4.Derece Vecd ve Tevacid-i Nur

Şeyh hazretleri Fütûhat'ında şöyle buyuruyor:

"Ey tâlib! Şunu iyi bil ki vecd, sâlikin Allah'ı müşahedesinden dolayı kalbe gelen bir hâldir. Bu halin gelmesi, başlangıçta ani olmakla birlikte, geliş şekliyle tıpkı, peygamberlere gelen vahyin ilk tesiri gibidir. Ve bu tesir, Hak tarafından aniden sâlikin kalbine salınır. Kalbe ulaşan bu vecdin tesiri şayet Allah'ın cemâlinin tecellisinden ise, vecdin sahibinde bu cûde karşı ünsiyyet hâsıl olur. Yok şayet tecelli-i kemâliyyeden ise, ünsiyyetle beraber kalbe bir rahatlık ve sükûnet peyda olur. Ama bu vecd, Allah'ın celâlinin tecellîsinden hâsıl olmuş ise, vecd sahibine ızdırap ve sıkıntı verir. Aynı zamanda korku ve dehşete düşürür."

Netice olarak vecd, sâlikin, kalbini evvelki halinden çıkarıp, Hakk'ın yakınlığının cezbesine kaptırmasıdır. Bu mevzuda Zünnûn hazretleri şöyle buyuruyor: "Vecd, Hakk'ın huzurunda hazır olmanın vermiş olduğu bir hâldir. Ki bu hal, kalbin evvelki halinden bir üst dereceye (Allah'a yakınlaşmaya) terfi etmesidir."

Vecd, sahibine nasip olan müşahede ve hâllerin derecesine göre çeşitli kısımlara ayrılır. Bu hallerden birincisi, kalbin ve kafanın bazan tahammül dahi edemeyeceği mânâların keşfedilmesiyle beraber, vecd sahibi kimsenin vücudu zaptedilemeyecek derecede titremeye başlar ve alabildiğine sarsılır. Bunun sebebi, gaybî mânâların tecellisi ve keşfiyle beraber, kuvvetli bir tazyikle kalbe hücum etmesindendir. Bu sayede kalp değişir ve hatta bu keşifler, insanın beşeriyyetine de tesir eder. Bu tesir vecd sahibinde bir çok hâlin tezahürüne sebep olur. Bahsettiğimiz bu vecdin husule gelmesinde birtakım değişik sebepler vardır. Mesela, bir kimse işittiği sesler münâsebetiyle de vecde girebilir. En zahmetsiz ve en kolay vecde girme hâli budur. Mesela; Mevlânâ hazretleri, Zerkûb Konevî'nin vurmuş olduğu çekiç sesleri sebebiyle vecde girmiştir. Hatta ibn-i Farız hazretleri Mısır yolculuğu esnasında çobanların okuduğu beyitler münasebetiyle vecde kapılmıştır. Kalbine hücum eden vecdin tesiriyle raksetmeye başlamış, etrafına toplanan halk onun bu vecdinden etkilenerek hep birlikte raksetmişlerdir. Çobanların okudukları beyitler ise şu mânâdadır.

Beyit

Ey Mevlamız! Gözlerimizi açıp sana ulaşmak isteriz

Hayalimizdeki bu temennimize müsaade et

İbn-i Farız hazretleri yine bir gün Mısır sokaklarında gezerken bir kadının, ölen kocasına ağıt için söylediği âh-u eninleri duyar duymaz vecde kapılmış, günlerce raksederek çırılçıplak kalana kadar üzerindeki elbiseleri parçalayıp atmıştır. Bir zaman sonra kendine gelerek toparlanmıştır. Nitekim, sahâbîden olsun, meşâyih-i kiramdan olsun, Kur'an tilavetini dinlerken vecde kapılanların sayısı bir hayli çoktur. İmam Gazâlî hazretleri İhyâ'sında şöyle buyuruyor:

"Sahabiden ve tabiînden bazıları, Kur'an okunduğu esnada kapıldıkları vecdle ağlamışlar, aşka gelmişler ve hatta bu vecd anında vefat edenler dahi olmuştur."

Tekellüfle olan vecde ise, tevâcid denir. Tevâcid; vecdin çekiciliği ve dairesi içine alma hâlidir. Bu daha ziyâde zikir meclislerinde olur. Şöyle ki; bir kimse bulunmuş olduğu meclisin hâlet-i rûhiyesine kapılarak, güzel nâmelerin ve zikirlerin sayesinde birdenbire kendini o ritmin içinde buluverir. Meclistekilerin vecde girmesi, onunda vecde girmesini sağlar. Hatta bazı hususları ve incelikleri bilmese bile, vecd sahiplerinin yapmış olduğu ritmik hareketleri ve zikirleri onları takliden yapmaya çalışsa yine vecdin lezzetine ulaşabilir. Zira o hâlet-i ruhiyenin insan üzerinde büyük ve derin tesirleri vardır. Onun için Hz. Peygamberdi Kur'an-ı Kerim'i dinlerken, ağlamaklığı olmasa bile ağlar gibi hüzünlenmenin güzel olduğunu ifade buyurmuşlardır.

Allah herşeyin en iyisini bilir.