sen, buzluğun ateşten haber verdiğini gördün mü? Yahut kimsecikler görmüş müdü?

    the-end
  • Sebebi gören gerçekten de surette, şekilde kalır. Sebebi yaratanı gören mana nurunu görür.

    the-end
  • Yaşadığımız şu zamanda hayat şartlarının başımıza getirdiği belalar, sıkıntılar, kötülükler, iyilikler, hoşluklar, aşkı gönül evinden dışarı atamaz. Çünkü aşk masal değildir. Kötülüklerle dolu bu kirli dünya ile onun bir ilgisi yoktur. Aşk ötelerdendir, göklerdendir.
    Aşk yüzünden dert bana deva, cefa da vefa oldu. Bu yeryüzü günahlarla, cinayetlerle, kötülüklerle dolu yeryüzü olmaktan çıktı da, iyiliklerle, güzelliklerle dolu gökyüzü haline geldi. Artık ben ‘Ömrü uzadıkça uzasın.’ duasını ne yapayım?

    the-end
  • Güzelim, sen bir arslansın, bense senin eline düşmüş bir ahuyum. Senin esirinim. Esirin olduğum halde beni serbest bırakırsın diye ödüm kopuyor.
    the-end

  • Mısırlı kadınlar; Hazreti Yusuf’un güzelliğini gördüler de ellerini kestiler, ya senin güzelliğini görselerdi?

    the-end
  • Sevgilinin değeri, kadri onu sevenin sevgisi ile ölçülür.
    Ey çaresiz aşık! Bak bakalım senin kadrin ne, değerin ne?
    the-end

  • Benden, başka bir şeycikler sormayınız; ben yalnız şunu biliyorum: ‘Aşk yolunda yüzlerce kişi bir pula satılmaz!’

    the-end
  • Kendi içine inip kendi kusurunu görsen, kendinden utanırsın!
    the-end

  • Eğri otur, fakat; doğru söyle, insana, doğru söz yaraşır!

    the-end
  • Sakın aşktan başka bir şeyin peşinden koşma!

    the-end
  • Aşkın verdiği rahatlıkların da, aşk gibi, sonu yoktur!
    the-end

  • Aşktan şikayet edenin şikayetine kulak asma!

    the-end
  • Ağaçların dalları ve yaprakları, rüzgar olmasa oynamaz; kehribar olmadan saman çöpü de uçup gitmez !
    İnsaf et; saman çöpü bile rüzgar esmedikçe hareket etmez ise, dünya nasıl olur da rüzgarsız, rüzgar olmadan, bir tesir eden bulunmadan kendi kendine hareket eder?

    the-end
  • Ey can! Meşhur olmayı, iyi bir nam bırakmayı gönlünden tamamıyla çıkar at da; benlikten kurtulduğun, manen arındığın için, herkesin anlayamadığı sırları birer birer anla!..
    the-end

  • Yapraklar sararınca, ıslak gök yine onları yeşertir! Aşk yüzünden sararıp solmaktan ne diye korkuyorsun? Seni bir yeşerten bulunur!

    the-end
  • Benim şu çok az olan bilgim, senin bilgine perdedir, örtüdür!
    Ben, seni gereği gibi anlayamadığım, bilemediğim için feryad ediyorum!
    Ey Tebrizli Şems; seni neşelendiren, güldüren sabahın arkasında, nasıl olur da gece bulunabilir? Hiç gece senin rahmet sabahınla beraber bulunabilir mi?

    the-end
  • Sevgilim; ne zaman birleşeceğiz, ne zaman her ikimiz bir olacağız? Sen, ateş olacaksın, ben de yağ olup yanacağım, sende yok olacağım! Ne vakit kısmet olacak da sen Yusuf olacaksın, bende kuyu olacağım; seni çekip alacak, gönlüme düşüreceğim?
    Şunu iyi bil ki, benim bu coşkunluğum senin ateşinden meydana gelmektedir! Fakat beni saran, yakan yandıran ateşse, bana giydirdiğin o ateşten gömleğe, ben kulum köleyim; sen, beni bir düşman gibi kovsan da, yahut bir dost gibi çağırsan da, o ateşten gömlek sırtımdadır!

    the-end
  • Sen su gibisin, ben de kuru dereyim. Ben seninle buluşmaktan gayrı ne isterim?
    Gel benim içime ak, benim ol, gel, seni kucaklıyayım, ben seni seviyorum, seni istiyorum. İçin de su akmayan dere neye yarar?
    Sen su olduğun için herkesten ilerde koşuyorsun. Herkesten ileri olduğun için sevin, mutlu ol! Allah’a yemin ederim ki, sen kendinden yana çıktıkça, kendini beğendikçe, kendini, kendi gerçek varlığını bulamayacaksın ve huzura kavuşamayacaksın.
    Ben kaybolan gönlümü aramaya çıkmıştım, yolda ona rastladım. O’nu tedavisi güç bir hastalığa tutulmuş, bir sevdaya düşmüş, perişan olmuş bir halde buldum.
    Ey Tebrizli Şems! Sen’in ayrılığın beni ezdi, öldürdü. Fakat yüzlerce defa daha beni ezsen, ayaklar altına alsan, öldürsen yine Sen’in aşkından ayrılamam.
    the-end

  • Ey gözyaşı! Madem ki, gözümün kapısından çıktın, gidiyorsun, bari sevgilinin kapısına git de, başını onun eşiğine koy!
    the-end

  • Şu zavallı gönlü, kinle yaralayacaksan yarala! Ne yapsın, bu çaresiz gönül, buna da dayanır.
    Benim gönlüm, düşünceler yurdu oldu. Yahut şişelerle dolu bir dükkan halini aldı.
    Söyle ey Tebrizli Şems! Senin gönlün taş mısır? Kaya mıdır?

    the-end
  • Dünyada dostluktan daha güzel bir şey yoktur.
    the-end

  • Hem sen sensin, hem sen benim. Benim yurdumdan hiç gitme! Sen kuşsun, ben de yavruyum. Kıymet bilmez ham kişilere verme!
    the-end

  • O’nun ruhu benim ruhum, benim ruhum da O’nun ruhu; bir bedende iki ruhun yaşadığını kim görmüştür?
    the-end

  • Aşkın şekli yoktur. Fakat işi gücü şekil yapmaktır.
    the-end

  • Rebabdan yaysız nasıl ses çıkmazsa, ben de mest olmadığım zaman, benden aşk hikayeleri duyulmaz.

    the-end
  • Mana padişahları, veliler ellerine kadehleri almışlar, hepside gökyüzü şarabıyla kendilerinden geçmişler.
    Sen benim can selamımı o mana padişahlarına ulaştır. Ulaştır ama kimseyi aklı başında bulamazsın ki, canın selamını onlara söyleyesin.
    Sivrisinek bile o gökyüzü şarabını içmiş de kendini kaybetmiş, Nemrud’un burnuna girerek onun varlığını yok etmiş.
    Bu sivrisineğe bu gücü veren şarap, file verilirse, fil sarhoş olursa neler yapar? Ben ne bileyim? Mekansızlık aleminin şarabının neler yaptığı anlatılamaz ki…
    İşte bu can şarabını içtiği içindir ki Ashab-ı Kehf’in köpeği köpeklikten çıkmış, arslan kesilmişti de Hakk sarhoşları mağarasının etrafında bekçilikten başka bir şey yapmıyor.
    Bir köpek bile bu hale gelirse, kudurmuş arslan ona vefalı olursa, o şarap yüzünden insan neler elde etmez, artık sen düşün!
    the-end

  • Horoz öttü! Haydi! Gafletten uyan, kendine gel; seher vaktinin gönlü uyanık kişilere sunduğu mana şarabını içme zamanı geldi! Feyzini uzunca anlatamıyorum; akıllı ve anlayışlı kişiye, bir işaret yeter!
    the-end

  • Can padişahının aşkına düş, putları kır, dök; yani gönül verdiğin fani güzelleri gönlünden at da, onları yaratanı apaçık hisset!
    the-end

  • Ben öyle bir aşk susuzuyum ki, deniz, benim için bir yudum sudur; dağ ise küçük bir lokma! Allah’ım! Ben, ne biçim aç bir timsahım; ben ne ile doyacağım? Bana bir çare bul, yol göster!..

    the-end
  • Sen, gözden kaybolma; çünkü sen, göz nurusun! Gönülden de ayrılma; sen cansın! Ben, sensiz yaşayamam!
    Gözümden kaybolduğun zaman canım, gizli gizli ağlamaya başlar!

    the-end
  • Müjde, ey aşıklar müjde!
    Bu ayrılık kalmaz. Sevgiliye kavuşma zamanı gelir. Elbette Allah Allah’lığını yapar, darda kalanlara acır.
    the-end

  • Her seher vaktinde, her sabah bu akıl, senin aşkınla deli divane olmada!

    the-end
  • Eğer benim ay yüzlü sevgilimi gördüysen, nerede onun yüzünden senin yüzüne akseden ve parıl parıl parlayan nur?
    Can şarabını içtiysen, onun verdiği sarhoşluk nerede? Galiba, can şarabı sana tesir etmedi!
    Gönlünü yıkayıp kötü huylardan, kötü düşüncelerden temizleyememişsin! Yüzünü yıkamaktan sana ne fayda var? Hırstan, tamahtan süpürgeye dönmüşsün; toz toprak içindesin!
    the-end

  • Benim her günüm Cuma’dır; ben, daima hutbe vermekteyim!
    Şu minberim yücelerden yücedir; ben, mertlik ve insanlık maksuresinde oturmaktayım!
    Şu hutbe okunan minberin basamağı, yeri gelir de, insanlardan boşalırsa, canlar, melekler Hakk’ın emri ile gayb aleminden birini bulurlar gönderirler, oraya oturturlar; o minberi, asla boş bırakmazlar!

    the-end
  • Ey bir parıltısı ile Uhud Dağı’nı paramparça eden Rabbim!
    Bir avuç toprak, Sen’in çaresiz bir aşığın olursa şaşılmaz!
    Lutfeder de bir bakarsan, kayalar, taşlar mum olur, fakat kahr ile bakınca da, mum taş olur!

    the-end
  • Hakk aşıkları, letafette melekleri bile geride bırakmışlardır! Bu sebeple, diğer insanlar gibi ölmek, onlardan uzaktır!
    Sen sanır mısın ki, arslanlar da köpekler gibi kapı dışında can verir?
    Hakk aşıkları sevgi yolunda ölürlerse, onları can padişahı karşılar!
    Aşıklar, gökyüzüne uçarlar; münkirler ise, cehennemin dibinde can verirler!
    Ölürken Hakk aşıklarının gönül gözleri açılır da, öteleri gayb alemini görürler! Başkaları ise, ölüm korkusu ile kör ve sağır olarak ölürler!
    Geceleri ibadetle vakit geçirenler, Hakk korkusuyla uyumayanlar, ölüm zamanı gelince korkusuz, rahatça ölürler!
    Bu dünyada boğaz derdine düşenler, sadece yemeyi, içmeyi düşünenler öküzleşirler, eşekler gibi ölürler!
    Ahlaklarını Mustafa(s.a.v.)’nın ahlakına benzetenler, Hz.Ebubekir gibi, Hz. Ömer gibi ölürler!
    Hakk aşıklarından ölüm uzaktır! Onlar, ne ölürler ne de yok olurlar! Ben bu sözleri; ‘Şayet ölürlerse, böyle ölürler!’ diye söyledim!
    the-end

  • Ne zaman senden kaçsam, uzaklaşsam aşkınla savaşa girerim; her taraftan başıma senin sevdan hecesi gelir! İçime bir ateş düşer de, senden kaçtığım halde, seni özler dururum!
    the-end

  • Birisi seninle ilgilenmeye, seninle konuşmaya cesaret eder diye can, kıskançlığından ötürü her saat, senin önünde ölüyor, diriliyor!

    the-end
  • Gönlümün evini boşalttım; içinde bulunan her şeyi dışarı attım da, orayı senin eşyanla doldurdum, döşedim! Aşkın günden güne artsın, çoğalsın diye ben, eriyip gitmede, eksilmedeyim!

    the-end
  • Hayalinin sevdasına kapıldık da hayale döndük. Sevgilim ya seninle buluşursak ne hale geliriz?
    the-end

  • Dün gece mest olarak uyumuştum. Gece yarısı o ay yüzlü sevgili yanıma geldi.
    Ay ışığında sapsarı yüzümü gördü de acıdı ve sapsarı yüzümü gözyaşları ile ıslattı.
    Merhameti arttı da bana vuslat şerbeti sundu. Bedenimde bulunan kılların her biri ayrı ayrı can buldu.
    the-end

  • Ben şu ana kadar sevgiliden ne dertler çektim, ne cefalar gördüm, ne acılara, ne ıstıraplara katlandım. Onun yüzünden çok belalara uğradım. Sonunda çektiğim dertler, cefalar, belalar geldiler, gözyaşlarıma karıştılar. Oradan ayrılmaz oldular, orayı vatan edindiler.
    the-end

  • Binlerce ateş, binlerce ah, duman, binlerce gam; bunların adı aşk!
    Binlerce dert, binlerce cefa; bunların adı da sevgili!
    the-end

  • Yedinci kat göğün üstüne çıkmak istiyorsan, aşk senin için çok güzel bir merdivendir.

    the-end
  • Biz günde beş vakitte, beş kere gayb aleminden gizlice ibadete çağrılmaktayız.

    the-end
  • Sevgilim bedenimin her zerresi senin güneşine aşıktır. Dikkat et de bak, zerreler güneşin nuru içinde nasıl heyecanla, zevkle oynaşıp duruyorlar. Onların güneşle bitmez tükenmez işleri, maceraları vardır.
    Oturda şu pencerenin önünde güneşin nuru içinde oynaşan zerrelere bak! Onlar hallerinden ne kadar memnun; ne de güzel oynuyorlar. Çünkü onlar sevdiklerinin nuruna kavuşmuşlardır. Kimin kıblesi güneş olursa, işte onun namazı da böyle olur.
    Şu gördüğün zerreler, güneşin ışığında sufiler gib sema edip duruyorlar. Fakat hangi nağmelerle, hangi vuruşla, ne biçim bir sazla sema ediyorlar, kimsecikler bunu bilemez.
    Her gönülde de bir başka nağme, bir başka vuruş var! Oynayan meydandadır da, onu oynatan çalgıcılar sırlar gibi gizli!
    Sema ‘hanelerde görünen bütün ihtişamlı sema ‘lardan üstün, bizim de gönlümüzde iç sema ‘mız vardır. Bütün cüzlerimiz, bedenimizde bulunan bütün hücrelerimiz, yüz çeşit yücelikler, yüz çeşit nazla onun ışığında oynaşıp duruyorlar.
    Evet, bizim de gönlümüzde iç sema ‘mız var! Bütün cüzlerimiz, yüz çeşit nazla onun ışığında oynaşıp durur.
    the-end

  • Aşıkların gönülleri, sevgilinin yüzünden kuş yüreği gibi çırpınıp duruyor.
    Aşıklığa ait nükteli, üstü örtülü sözleri, çırpınıp duran gönüllerden başkasına sorma!
    the-end

  • Sevgili! Gizlice hırsız gibi gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ey kurnaz dilberim! Benin senin ne aradığını, ne istediğini biliyorum. Benim gönlümü alıp götürmek istiyorsun.
    Sevgili! Elbisenin altında gizli bir mumun var. Onu yakarak, harmanımı ambarımı ateşe vermek niyetindesin.
    Ey benim gönlüm, gül bahçem! Ey benim sağlığım, hastalığım! Ey benim Yusuf yüzlü sevgilim! Ey benim pazarımın, alış verişimin parlaklığı!
    Sen gönlümün etrafında dönüp duruyorsun. Ben de senin kapının önünde dönüyorum, dolaşıyorum. Elinde bir pergel gibiyim. Başı dönmüş bir halde senin etrafında dönüp duruyorum.
    the-end

  • Aynada güzel yüzünün hayalini görünce, hayran oldum. Dil dökmeye başladım, fakat ayna nefes istemez, söz istemez, buğulanır. Bu yüzden ayna buğulandı da hayalin görünmez oldu.
    Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime!

    the-end
  • Ey benim gönlümün huzuru, rahatı; ey benim gönlümü kıran, perişan eden aziz varlık!
    Ey hiçbir suçum yokken kendini benden çeken sevgili!
    Sen gittin, benden uzaklaştın ama gönlümden dışarı çıkmadın, gönlümden uzaklaşamadın! Çünkü sen, bir mum gibisin; gönlüm, canım da senin fenerin!
    Benim canım, senin canın; senin canın da benim canım! Hiç kimse iki bedende bir can görmüş müdür?
    Seninle buluşmak, benim hayatımdır; senden ayrılmak da ölümümdür!

    the-end
  • Ey aşık! Kendine bak da, insanların işine karışma; ‘Şu şunu söylüyor, bu bunu söylüyor!’ deyip durma!
    ‘Filan bana diken diyor, filan yasemin diye çağırıyor!’ düşüncesine kapılmayan, her söze, herkese aldırmayan gül gibi can gözü açık insanın, ben kulu kölesiyim!

    the-end
  • Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanıyorsun? İnsanların taş gibi duygusuz sandığın yüreklerinde öyle bir ateş vardır ki, sır perdesini tamamıyla yakar, yok eder!..

    the-end
  • Allah’ın yeryüzündeki baharından başka bir baharı daha vardır ki, orada ölüm yoktur; çiçekler solmaz!
    the-end

  • Ey kendine bakmayıp kendi kusurlarını görmeyip de, başka insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı!
    Allah, senin yardımcın olsun!..
    the-end

  • Şekil ve suret aşıkları, ‘Bal bulurum!’ ümidiyle ayran çanağına düşen sinek gibi şekle, surete, görünüşe kapılmışlardır!

    the-end
  • Bir diken senin değerini bilmezse, sakın üzülme! Sen gül bahçesi ol da, o seni diken bilsin!
    the-end

  • Kuşlar gibi, kendine kendin gözcü ol! Allah’ı tesbih et; tesbihin; sana ordugah olur! Allah’ı tesbih et!
    the-end

  • Leylek, bütün kuşların arifidir; ‘Leklek!’ der dururlar! Onun ne dediğini biliyor musun?
    ‘Ey yardımı istenen Allah; mülk de Sen’indir, emir de Sen’indir! Hamd ve sena, ancak Sana mahsustur!..

    the-end
  • Benim şu üç sözden fazla sözüm yok! Yandım, yandım, yandım.

    the-end
  • O bizi ateşinde yakarak bakır mıyız; kalp mıyız; yoksa halis altın mıyız, bunu denemek istiyor.

    the-end
  • Senin gamının dikenleri benim için güllerden daha değerlidir.

    the-end
  • Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahşer de sensin. Ben ne yapayım? İster ölü olayım, ister diri!
    Sen nerede isen ben oradayım.
    the-end

  • Denize aşık olan ırmak, denize doğru koşup onun kucağına düşünce, kendisi deniz oldu; ırmaklığı kalmadı!..
    the-end

  • Ben marangozun elinde bulunan tahta gibiyim. Bu yüzden ne keserden korkarım, ne de çividen kaçarım!

    the-end
  • Ey güzel aşk! Ben senim, sen de bensin! Hem selsin hem de harman, hem neşesin hem de gam!

    the-end
  • Gönlünü dünya hırsından, düşünceden kurtarıp da onu rahata kavuşturan kimse, timsahın sırtını kendisine gemi yapar.

    the-end
  • Ey kusur gören göz, ey düşünen akıl! Bizim topluluğumuzdan çık, git! Yahut da, utancımdan yaptıklarını görmemek için gözsüz, söylediklerini işitmemek için sağır olayım.

    the-end
  • Görgüsüz ve basit insanlar gibi ne zamana kadar bir iki lokma ekmek için koşup duracaksın?
    Ne zamana kadar, onun kılıcını yiyeceksin?
    the-end

  • Toprak ve su, balçıktan yaratılan insan, o cemalin akseden nurundan güzelleşti. Türkili’ne, Zengibar’a hayat yağdıran o yüzün nurudur.
    Gün geçti gitti, ama sözüm bitmedi. Ey gece ve gündüz! O güzeller güzelinin sözü bitmeden geçip gitmekten utanın!
    Yazıklar olsun size!
    the-end

  • Bütün dünyayı dikenler kaplasa, bütün dünya bahçeleri çiçekler yerine dikenlerle dolsa, fakat sevgilimin sayesinde biz dikenler arasına değil, gül bahçelerine dalmış oluruz.
    the-end

  • Dünyayı güzel eserlerle süsleyen eşsiz sanatkarın aşkı ile geçmeyen ömrü sen ömür sayma, o kaybolup gitmiştir. Hakk yolunda hakikate varmak sözle olmaz, inandığını yaşamakla olur.
    the-end

  • İşiteni, duyanı olmayan, kabul edilmeyen duadan; şefaatçisi bulunmayan günahtan; ilacı, hekimi ele geçmeyen dertten, o gümüş rengi bedenli sevgili olmadığı için yüzün sararıp solmasına ah olsun, yazıklar olsun.
    the-end

  • Harfleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et! Bu sözler nereden meydana geliyor? Sözlerin rengi yoktur, fakat bu kainatta her şeyi güzel, hoş bir şekilde yaratan, her şeyi akıl almaz bir halde tertip edenden bir şekle bürünüp gelir. Aslında o sözler bizim değildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor.

    the-end
  • Tahtayı yontmak, onu mahvetmek için değildir; doğramacının, marangozun gönlündeki isteğe uydurmak içindir!
    Bu yüzdendir ki, Allah yolundaki şerlerin hepsi de hayırlıdır; onun hayır oluşu, güzelliği, sonunda meydana çıkar, görülür!

    the-end
  • Birisi keçeye, halıya sopa ile vurup durursa, o sopalar keçeyi, halıyı dövmek için değil, tozlarını çıkarmak içindir!
    Senin içinde varlıktan, benlikten tozlar var; o tozlar, halının tozları gibi silmekle birden bire geçmez!
    Bir bela gelince, bir derde, bir ızdıba düşünce başına gelen zahmetlere katlanınca, gah uyurken, gah uyanıkken o keder tozları sen farkına varmadan azar azar uçar giderler!

    the-end
  • Güneş, geceleyin gökyüzü damından çekilip gidince, güneşin yerini yıldızlar, yahut ay alır!
    İnsan bir hüneri, bir sanatı bırakınca, tabiatı gereği, bir başka işle, bir başka sanatla oyalanmaya koyulur!
    Çünkü, herkesin gönlüne bir memur tayin edilmiştir! Bu memur, onların işsiz güçsüz, sefersiz bırakmaz!
    the-end

  • Gökyüzünde dolaşan ay, senin aşkının yüzünden bazen zayıflıyor, inceliyor, bazen de bedir haline geliyor, dolunay oluyor!
    Böylece aşkın, aya bile yüzlerce dertler, hastalıklar vermektedir!

    the-end
  • Ey aşk benim bütün ayıplarımı, kusurlarımı gördüğün halde yine beni satın aldın. Bu ne kusurlu, ayıplı meta, bu ne kusur görmeyen lutuf sahibi bir alıcı?

    the-end
  • Padişahların hepsi de altın bağışlarlar. Halbuki sen öyle bir padişahsın ki, ‘can’ bağışlarsın. Senelerce önce ölmüş, çürümüş ölü bile senin yüzünden dirilir, mezardan baş çıkarır.
    the-end

  • Ey can! Bu aşk, yağmur gibidir; biz de yapraklar ve otlar gibiyiz!
    Olabilir ki; bir gün yağmur çayır çimene, yaprağa, ota yağar da, onları yeşertir, geliştirir!

    the-end
  • Allah, bu dünyaya her insanı bir iş için getirdi ama, bizi işsizlik, hünersizlik sanatı için getirdi!
    Yani, bizim, dünyada aşktan başka bir işimiz yok; Allah, bizi dünyaya kendisini sevmemiz için getirdi!

    the-end
  • Ben, insanların içindeyim, onların aralarındayım, onlarla beraber yaşıyorum! Fakat, toprakta gizlenen halis altın gibi, onlardan kaçmışım, onların içinde olduğum halde onlardan ayrılmışım!
    Altın, binlerce defa; ‘Ben altınım!’ diye bağırsa, madeninden dışarı çıkmadıkça, kimse ona müşteri olmaz, kimse onu almak istemez!
    the-end

  • Aşık, en yüksek mevkilere çıksa, dünyanın en zengin adamı olsa, yüz binlerce devlete erişse, yüz binlerce nimete kavuşsa, onun nazarında bunların hiçbir kıymeti yoktur! O, ancak Hakk’ı bulmak için kendinden geçiş belasını ister!
    Bu isteğin ne olduğunu anlamak için beni seyret de gör; ben, kendinden geçiş yokluğunda öyle manevi zevkler tattım, öyle mutlu oldum ki, kendimi, sevine sevine belaların önüne attım!
    Kendinden geçiş arzusu ile kendinden geçmek, Hakk’ta fani olmak, öyle anlatılamaz bir mertebe ki, bu yüksek mertebeye ulaşmak isteyen kişiye, bir can değil, yüzlerce can kurban olsun!
    Ey aşık; istediği dünya nimetlerine ulaşamadığı için kendini üzüntülere, gamlara, kederlere kaptırmış kişilerle düşüp kalkma ki, kendinden geçiş zevkini kaybetmeyesin!
    Kendinden geçmenin, kendinden kurtulmanın ne olduğunu bilir, anlarsan, sende bulunan yüksek mevki isteği, servet ve devlet arzusu yok olur gider! Ey kendinden geçiş hali; zenginlik, şöhret, beylik, paşalık bunların hepsi de senin ayağının altına serilsinler, toprak olsunlar!
    the-end

  • Yazıklar olsun sana; sen, fani bir sevgiliye değil de, sonsuza kadar kalacak, ihtiyarlamayacak , çirkinleşmeyecek o eşsiz sevgiliye bağlansaydın, her bağdan kurtulurdun; ne kimseye hizmet etmek isterdin, ne padişahlığı, ne sultanlığı arzu ederdin!
    Dünya sevgisine kendini kaptırmış, hiç öteleri düşünmez olmuş dünya sarhoşlarının hizmetleri gibi, senin hizmetlerin de bir masal oldu! Sen kalburla su taşıyorsun; adeta, balık gibi su içinde boş yere secde ediyorsun!

    the-end
  • Neyi çok seviyorsan, neyin üstüne titriyorsan, bil ki, sen osun, senin değerin ancak odur! İşte bu yüzdendir ki, Hakk aşığının gönlü arşın da üstündedir!
    Şifa sandığın, peşinde koştuğun şeyin, senin için bir dert olduğundan haberin yoktur! Sana vefalı gibi kendini gösterenlerin, seni aldattıklarını, hile yaptıklarını, yüzüne güldüklerini anlıyamıyorsun!

    the-end
  • Yalnız kaldığın için üzülme! Şu kadarını bil ki; dünyada hiç kimse kimsesiz kalmaz! Birisi ile uyuşamazsan, anlaşamazsan, onun yerine Allah bir başkasını senin karşına çıkarır!

    the-end
  • Senin içinde gizli bir düşman var! O korkunç düşmanı, o nefis köpeğini cefadan, ıstıraptan başka hiçbir şey defedemez, içinden çıkaramaz!

    the-end
  • Her gece kendi kendimi kucaklayınca, kendimde sevgilimin kokusunu bulurum.

    the-end
  • Öldükten sonra bizim mezarımızı yeryüzünde aramayınız, arif kişilerin gönlü bizim mezarımızdır.
    the-end

  • Ben, şarapla mest olmadım, senin güzelliğin ile mest oldum.
    the-end

  • Sevgilinin gamından neler çektiğimi benden sorma. Elini gönlümün üstüne koy, o söylesin.

    the-end
  • Yaşayan kişiler kimlerdir? Hakk’ın aşkı ile ölen kişilerdir.
    the-end

  • O’nun derdini tanıyan deva istemez.

    the-end
  • Aşk bir tek candır, ama yüzlerce şekle girmiştir.

    the-end
  • Ey dost! Bana pek yaklaşma, aşk ateşinin alevleri seni de yakmasın!

    the-end
  • Sen, gamlar içinde bulunduğun halde neşeli ol; vefasız olan, vefa nedir bilmeyen şu dünyada, sen vefalı ol!
    the-end

  • Ey canların canlarının canı! Sen cansın, hatta candan da öte bir şeysin.
    the-end

  • Her kim aslından uzak ve ayrı olursa o, kavuşma zamanını bekler durur.
    the-end

  • Gerçi sırrım, feryadımdan uzak değil, lakin her göz ve kulakta bunu sezecek nur yok.

    the-end
  • Ney’in sadası ateş oldu, onu hava sanma. Kimde bu ateş yoksa yazıklar ona.

    the-end
  • Aşktan her kimin elbisesi parça parça olmadıysa o, kötülüklerden, hırstan, kibirden temizlenmemiştir.
    the-end

  • Ey aşk! Bizim kibir ve azametimizin, şerefimizin devası, Eflatun’umuz ve Calinus’umuz sensin.
    the-end

  • Gönül kirden, süsten temizlenirse, Hak güneşinin nuru orada parıldar.

    the-end
  • Dostundan ayrılan, ne kadar konuşsa da o, yine dilsizdir.

    the-end
  • Deniz, balığı suya kandıramaz. Nasibi olmayana gün uzun gelir.

    the-end
  • Testiyi denize daldırırsan bir günlük rızıktan fazlası kısmet olmaz.

    the-end
  • Her şey sevgiliden ibaret, aşık bir perde, sevgili daima diri ve aşık ölü.

    the-end
  • Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa o, uçamayan kanatsız bir kuş gibidir.

    the-end
  • Birisi bir eşek bulur, palan bulamaz. Palanı bulunca da eşek kurdun nasibi olur.
    the-end

  • Her kim aslından uzak ve ayrı olursa o, kavuşma zamanını bekler durur.

    the-end
  • Hurma, dıştan hoştur ama içi çekirdeklidir! Onun aksi ol, ey merhametli dost! İncir gibi için de güzel olsun, dışın da!

    the-end
  • Dosta kim acır; yine dost!
    the-end

  • Aşk; kıyısı, dibi olmayan büyük bir denizdir.
    the-end

  • Aşkın geldiği yere can sığabilir mi? Deliliğin bulunduğu yerde aklın ne işi var!

    the-end
  • Ey zavallı insan! Ölümsüz bir canın var; neden boş yere ölümden korkuyorsun?
    the-end

  • Gönlü yarattığın için canım sana feda olsun Allah’ım!

    the-end
  • Testi taştan korkar, fakat kaya, taş su kaynağı olunca, o taşa her an testiler dolmak için gelirler.

    the-end
  • Akan su da çerçöp durabilir mi? Ey benim canım! Koşup duran canda, nasıl olur da kin bulunur?

    the-end
  • Hiç diken gülden incinir mi?
    the-end

  • Mum ağlamadıkça, alev gülmez.
    the-end

  • Akan su da çerçöp durabilir mi? Ey benim canım! Koşup duran canda, nasıl olur da kin bulunur?

    the-end
  • Ey can mumu! Lutuf zamanında, mumdan bile daha yumuşaksın; nazlanma vaktinde ise, çelikten de sertsin!
    the-end

  • İnsanın aşkını artırarak, onu Hakk’a ulaştırmayan bilgiden beter işkence yoktur! ‘İyi, kötü’ diye insanları ayıranlara yazıklar olsun!

    the-end
  • Cansız canlar, sema’a girsinler, canlansınlar da, ezel balının etrafında arılar gibi dönüp dursunlar!

    the-end
  • Göz kamaşmadan, zahmet çekmeden güneşi kim görebilir?

    the-end
  • Ey gönül! Denizin dalgalanması gibi coş köpür; deniz dalgalanmasaydı kokardı.
    the-end

  • Yalnız fareyi değil, birbirlerine düşman oldukları için kediyi de yakalım!

    the-end
  • Allah’ım, bana acımayana, bana kötülük yapana sen acı!
    the-end

  • Kolay görünen nice güç işler vardır.
    the-end

  • Bana bak da gör, bu dünyada halkın en aşağısıyım.

    the-end
  • Ey bizim tatlı aşkımız, ey bizim hastalığımızın tabibi! Şad ol.

    the-end
  • Dile kulaktan başka talib yoktur.
    the-end

  • Ey zavallı, tövbeler etmiştin, aşıklıktan usanmıştın. Aşk ansızın yüzünü gösterince ne tövben sana faydalı oldu, ne de istiğfar.

    the-end
  • Ne olur bizi dinleyen dostlar olsa.Zira bu destan bizim halimizin hikayesidir.
    the-end

  • Ham olan hiç pişmişin halinden anlar mı? Bunun için sözü kısa kesmelidir vesselam.
    the-end

  • Kardeşim sus, fazileti, edebi bırak! Sen edepten bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.

the-end

  • Sakın söz söyleme, söyleyeceksen sabırdan, tövbeden hiç bahsetme! Çünkü mecnunun, bir aşk delisinin tövbesine ait söz insanı rahatsız eder, sıkar.

    the-end
  • Ben her gazeli bitirdiğim zaman, gönlüm, coşarak söylediğim sözlere tövbe etmek istiyor.
    Ama Cenab-ı Hakk’ın dileği, gönlümün yolunu kesiyor ve onu tövbeden alıkoyuyor!
    the-end

  • Dilsiz, dudaksız söz söylemeyi huy edin! Hayat fani, insan ölünce ne dudak kalır ne de dil!

    the-end
  • Ben dudaklarımı kapadım. Sana söyleyeceğimi göz yolu ile söylüyorum. Sarhoşluğu fani olan, gelip giden her şey, başa yüktür, yük!
    the-end

  • Artık söz söyleyemiyorum; sözü bitireceğim! Zaten gönlümdeki düşünce ve duyguları anlatmaya imkan yok!
    the-end

  • Tövbe ettim, artık söylemeyeceğim, ama sen yine de mest olmuş aşığın tövbesini yalancı tövbe say!
    Bir insan hem aşık olsun, hem mest olsun, sonra da kalksın tövbe etsin; sen buna inanma!

the-end