10.Derece Tasavvuf nedir

Sırrı hazretleri şöyle dedi:

"Peygamberimiz(sav)'i rüyamda gördüm ve kendisine şöyle sordum. 'Ya Resulallah[sav] tasavvuf nedir?" Cevaben şöyle buyurdu: 'Dâ'vâyı terketmek; mânâyı ketmetmektir.

Erbâb-ı tasavvufa vacip olan dâvayı terketmek, mânâyı da ketmetmektir. "Sudûrü'l-ahrâr, kubûrü'l-esrâr" fehvasınca bütün büyüklerimiz, ehli olmayanlardan ve ağyardan (cahillerden) esrâr-ı Hakk'ı saklamışlar, setretmişlerdir. Ve sanki ondan habersizmişcesine tecâhül etmişlerdir. İşte bunlar ağyardı beşeriyyettin hazzını aşamayanlardır. Erbab-ı tasavvuf ise beşer üstü manevi nazlara sahip olanlardır.

Hem öyle zevk ki, bu mertebede olan kimse, Hakk'tan başkasını görmez. Onda alâyim-i nefsânî ve meâlim-i insanî olmaz. İşte hakikatte tasavvuf:

İnsanın herşeyiyle, hem zahiren, hem de bâtınen Allah'la olan bağlantısını kurmasıdır. Bir âşık, zahirî ve bâtınî olarak ru'yet-i halkı iskât eylese Hakk'ın sırrına lâyık olur. Ve nur-u ilahîde fena bulur.

Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine tasavvufun ne olduğunu sordular, o da cevaben: "Tasavvuf nefsin, Allah'ın Vahdetinde fena bulmasıdır." buyurdu. Sahib-i tasavvuf, bu fenaya erdikten sonra hakikî mutasavvıf olur.

Ebu Muhammed el- Harirî şöyle buyurdu: "Tasavvuf, yaratılmış olan şeylerin alçaklığından kurtulup, Allah'ın övdüğü şeylerin dairesi içerisine girmektir."

Herşeyin en iyisini Allah bilir.