8.Derece Hayret ve Heyeman

Hayret, kişinin, Allah'ın yaratmış olduğu şeylerin nizâm ve intizamındaki o eşsiz insicamın karşısında duymuş olduğu şaşkınlıktır. Bu noktada ilim ve akıl biter. Kişi sahip olduğu bilgilerin bu eşsiz nizam karşısında ne kadar kifayetsiz ve kıt olduğunu gördüğü an, Allah'ın sanatına olan hayranlığından hayrete düşer. Bu Allah aşkının tecellisiylede olan bir durumdur. Kişi Allah'a olan aşkının lezzetinden aklî melekelerini kullanamaz olur ve bu noktada hayrete düşer. Nitekim Hz. Mevlânâ bu mânâya münâsip olarak şöyle buyurmuştur.

Sahabenin ruhlarında Kur'ân'a karşı fevkalade bir iştiyak vardı,

ama aralarında hafız pek azdı.

Sahabe arasında birisi Kur'ân'a dörtte birini ezberledi de

duyuldu mu, sahabe, bu bizim ulumuz derdi.

Böyle büyük bir mânâ ile sureti bir arada cemetmek,

hayretlere düşmüş, mest olmuş

padişahtan başka kimseye mümkün değildir.

Böyle bir sarhoşluk âleminde

edeb kaidelerine riayet etmenin imkanı yoktur.

Bu imkan bulunsa bile şaşılacak şeydir doğrusu!

Ey kardeşim! Hayret iki kısımdır. Birincisi övülmüş olan hayret, ikincisi ise zemmedilmiş olan hayrettir. Hayret-i Memduh (övülmüş hayret) dinde olan ulvî müşahede ve nimetlerden zuhur eden, Allah'ın esma ve sıfatından hasıl olan hayrettir. Hayret-i mezmûme (yerilmiş hayret) ise, dünya ve ondaki olan mâsivâdan hoşlanarak, bu hoşlanmanın akabinde hayret etmektir. Bu hayret, nefsin hevâsından hasıl olur. Nitekim ibn Farız hazretleri her iki hayrete de işaret ederek şöyle buyuruyor:

Ey hayret, sende benim sevdiğim hayret varsa şayet.

Hiç tereddütsüz seni sevdim ve yolunu seçtim.

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) "Allah'ım hayretimi arttır" buyurmuştur. Nitekim Hz. Mevlânâ, bu hayret-i mahmudeye binaen şöyle buyurdu:

Kâh böyle gösterir kâh bunun aksini. Din işinin künhünü anlamaya imkan yoktur. Ona ancak hayran olunur.

Fakat din işinde hayrete düşen, arkasını ona çevirmiş, ondan haberi olmayan bir hayran değil, sevgiliye dalmış, onun yüzünden sarhoş olmuş, kendinden geçmiş bir hayrandır.

Eğer hayret, normal sınırları aşmışsa buna, heyemân denir. Heyemân lügatte, delicesine âşık olmayı ifade eder. Heyemân sahibi kimse, aklını hükmü altına alıp zabdetmeye gücü yetmeyen kimse demektir. Dehşetle heyemân arasındaki fark, dehşet aniden ve süratli bir biçimde gelir. Gidişi de o kadar süratlidir. Hayret ve heyemânın gelmesi de, gitmesi de uzun sürer. Hayretle heyemân arasındaki fark ise, hayrette îtidâlullah akla galip gelir. Heyemânda ise, aklın hâkimiyeti tamamen ortadan kalkar. Ve sahibini mecnûn kılar. Mest ve müstağrak olur.